Türkçe Light Novel

deneme bonusu veren siteler
deneme bonusu veren siteler 2025
deneme bonusu veren siteler yeni
deneme bonusu

  • Seri Listesi
  • Blog
  • Discord
Sign in Sign up
  • Seri Listesi
  • Blog
  • Discord
  • Isekai
  • Aksiyon
  • Fantastik
  • Seinen
  • Macera
  • Yaşamdan Kesitler
  • Harem
  • Romantik
  • Psikolojik
  • Okul Hayatı
  • Komedi
Sign in Sign up
SON EKLENEN BÖLÜMLER

Elitler Sınıfı

4 Eylül 2026
   Cilt 23 - Bölüm 37    Cilt 23 - Bölüm 36

Tavşan Kostümlü Senpai’m

30 Ağustos 2026
Bölüm 5 Bölüm 4

Fate/Zero

30 Ağustos 2026
Bölüm 1-Kotomine Kirei Bölüm 0.5-Prolog

Eczacı Günceleri

3 Ağustos 2026
3. Bölüm - Jinshi 2. Bölüm - İki Gözde Eş

deneme 1

2 Temmuz 2026
bolum 1- deneme

Fate/Zero - Bölüm 1-Kotomine Kirei

  1. Home
  2. Fate/Zero
  3. Bölüm 1-Kotomine Kirei
Prev
Manga Info

3 Yıl Önce

Okültizmden söz açıldığında, boyut teorileri bu dünyanın ‘dışından’ gelen bir ‘gücün’ varlığına işaret eder.(ÇN: Okültizm, bilimsel yöntemlerle veya normal yollarla erişilemeyen gizli bilgileri, doğaüstü inançları ve bu alanlardaki pratik uygulamaları inceleyen bir öğretidir. )

Her şeyin başlangıcına ulaşmak.

Tüm büyücülerin nihai arzusu, yani ‘Kök‘…

Tanrı’nın makamı, Akaşik Kayıtlar; bu dünyadaki her şeyi var eden ve kaydeden, varoluşun başı ve sonu.

İki yüz yıl önce, bu dünyanın ‘dışındaki’ o yer üzerinde deneyler yürütenler vardı.

Einzbern, Makiri ve Tohsaka.

‘Üç Başlangıç Ailesi’ olarak anılan bu soyların tasarladığı şey, sayısız efsaneye konu olmuş ‘Kutsal Kâse’nin bir kopyasını üretmekti.

Kâse’nin çağrılmasının her türlü dileği gerçekleştireceğini uman bu üç büyücü ailesi, o ‘mutlak kabı’ nihayet cisimleştirebilmek için zanaatlerini ortaya koydu.

…Fakat Kâse, yalnızca tek bir kişinin dileğini yerine getirebilirdi.

Bu gerçek açığa çıkar çıkmaz, aralarındaki iş birliği bağları kanlı çatışmalarla paramparça oldu.

‘Kutsal Kâse Savaşı’nın, yani ‘Heaven’s Feel’in başlangıcı işte buydu.

O günden bu yana Kâse, her 60 yılda bir Uzak Doğu’nun ‘Fuyuki’ topraklarında yeniden çağrılır oldu.

Kâse, onu elde edecek güce sahip yedi büyücü seçer ve ‘Hizmetkâr’ adı verilen Kahraman Ruhlar’ın çağrılmasını mümkün kılmak adına aralarında devasa miktarda prana paylaştırır.(ÇN:pranayı mana gibi düşünebilirsiniz ufak tefek farklılıklarla.)

Ölümüne bir savaşın neticesi, bu yedi kişiden hangisinin Kâse’ye layık olduğunu belirler.

— Basitçe özetlemek gerekirse, Kotomine Kirei’nin şu an bizzat deneyimlediği şey tam olarak buydu.

“Sağ elinde beliren bu desene ‘Komut Mühürleri’ denir.Bu mühürler, Kâse tarafından seçildiğinin kanıtı ve bir Hizmetkâr’ı kontrol etme hakkı tanıyan kutsal bir işarettir.”

Bunu pürüzsüz ama kendinden emin, etkileyici bir ses tonuyla açıklayan kişi Tohsaka Tokiomi’ydi.

İtalya’nın Torino kentinin güneyindeki en nezih muhitte, küçük bir tepenin üzerine kurulmuş zarif bir villanın odasında üç adam koltuklarda oturuyordu.

Kirei, Tokiomi ve onları tanıştırıp bu konuşmaya aracılık eden Peder Kotomine Risei… Kirei’nin öz babası.

Yakında seksenine basacak bir Peder’in dostu olmak için Tohsaka oldukça özgün kişiliğe sahip bir Japon’du.

Kirei ile hemen hemen aynı yaşlarda görünüyordu; oturaklı ve usta birinin ağırlığına sahipti.

Japon standartlarına göre bile köklü ve seçkin bir aileden geliyordu; söylediğine göre bu villa onun ikinci ikametgâhıydı.

