Elitler Sınıfı - Cilt 23 - Bölüm 37
Ryuuen hain belirleme hakkını kullanmıştı ve bir katılımcıyla görüşme yapılacaktı.
“Bu durumla ilgili içimde kötü bir his var.”
Çoktan gelip yerine oturmuş olan Hashimoto, sınıfa gülümseyerek giren Sakayanagi’ye bu sözleri mırıldandı.
“Grubum seçildiğinde Ryuuen hain hakkını kullandı. Bu, işlerin kötüye gittiği anlamına geliyor.” diye ekledi.
Bunu söyleyen Hashimoto arkasına iyice yaslanırken, Sakayanagi bastonuyla karşısındaki koltuğa doğru yürüyüp oturdu.
“Temsilciler arasındaki mücadelenin nasıl gittiğini soramam ama duyduklarıma bakılırsa işler doruk noktasına ulaşmış durumda, öyle değil mi?” diye sordu Hashimoto.
“Bu konuda pek emin değilim. Ne yazık ki bu soruya burada cevap veremem.”
Hashimoto, Ryuuen’in üstünlüğü ele geçirdiğine dair bir gelişme haberi almayı umuyordu. Ancak bunun tersi olarak, karşısında oturan Sakayanagi’nin gayet sakin ve kendinden emin bir havası vardı.
“Pekâlâ, sorun değil. Zaten her şey bitene kadar ayrıntıları öğrenemeyeceğiz. Ancak, neden benim de dahil olduğum grubu seçtin, Sakayanagi?”
Sanki, sınavın ne durumda olduğuyla ilgili sorunun cevabından kaçıyormuşçasına konuyu değiştirdi.
“Bak sen şuna. Artık beni bir düşman olarak gördüğün için, bana bu denli laubali bir şekilde hitap etmekte hiçbir sakınca görmüyorsun, öyle mi?”
“En azından şimdilik, burada sadece ikimiz varız. Ayrıca dışarıya karşı bir imaj çizmek ya da onun gibi şeylerle pek ilgilenmiyorum.”
“Pekâlâ. Görüyorum ki sen de bu duruma hazırlıklısın.”
Hashimoto gayet sakin ve umursamaz görünmeye çalışsa da kalbi normalden çok daha hızlı atıyordu. Kuruyan boğazını biraz olsun nemlendirmek için zorlanarak yutkundu ve her şey normalmiş gibi davrandı.
“Ryuuen-kun ile güçlerini birleştirmeyi seçtin. Hayatta bir kez karşılaşılabilecek türden bu mücadelenin, ikinizin de tamamen çaresiz kaldığı bir özel sınava dönüşmüş olması senin adına talihsizlik oldu.”
“Evet, cidden. Sana ihanet ederek bu savaştaki gidişatı tersine çevirebileceğim türden bir şey umuyordum.”
Sonuçlar neredeyse tam tersi çıktığı için, hayal kırıklığına uğramış gibi abartılı bir tavır takındı.
“Hem neden benim grubumu seçtin ki? Müdahale edecek bir şey yapamasam bile, senin açık verecek veya istismar edilebilecek bir duruma yol açacak bir şey yapman imkansızdı. Sanırım, bu dünyada ne olacağını asla tahmin edemiyorsun.” diye ekledi.
Hashimoto’yu kullanmanın hiçbir avantajı yoktu. Aksine, sadece dezavantajları vardı.
“Evet, haklısın. Beklediğin üzere, bu özel sınavda seni kullanmayı planlamıyordum.”
“Peki, o zaman neden? Sakın bana, sırf beni okuldan attırmak için bu kadar ileri gittiğini söyleme. Yapmaya çalıştığın bu mu? İsteklerini yerine getiremeyeceğim. En iyisi hemen itiraf edip işi bitireyim, ne dersin? Beyan ediyorum: Hain benim.”
Sakayanagi’nin onu okuldan attırmasının kesinlikle imkânsız olduğuna kendini inandırmıştı ve bu ihtimal gerçekleşmesin diye itirafını beyan etti.