Fakat en ilgi çekici yanı, kendisinin bir ‘büyücü’ olduğunu gayet rahat bir tavırla ilan etmesiydi.

Bir büyücü olmak kulağa geldiği kadar tuhaf bir durum değildi.

Kirei de babası gibi bir din adamıydı, yine de baba ile oğulun vazifesi sıradan insanların bildiği ‘Peder’ kavramından oldukça farklıydı.

Kirei gibilerin bağlı olduğu ‘Kutsal Kilise’, mucizelerin ve ilahi sırların sınırları dışındaki sapkınlıkların lekesini temizleme ve onları unutuluşa gömme rolünü üstlenen bir öğretiye sahipti.

Yani büyücülük gibi bir küfrü denetleyebilecekleri bir konumda duruyorlardı.

Büyücüler ise sadece kendi aralarında örgütlenir ve Kutsal Kilise’ye rakip bir tehdit oluşturan, kendilerini ‘Birlik’ olarak adlandıran korumacı bir yapı içinde toplanırlardı.

Şu an için her iki taraf da geçici bir sükuneti koruma konusunda anlaşmış durumdaydı; yine de Kutsal Kilise’den bir Peder ile bir büyücünün aynı binada bir araya gelip böyle bir konuşma yapması akıl alır gibi değildi.

Peder Risei’nin durumunda ise, Tohsaka ailesi bir büyücü hanesi olmasına rağmen Kilise’nin çok önceden beri köklü bağlarının olduğu bir aileydi.

Kirei, elinin üzerinde beliren üç parçalı deseni henüz önceki gece fark etmişti.

Durumu babasına danışmış ve Risei, ertesi sabah oğlunu o genç büyücüyle buluşturmak üzere vakit kaybetmeden Torino’ya getirmişti.

Ayaküstü bir selamlaşmanın ardından Tokiomi’nin bu gizli toplantıda Kirei’ye yaptığı açıklamalar, bahsi geçen o ‘Heaven’s Feel’ savaşıyla ilgiliydi.

Kirei’nin elinde beliren işaretin ardındaki anlam… Yani üç yıl sonra gerçekleşecek olan Kutsal Kâse’nin dördüncü çağrılışında, Kirei’nin bir mucize dileme hakkı için savaşma ayrıcalığı kazandığı gerçeğiydi.

Savaşmaktan kaçtığından değil.

Kirei’nin Kutsal Kilise’deki görevi özünde sapkınlığın doğrudan ortadan kaldırılmasıydı; bu da onun tam teşekküllü bir savaşçı olduğu anlamına geliyordu.

Bir büyücüye karşı ölüm kalım mücadelesine girmesinin zaten onun asıl vazifesi olduğu söylenebilirdi.

Asıl mesele, bir din adamı olan Kirei’nin, büyücüler arasındaki bir ihtilaf olan Heaven’s Feel’e bir ‘büyücü’ kisvesiyle katılmasını gerektiren o çelişkiydi.

“Heaven’s Feel dediğimiz şey, Hizmetkârlar’ı birer tanıdık gibi kullanan bir savaştır. Bu yüzden ilerleyebilmek için çağırma işleminin temel büyücülük bilgisi şart hale gelir. …Esasen, Hizmetkârlar’ın Ustası olarak seçilen yedi kişinin büyücü olması gerekir. Büyücülükten geçimini sağlamayan senin gibi birinin Kâse tarafından bu kadar erken bir aşamada layık görülmesi gerçekten istisnai bir durum.”

“Kâse’nin seçim yaparken bir önceliği var mı?”

Tokiomi, henüz ikna olmamış Kirei’ye başıyla onay verdi.

“Demin ‘Üç Başlangıç Ailesi’nden bahsetmiştim — zira seçim hakkı Makiri (ki şimdilerde adlarını Matou olarak değiştirdiler), Einzbern ya da Tohsaka haneleriyle bağlantılı büyücülere öncelik tanır. Başka bir deyişle…”

Tokiomi sağ elini kaldırıp üzerindeki üç katmanlı deseni gösterdi.

“Tohsaka ailesinin mevcut reisi olarak sıradaki savaşta ben de yer alacağım.”

Yani bu adam, Kirei’ye bu kadar kılavuzluk ettikten sonra onunla kanlı bıçaklı olmayı mı planlıyordu?

Kirei bunu tam olarak kavrayamasa da aklındaki sayısız soruyu sormaya devam etti.

“Demin bahsettiğiniz Hizmetkârlar konusunu merak ediyorum. Hizmetkâr olarak çağrılan ve kullanılan Kahraman Ruhlar demiştiniz…”

“İnanması güç gelebilir ama gerçek bu. Bu Kâse’nin yegâne mucizesi de bu zaten.”

Tarihte ve efsanelerde iz bırakmış ulu insanların, insanüstü varlıkların hikayeleri.

Ölümlerinden sonra insanların ebedi hafızasında yer etmiş, insanlık mertebesinin ötesine geçerek ruhani boyutta bile yükselmiş kişilerdir onlar; yani ‘Kahraman Ruhlar’.

Büyücülerin genelde tanıdık olarak çağırdığı intikamcı ruhlardan ya da doğadaki sıradan kötücül ruhlardan bambaşka bir seviyededirler.

Tabiri caizse, bir tanrının ruhani kudretine sahip varlıklardır.

Bu gücün bir kısmı ödünç alınıp açığa çıkarılabilse de onların bu dünyada sıradan birer araç gibi kullanılabilmesi akıl almaz bir şeydir.

“Bu imkânsızı mümkün kılmanın Kâse’nin kudreti olduğunu düşünürsen, onun ne denli akıl almaz bir hazine olduğunu anlarsın. Nihayetinde bir Hizmetkâr çağırmak bile Kâse’nin gücünün sadece ufak bir kırıntısıdır.”

Sanki kendisi bile söylediklerine hayret ediyormuşçasına, Tohsaka Tokiomi derin bir iç çekip başını iki yana salladı.

“Antik tanrılar çağından tutun da en fazla bir asır öncesine kadar yaşamış Kahraman Ruhlar çağrılabilir. Yedi Kahraman Ruh, yedi Usta’ya itaat eder; her biri kendi Usta’sını korur ve düşman Usta’ları ortadan kaldırır. Her çağdan ve her diyardan kahramanlar günümüze çağrılır ve üstünlük uğruna ölümcül bir yarışta kozlarını paylaşırlar. Fuyuki Kutsal Kâse Savaşı, yani Heaven’s Feel işte tam olarak budur.”

“…Böylesine bir canavarlık mı? Hem de binlerce sivilin yaşadığı bir yerde?”

Bütün büyücüler kendilerini gizleme kuralına bağlıdır.

Bilimi yegâne evrensel gerçek kabul eden bu çağda izlenecek en aşikâr yol buydu.(ÇN:Size açıklama yapmak için o kadar çok çevirmen notu koyasım geliyor ki anlatamam… Ama yapmayacağım çok gerekli görmediğim yerler dışında.)

Kutsal Kilise’nin varlığı da hesaba katıldığında, varlıklarını ilan etmek kesinlikle söz konusu dahi olamazdı.

Fakat Kahraman Ruhlar gibi felaket boyutunda bir yıkım getirebilecek bir gücü saklamak zorundaydınız.

Günümüz dünyasında insanlar arasındaki bir çatışmada yedi Hizmetkâr’ı kullanmak ve onları birbiriyle çarpıştırmak… Pratikte savaşta kitlesel bir katliam emri vermekten farksızdı.

“— Elbette bu yüzleşmenin mutlak bir gizlilik içinde yürütülmesi gerektiği zımni bir kuraldır. Bunu sağlamak için de dört dörtlük bir denetim şarttır.”

O ana kadar sessizliğini koruyan Kirei’nin babası Peder Risei öne çıkıp söze girdi.

“Heaven’s Feel her 60 yılda bir gerçekleşir ve bu seferki dördüncüsü olacak. İkinci Savaş patlak verdiğinde Japonya zaten modernleşme sürecine girmişti. En ücra köşelerde bile insanların ciddi hasarlara tanık olmasını görmezden gelemeyiz.

Bu yüzden üçüncü Heaven’s Feel’den bu yana, Kutsal Kilise olarak bir gözetmen atamamız konusunda büyücülerle aramızda bir anlaşmaya varıldı. Savaştan doğacak felaketleri asgariye indirmek için hem savaşın varlığını gizlemeli hem de büyücülerin bu husumeti sır olarak tutmasını sağlamalıyız.”

“Kilise, büyücüler arasındaki bir çatışmada hakemlik mi yapıyor yani?”

“Tam olarak büyücüler arasındaki bir çatışma olduğu için. Büyücüler Birliği içinde siyasi çıkarlar yüzünden hakemlik yapmaya uygun tek bir kişi bile yok. Kilise gibi harici bir otoriteye başvurmaktan başka makul hiçbir yol yoktu.

Ayrıca Kutsal Kilise’mizin en başta ‘Kutsal Kâse’ isminin uluorta kullanılmasına izin vermesi zaten mümkün değildi. Gerçekten Tanrı’nın oğlunun kanını toplayan o kadeh olma ihtimalini de göz ardı edemeyiz.” (ÇN: Hristiyan Mitolojisindeki Kutsal Kaseden bahsediliyor arkadaşlar. Seride çok mitolojik ve tarihi gönderme/karakter mevcut)

Kirei ve Risei, baba oğul olarak 8. Ayin Meclisi adı verilen birimde görev yapıyordu.

Kutsal Kilise bünyesindeki bu grubun görevi, kutsal emanetlerin kontrolünü yeniden ele geçirmekti.

Kutsal Kâse denen hazine pek çok masal ve efsanede yer alırdı ve Kilise doktrininde ‘Kâse’nin önemi son derece büyüktü.