“Bunu yapmamanı tercih ederim. Ne de olsa itirafınla ilgilenmiyorum. Seni çağırmamın sebebi, Ayanokouji-kun’dan duyduğun mesajın içeriğini öğrenmekti, Hashimoto-kun.”
“…Mesaj mı?”
“Burada sadece ikimiz olduğumuza göre, bunu saklamana hiç gerek yok, değil mi?”
“Hayır, bekle, dur bir saniye. Neden bahsettiğin hakkında hiçbir fikrim yok!”
Hashimoto, kollarını kavuşturup düşünceli bir ifade takındı. Bariz bir şaşkınlık içindeydi.
“Özel sınavdan önce Ayanokouji-kun ile görüşmüştün, değil mi?”
“Evet, görüştüm. Ama ondan senin için herhangi bir mesaj falan almadım.”
“Zamanımız kısıtlı. Eğer sana bir şey emanet edildiyse, beni boş yere merakta bırakmana gerek olduğunu sanmıyorum.”
“Hayır, gerçekten. İşin aslının ne olduğuna dair en ufak bir fikrim bile yok. Bana bir dakika ver. Bir düşüneyim.”
Hashimoto’nun Ayanokouji ile görüştüğü doğruydu ancak Sakayanagi’ye bir mesaj iletmesinin kendisinden istendiğini kesinlikle hatırlamıyordu. Telaşla hafızasını yokladı.
“Ah, bir dakika, dur bir… Sakın bana… Acaba mesele bu olabilir mi?”
“Görünüşe göre, ne olduğuna dair bir fikrin var.”
“Hayır, yani… Kesinlikle bir mesaj değildi. Sadece…”
Tam söyleyecekken ağzını sıkıca kapattı.
“Ne?”
“Özel sınava girmeden önce bana tek bir uyarıda bulundu. ‘Kendine yalan söyleme’ dedi.”
“Ne de olsa sen bir yalancısın. Sanırım sana bu tavsiyeyi vermesinin sebebi de buydu.”
Hashimoto bunu dile getirmekte tereddüt ettiğine göre, bu muhtemelen Sakayanagi’ye yönelik bir mesaj değildi.
“Değil mi? Dürüst olmak gerekirse, başka da bir şey yok. Herhangi bir mesaj falan yoktu.”
Sakayanagi bir an düşündü. Hashimoto bu konuda yalan söylüyor gibi görünmüyordu.
Üstelik Ryuuen’in de bu hususta yalan söylediğini hayal edemiyordu. Ryuuen’in tartışmayı izlememesi bile, sınavdan çoktan vazgeçtiğinin kanıtıydı.
Bu durumda geriye tek bir seçenek kalıyordu.
“Ayanokouji-kun sana bir mesaj emanet etti ama bunun bir mesaj olduğu sana söylenmedi. İşte bu yüzden hafızanı ne kadar yoklarsan yokla, cevabı bulamıyorsun.”
“Neden bahsediyorsun? Eğer durum buysa, yapabileceğim bir şey yok demektir, değil mi? Mesaj konusunda hiçbir bilgim yok.”
“Endişelenme gerek yok. Bu mesajı ben bulacağım.”
Bunu yapmak adına muhtemelen diyalog için ayrılan zamanı en üst seviye de kullanmak gerekecekti.
“Görevli, bunu sizden şimdi teyit alacağım. Şimdi ona hain olup olmadığını soracağım ve bu aşamada sadece nasıl cevap vereceğini göreceğim. Lütfen söylediklerini resmi beyanı olarak kabul etmemenizi rica edebilir miyim?”
Sakayanagi, sınav görevlisine henüz itirafı istemediğini bildirdikten sonra Hashimoto’nun karşısına dikildi.
“Bana hain olup olmadığını söyleyebilir misin?”
Hashimoto sınav görevlisine bir bakış attı. Görevli, suçlu ya da masum olunmasına bakılmaksızın şu aşamada söylenen hiçbir şeyin itiraf sayılmayacağını belirterek hafifçe başını salladı.