“Bu şartlar altında, geçen sefer Dünya Savaşı’nın kaosunda üçüncü Heaven’s Feel sırasında uygun bir zamanda bir toplantı yapıldı ve o dönem genç bir adam olan bana bu mühim vazife verildi. Gelecek savaşta da mücadelenizi denetlemek üzere Fuyuki topraklarına gideceğim.”

Babasının bu sözleri karşısında Kirei başını yana eğmekten kendini alamadı.

“Bir dakika lütfen. Seçilen Kilise gözetmeninin tarafsız olması beklenmez mi? Katılımcılardan birinin öz oğlu olması sorun teşkil etmez mi…?”

“Dur bakalım. Bunun kuralların bir açığı olduğunu mu düşünüyorsun?”

İnatçı babasının yüzündeki o alışılmadık tebessüm, Kirei’nin anlam veremediği bir şeyleri ima ediyordu.

“Kotomine-san, oğlunun aklını daha fazla karıştırma. Asıl meseleye geçelim.”

Tohsaka Tokiomi yaşlı rahibi doğrudan sadede gelmesi için uyardı.

“Hımm, doğru. — Kirei, buraya kadar anlattıklarımız Kâse Savaşı’nın sadece ‘görünen yüzüydü’. Bugün seni Bay Tohsaka ile bir araya getirmemin başka bir sebebi daha var.”

“…Nedir o?”

“Doğrusunu söylemek gerekirse, Fuyuki’de ortaya çıkan Kâse’nin ‘Tanrı’nın oğlu’na ait kutsal emanetten farklı bir şey olduğuna dair çok uzun zamandır kesin kanıtlarımız var. Nihayetinde Fuyuki’nin Heaven’s Feel’indeki savaş, ütopya kapılarını açan o mutlak kabın yalnızca bir taklidi olan hazine için veriliyor. Kilisemizle uzaktan yakından hiçbir alakası yok.”

İşin aslı buydu.

Aksi takdirde Kutsal Kilise sessiz bir gözetmen rolüyle asla yetinmezdi.

Eğer Kâse gerçek bir ‘Kutsal Emanet’ olsaydı, Kilise ateşkes anlaşmasını bir kenara iter ve onu büyücülerin elinden zorla söküp alırdı.

“Eğer bir kadehin nihai hedefi yalnızca Akaşik Kayıtlar’a ulaşmak için kullanılan bir araçtan ibaretse, bu Kutsal Kilise’mizi hiç mi hiç ilgilendirmez. Ne de olsa büyücülerin ‘Akasha’ya, yani kökene ulaşma arzusu ilkelerimizle ille de çelişmek zorunda değildir.

— Gerçi onu kendi haline bırakabilmemiz için güvenilir ve güçlü birine emanet etmemiz şart. Uygunsuz birinin eline geçerse ne tür facialara yol açacağını kestiremeyiz.”

“O halde onu bir sapkınlık olarak ortadan kaldırırsak—”

“Bu dediğin de pek mümkün sayılmaz. Kâse için karşı karşıya gelen büyücüler inanılmaz bir azme sahiptir. Doğrudan bir yargılamaya kalkışırsak Büyücüler Birliği ile çatışma kaçınılmaz olur. Bu da haddinden fazla kurban verilmesine yol açar.

Bunun yerine, ikinci en iyi plan olarak onu ‘arzu edilen bir kişiye’ emanet etmenin bir yolunu bulmaktan daha makul bir seçenek olamaz.”

“…Anlıyorum.”

Kirei bu görüşmenin asıl gayesini yavaş yavaş kavramaya başlıyordu.

Zira babası, bir büyücü olan Tohsaka Tokiomi ile içli dışlıydı.

“Tohsaka ailesi kendi topraklarının inancı yüzünden baskı gördüğünden beri bizimle aynı inançları benimsemiştir. Tokiomi-kun’un karakterini bildiğim için, Kâse’yi kullanma ehliyetine bizzat sahip olduğu kesindir.”

Tohsaka Tokiomi başıyla onaylayıp söze devam etti.

“  ‘Kök’e ulaşmak. Biz Tohsakalar için bundan daha yüce bir amaç yoktur. Fakat ne yazık ki bir zamanlar aynı gayeyi paylaşan Einzbernler ve Matoular, dünyevi meselelere kapılıp bu yoldan saptılar ve şimdilerde asıl amaçlarını tamamen unuttular. Dışarıdan dört Usta davet ettiklerine hiç değinmiyorum bile. Kâse’yi sadece kendi aşağılık ihtirasları için istiyorlar, başka hiçbir şey için değil.”

Bu da Kutsal Kilise’nin, Kâse’nin taşıyıcısı olarak Tohsaka Tokiomi’den başkasını onaylamayacağı anlamına geliyordu.

Böylece Kirei kendisine verilen görevi daha iyi kavradı.

“Yani sıradaki Kâse Savaşı’na katılıp Bay Tohsaka Tokiomi’nin kazanmasını sağlamamı istiyorsunuz, öyle mi?”

“Aynen öyle.”

Sonunda Tohsaka Tokiomi’nin yüzünde ilk kez bir tebessüm belirdi.

“Elbette zafer şansımızı artırmak için perde arkasından güçlerimizi birleştirecek ve kalan beş Usta’yı ortadan kaldıracağız.”

Tokiomi’nin bu sözleri üzerine Peder Risei sert bir şekilde başını salladı.

Kutsal Kilise’nin hakem olarak tarafsızlığı çoktan bir maskaralığa dönüşmüştü.

Kilise’nin asıl beklentileri düşünüldüğünde bu Heaven’s Feel epey ilginç geçecekti.

Kirei açısından ise bu durum ne iyi ne de kötüydü.

Kilise’nin niyeti açık olduğuna göre, ona düşen tek şey sadık bir infazcı olarak görevini harfiyen yerine getirmekti.

“Kirei-kun, Kutsal Kilise’den Büyücüler Birliği’ne transfer edilecek ve benim çırağım olacaksın.”

Tohsaka Tokiomi araya hiç es vermeden, pratik bir tonla açıklamalarını hızlandırdı.

“Bir — transfer mi?”

“Geçiş işlemleri resmileşti bile Kirei.”

Bunu söylerken Peder Risei bir mektup çıkardı.

Hem Kutsal Kilise’nin hem de Büyücüler Birliği’nin ortak imzasını taşıyan ve Kotomine Kirei adına düzenlenmiş bir bildiriydi bu.

Kirei bu bürokratik hız karşısında şaşırmaktan kendini alamadı: Dünden bugüne mektup anında halledilmişti.

Nihayetinde Kirei için bu meseleye itiraz etmenin hiçbir anlamı yoktu; bu konuşmaya içerlemesi için de özel bir sebebi bulunmuyordu.

Çünkü Kirei’nin zerre kadar bir gayesi yoktu.

“Önemli olan, Japonya’daki evimde büyücülük talimi yapmaktan başka hiçbir şeyle uğraşmaman olacak. Bir sonraki Heaven’s Feel üç yıl sonra.

O zamana kadar sana itaat eden bir Hizmetkâr edinmeli ve savaşa bir Usta olarak katılacak seviyede bir büyücü haline gelmelisin.”

“Fakat — bu uygun olur mu? Açıkça sizin rehberliğinizden geçersem, birlikte çalıştığımıza dair şüpheler uyanmaz mı?”

Tokiomi soğuk bir tebessümle başını iki yana salladı.

“Büyücüleri hiç tanımıyorsun. Çıkarlar çatıştığı takdirde, usta ile çırağı arasındaki bir husumetin ölüm kalım savaşıyla sonuçlanması bizim dünyamızda sıradan bir vakadır.”

“Aahh, anlıyorum.”

Kirei büyücüleri anlama niyetinde olmasa da büyücü denen o ırkın eğilimlerine gayet iyi hakimdi.

Bir infazcı olarak ‘sapkın’ büyücülerle kozlarını paylaşmak için sayısız fırsatı olmuştu.

Kendi elleriyle yere serdiği insanların sayısı onlarca, yirmilerce değildi.

“Başka bir sorun var mı peki?”

Tokiomi konuşmayı noktalamak istercesine sorduğunda, Kirei en başından beri kafasını kurcalayan o soruyu yöneltti.

“Yalnızca bir tane — Ustaları seçen Kâse’nin asıl gayesi nedir?”

Anlaşılan bu, Tokiomi’nin hiç beklemediği bir soruydu.

Büyücünün kaşları kısa bir an çatıldı, ardından rahat bir tavırla cevap verdi.

“Kâse… Elbette öncelikli olarak ona gerçekten muhtaç olan Ustaları seçecektir.

Demin de belirttiğim gibi, biz Tohsakalar üç kurucu aileden biri olarak bu listenin en tepesinde yer alıyoruz.”

“Yani bütün Ustaların Kâse’yi istemek için geçerli bir sebebi mi var?”

“Sadece bununla sınırlı değil. Kâse yedi kişinin ortaya çıkmasını şart koşar. Şayet o an yeterli sayıda insan çıkmazsa, normalde hiç seçilmeyecek sıra dışı kişiler bile Komut Mühürleri taşıyabilir. Geçmişte böyle vakalar olmuş olabilir ama —

Aa, anladım.”

Konuşurken Tokiomi, Kirei’nin neden şüphelendiğini kavramış gibiydi.

“Kirei-kun, neden seçildiğini anlamlandıramıyorsun, öyle değil mi?”

Kirei başını salladı.

Ne kadar ararsanız arayın, dilek bahşeden bir mekanizmanın onu fark etmesi için ortada hiçbir sebep yoktu.

“Hımm, haklısın, gerçekten garip. Seni Kâse’ye bağlayan tek şey gözetmen olarak atanan baban olabilirdi ama… Belki de asıl sebep sahiden budur?”

“…Nasıl yani?”

“Kâse, Kutsal Kilise’nin Tohsaka ailesini destekleyeceğini önceden sezmiş olabilir. Bu sayede Komut Mühürleri edinen bir Kilise infazcısı Tohsaka’nın arkasında duracaktı.”

Bunu söylerken Tokiomi, konuyu kapatmanın getirdiği tatminle ekledi.

“Başka bir deyişle Kâse, bana, yani bir Tohsaka’ya iki kişilik Komut Mührü hakkı tanıyor ve bunun için de seni bir Usta olarak seçti.

…Ne dersin? Bu açıklama seni tatmin etti mi?”

Sonucu böylesine cüretkâr bir tonla ortaya koymuştu.

“…”

Bu küstahça özgüven, Tohsaka Tokiomi denen adama cuk oturuyordu.

Bu adam, alaycılığın sınırlarında gezen bir vakara sahipti.

Kuşkusuz, bir büyücü olarak son derece mükemmel bir adamdı.

Ve bu mükemmelliğin getirdiği o sarsılmaz özgüvene sahip olmalıydı.

İşte bu yüzden muhtemelen kendi muhakemesinden asla şüphe duymazdı.

Bu da şu an burada Tokiomi’den bundan başka hiçbir cevap alamayacağınız anlamına geliyordu — Kirei’nin vardığı nihai kanaat buydu.

“Japonya’ya ne zaman gidiyoruz?”

İçindeki hayal kırıklığını gizleyen Kirei konuyu değiştirdi.

“Kısa bir süreliğine Büyük Britanya’ya uğrayacağım. Saat Kulesi’nde halletmem gereken ufak bir işim var.

Sen benden biraz önce Japonya’ya gideceksin. Aileme haber veririm.”

“Anlaşıldı. O halde hemen yola koyuluyorum.”

“Kirei, sen önden git. Benim Bay Tohsaka ile konuşmam gereken bir mesele var.”

Babasının sözleri üzerine başını sallayan Kirei yerinden kalktı ve sessizce eğilip selam verdikten sonra odadan tek başına ayrıldı.

※※※※※

Odada kalan Tohsaka Tokiomi ve Peder Risei, Kotomine Kirei’nin gidişini sessizce izledi.

“Güvenilir bir oğlunuz var Kotomine-san.”

“Bir ‘İnfazcı’ olarak gücü tescillidir. Talimler sırasında hiçbir meslektaşı onun kadar gayretli değildir. Asıl şüphe duymanız gereken kişi benim.”

“Ho… İnancın savunucusuna yakışır örnek bir duruş mu bu?”

“Ah, söylemesi utanç  veriyor ama benim gibi bunak bir ihtiyarın tek gurur kaynağı bu Kirei işte.”

Yaşlı Peder sertliği ve disipliniyle tanınırdı fakat Tokiomi’nin yanında kendini rahat hissettiğinden gülümsedi.

Gözleri biricik oğluna çevrildiğinde, içindeki güven ve sevgi açıkça kendini belli ediyordu.

“Yaşım elliyi geçtiğinde hâlâ bir evladım olmadığı için bir vâris edinmekten ümidi kesmiştim… Ama şimdi oğlumun bu kadar ileri gittiğini görmek beni hayrete düşürüyor.”

“Yine de büyücülere güvenmeyi… Transferini… Heaven’s Feel’i bile beklediğimden çok daha kolay kabul etti, sizce?”

“Oğlum, Kilise’nin iradesi söz konusuysa gözünü kırpmadan ateşe atlar. İnancı uğruna göze alamayacağı hiçbir şey yoktur.”

Tokiomi yaşlı rahibin sözlerinden şüphe etmek istemese de Peder Risei’nin oğlundan edindiği izlenim pek öyle ‘tutkulu bir inanç’ gibi durmuyordu.

Kirei denen adamın o sessiz duruşu, ona daha ziyade nihilizmi çağrıştırıyordu.

“Açık konuşmak gerekirse bu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Nereden bakarsam bakayım, kendisini hiç ilgilendirmeyen bir meseleye öylesine dahil edilmiş gibi duruyor.”

“Yok… Bu onun için sahiden bir kurtuluş olabilir.”

Peder Risei lafı dolandırarak kederli bir şekilde mırıldanmaya başladı.

“Özel bir mesele lakin karısı birkaç gün önce vefat etti. Evleneli henüz iki yıl bile olmamıştı.”

“Ah, ben—”

Tokiomi bu beklenmedik durum karşısında söyleyecek söz bulamadı.

“Dışarıdan belli etmese de bu acıya gayet iyi dayanıyor gibi duruyor. …İtalya’da çok fazla hatırası var. Belki de şu an Kirei için yeni bir görev uğruna eski vatanına dönmek yaralarını sarmaya yardımcı olabilir.”

Risei konuşurken derin bir iç çekti.

Tokiomi ise bakışlarını dosdoğru ona dikmişti.

“Tokiomi-kun, insanın gerçek değeri zorluklar arttıkça ortaya çıkmaz mı?”

Tokiomi yaşlı rahibin bu sözleri karşısında saygıyla eğildi.

“Minnettarım. Kutsal Kilise’ye ve Kotomine ailesinin iki nesline olan borcum, ailemizin bir düsturu olarak kazınacaktır.”

“Rica ederim, ben sadece Tohsaka’nın gelecek nesline verdiğim yemini tutuyorum. — Geriye sadece yolculuğun seni ‘Kök’e ulaştırana dek Tanrı’nın himayesi için dua etmek kalıyor.”

“Evet. Büyükbabamın ukdesi, Tohsakalar’ın en büyük arzusu; tüm hayatım sadece bunun için var oldu.”

Taşıdığı sorumlulukların ağırlığı altında özgüveninin ne denli ezildiğini gizleyen Tokiomi, kararlı bir şekilde başını salladı.

“Bu yıl o Kâse’ye ulaşacağım. Ne pahasına olursa olsun bunu başaracağım.”

Tokiomi’nin bu vakur duruşu karşısında Peder Risei, merhum dostunun hatırasını yad etti.

‘Dostum… Sen de ardında gerçekten hayırlı bir vâris bırakmışsın.’

※※※※※

Akdeniz rüzgârı saçlarını savururken Kotomine Kirei, tepedeki villadan dar ve kıvrımlı patika boyunca tek başına, sessizce geri dönüyordu.

Kirei nihayet az önce tanıştığı Tohsaka Tokiomi denen adam hakkında edindiği sayısız izlenimi zihninde bir düzene soktu.

Belki de çetin bir hayat sürmüştü.

Sanki gururu çektiği zorluklarla doğru orantılı olarak şekillenmiş gibi, haklı olarak övünebileceği sağlam bir vakara sahip bir adamdı.

Bu tür kişilikleri gayet iyi anlardı.

Kirei’nin öz babası da tam olarak bu Tohsaka Tokiomi ile aynı kumaştandı.

Doğumlarının ardındaki anlamı, kendi varoluş gayelerini tanımlamış ve bu yolda zerre şüphe duymadan yürüyen adamlar.

Asla sendelemez, asla tereddüt etmezlerdi.

Hayatlarının her alanında, ömürlük hedefleri olarak belirledikleri ‘bir şeyin’ ifasına kilitlenmiş, net bir amaç doğrultusunda hareket eden çelikten bir iradeye sahiptiler.

Bu ‘inancın biçimi’ Kirei’nin babası söz konusu olduğunda dindar bir itikatken; Tohsaka Tokiomi’de ise belki de seçilmiş birinin özgüveniydi — avam tabakasına ait olmayan bir imtiyaz ve omuzlanması gereken bir sorumluluğun şuuru.

Günümüzde nesli tükenmekte olan o ‘hakiki aristokratlar’dan biriydi o.

Bundan böyle Tohsaka Tokiomi’nin varlığı muhtemelen Kirei için önemli anlamlar taşıyacaktı… Ama yine de Kirei’nin hamuruyla asla uyuşmayacak bir türdendi.

Bu da babasına benzediğini söylemekle tamamen aynı şeydi.

Sadece kendi ideallerini görenler, bir ideale sahip olamayanların çektiği ıstırabı asla anlayamazlardı.

Tokiomi gibilerin inançlarının temelinde bir ‘amaç duygusu’ yatıyordu fakat bu duygu Kotomine Kirei’nin zihninde zerre kadar yer etmemişti.

Yirmi yılı aşkın ömründe bir kez olsun böyle bir hissi tatmamıştı.

Böyle düşündüğü için en asil fikri yüce göremez, hiçbir arayışta teselli bulamaz ya da hiçbir zevkte huzura eremezdi.

Böyle bir adamın en başta bir amaç duygusuna sahip olması zaten mümkün değildi.

Sıradan dünyanın benimsediği değer yargılarından neden bu kadar fersah fersah uzak olduğunu bile kavrayamıyordu.

Kirei, kendini adayabileceği herhangi bir tutkuyu dahi zihninde canlandıramıyordu.

Hâlâ bir Tanrı’nın varlığına inanıyordu.

Onu idrak edecek olgunluğa erişememiş olsa da yüce bir varlığın mevcudiyetine kaniydi.

Günün birinde Tanrı’nın en kutsal kelamının kendisini o mutlak hakikate ulaştıracağına ve kurtaracağına inanarak yaşadı.

Bu umuda bel bağladı, ona sımsıkı tutundu.

Fakat kalbinin derinliklerinde gerçeği çoktan biliyordu.

Onun gibi bir adam için kurtuluşun artık Tanrı’nın sevgisinden gelmeyeceğini gayet iyi biliyordu.

Böylesi bir öfke ve çaresizlikle yüzleşmek onu mazoşizme sürüklemişti.

Ahlaki terbiye uğruna nefis terbiyesi kisvesi altında, tekrar tekrar kendini yaralayıp durmuştu.

Fakat bu işkenceler Kirei’nin bedenini demir gibi döverek şekillendirdi ve farkına vardığında Kutsal Kilise’nin elit tabakasının zirvesine, kimsenin boy ölçüşemeyeceği bir ‘İnfazcı’ mertebesine yükselmişti.

Herkes buna ‘şeref’ diyordu.

Kotomine Kirei’nin nefis terbiyesi ve adanmışlığı, din adamları için bir örnek model olarak övülüyordu.

Babası Risei de bir istisna değildi.

Kirei, Kotomine Risei’nin oğluna neden bu kadar itimat ettiğini ve hayranlık duyduğunu çok iyi anlıyordu fakat bu, hedeften fersah fersah uzak bir yanılgıdan ibaretti; zira gerçekte kalbi utanç verici bir haldeydi.

Muhtemelen bir ömür bile bu yanılgıyı düzeltmeye kafi gelmeyecekti.

Bugüne dek Kirei’nin ne denli eksik olduğunu anlayabilen tek bir kişi bile çıkmamıştı.

Evet, seveceği o yegâne kadın bile—

“…”

Hafif bir baş dönmesi hisseden Kirei adımlarını yavaşlattı ve elini alnına koydu.

Kaybettiği karısını hatırlamaya çalıştığında, darmadağınık düşünceleri yükselen bir sis bulutunun içinde kaybolup gidiyordu.

Uçurumun kenarında, yoğun bir sisin ortasında durmak gibiydi bu.

Hayatta kalma içgüdüsü ona tek bir adım bile ileri atmamasını fısıldıyordu.

Farkına vardığında tepenin eteklerine varmıştı bile.

Kirei durdu ve tepenin doruğundaki o uzaktaki villaya doğru arkasına dönüp baktı.

Neticede Tohsaka Tokiomi ile yaptığı görüşmeden hâlâ tatmin edici bir sonuca varamamıştı… Kirei’yi en çok kurcalayan asıl mühim mesele buydu işte.

‘Kâse’ gibi mucizevi bir güç neden Kotomine Kirei’yi seçmişti?

Tokiomi’nin açıklaması zorlama bir açıklamadan ibaretti.

Eğer Kâse, Tokiomi’nin arkasında duracak bir destekçi istediyse, onunla dostluk kurabilecek dilediğiniz kadar yetenekli insan bulabilirdiniz; Kirei’yi bulmazdınız.

Sıradaki Kâse’nin zuhurunda onun seçilmesinin ardında muhakkak başka bir sebep olmalıydı.

Yine de… Düşündükçe Kirei bu tutarsızlığı daha da endişe verici buluyordu.

Özünde hiçbir gaye taşımıyordu.

Ne bir ideali ne de bir arzusu vardı.

Nereden bakarsanız bakın, ‘her şeye kadir bir dilek makinesi’ gibi bir mucizenin taşıyıcısı olması için hiçbir gerekçesi yoktu.

Kirei, kederli bir çehreyle sağ elinin üzerinde beliren o üç sembole baktı.

Komut Mühürleri’nin kutsal bir işaret olduğunu söylüyorlardı.

Acaba üç yıl sonra omuzlayacağı bir ahit bulabilecek miydi?

Çevirmen:emiyaayniben

 

Prev
Manga Info

Comments for chapter "Bölüm 1-Kotomine Kirei"

5 2 votes
Article Rating
Subscribe
Login
Bildir
guest

guest

2 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Lustoria
Lustoria
5 gün önce

Ne uzun bölümdü çevirmenin eline sağlık. Kirei reis geldi Zero’nun en iyi yazılmış karakteri bana göre.

1
Yanıtla
ayanokojiayniben
ayanokojiayniben
Yazar
Reply to  Lustoria
3 gün önce

Canım çıktı çevirirken… Bi de şimdi kim fate izledi kim izlemedi bilmiyorum… Bazı yerlere açıklama yapsam mı yapmasam mı arada kalıyorum

0
Yanıtla

YOU MAY ALSO LIKE

resim_2024-09-26_225511770
KANLI TAHTIN VARİSİ 
26 Eylül 2024
promotion poster- our second master
Our Second Master
19 Eylül 2022
png_20220717_190427_0000
Alçakgönüllü Hizmetkârınız Kabahatli
30 Temmuz 2022
71WfYppw8L
Karımı Keşfedilmeden Öldürebilme İhtimalim
16 Temmuz 2022
Tags:
Emiya, Fate Series, Fate/Zero, Kiritsugu Emiya
  • Ana sayfa

TurkceLightNovels

Sign in

Lost your password?

← Back to Türkçe Light Novel

Sign Up

Register For This Site.

Log in | Lost your password?

← Back to Türkçe Light Novel

Lost your password?

Please enter your username or email address. You will receive a link to create a new password via email.

← Back to Türkçe Light Novel

wpDiscuz