“Neyin peşindesin?”
“Sadece seninle biraz konuşmak istiyorum. Az önce bir şey söylemiştin, değil mi? Ayanokouji-kun’un sana kendine yalan söylememeni söylediğini belirtmiştin. Lütfen bunun doğru olup olmadığını teyit etmeme izin ver. Eğer Ryuuen-kun’un tarafındaysan, o zaman burada tek bir cevap olmalı.”
“Sınav görevlisine kaç kez bildirmiş olursan ol, sana dikkatsizce inanacak değilim. O yüzden şöyle ifade edeyim: Eğer şu anda itiraf etmemi istersen, hainin ben olmadığımı söyleyebilirim.”
Hashimoto, muğlak ve net olmayan bir tavır takınarak kendini sağlama aldı.
“Anlıyorum. Yani sana farklı bir rol verilmiş olmasına rağmen, buraya öylece çağrılmış oldun. Öyle değil mi?”
“Evet. Sana gerçekte nasıl hissettiğimi söyleyeceğim.”
“Bu tavrında bir sakınca görmüyorum. Aklından geçenleri bana söyleyebilirsen, asıl meselenin özüne inebileceğimi düşünüyorum. O halde, itirafa geçmeden önce kısa bir sohbet edelim mi?”
Hashimoto ile Sakayanagi arasında özel sınavla ilgisi olmayan, baş başa bir konuşma başladı.
“Bana ne sormak istiyorsun?”
“Lütfen, geçmişteki sana soramadığım bir soruyu, şimdiki sana sormama izin ver. Eski ben olsa böyle şeylerle ilgilenmezdi ancak Hashimoto-kun, karakterinin ve düşüncelerinin geçmişteki deneyimlerine dayandığına inanıyorum.”
“Kim bilir? Belki öyledir, belki de değildir.”
“Yalan söyleyecek kadar ileri gitmesen bile, soruyu yanıtlamaya da mı isteksizsin?”
“Birbirimizle geçmiş hakkında konuşabileceğimiz türden bir ilişkiye sahip değiliz.”
“Madem öyle, belki kendimce birkaç tahminde bulunabilirim. Hem müttefiklerimi hem de düşmanlarımı etraflıca araştırırım. Senin de bazı tuhaf kötü alışkanlıkların olduğunun farkındasındır. Ne zaman bir sorun yaşasan ya da bir şeye canın sıkılsa, kendini tuvalete kapatma eğilimindesin.”
Sakayanagi bu duruma dikkat çektiğinde karşısında oturan kişinin, kimsenin öğrenmesini asla istemediği bir alışkanlığını bildiğini fark eden Hashimoto’nun omuzları aniden seğirdi.
“Vay be, bu gerçekten büyük bir sürpriz. Bunu nasıl ve ne zaman öğrendin?”
“Sanırım onun kimliğini çoktan fark etmişsindir. Uzun zamandır Yamamura-san’a benim adıma bazı şeyleri araştırması talimatını veriyordum. Ryuuen-kun ile düzenli olarak iletişim halinde olduğunu ve onunla epey vakit geçirdiğini de bu sayede biliyorum.”
“Bu durumda, Yamamura’ya erkekler tuvaletine izinsiz girmesi talimatını da sen mi verdin?”
“Şimdi geriye dönüp baktığımda, sanırım ona bazı zorlu şeyler yapması için baskı yapmışım.”
İnkâr etmek yerine, durumu kabullendiğini belli edercesine başını salladı.
“İçeride yapacak bir işin yokken tuvalet kabinlerine kapanıyorsun. Ya düşünüp kafa dinlemek için yalnız kalmak istiyorsun ya da orası gerçeklikten kaçabileceğin bir yer. Sanırım sebep ikincisi. İlkokulda mı yoksa ortaokulda mı yaşandı bilmiyorum ama bu davranışa yol açan bir olay mutlaka olmuştur. Üstelik kişiliğini de hesaba katarsak… Bazı şeyler netleşiyor.” diye ekledi.
Sakayanagi’nin, tam kalbine dokunan sözlerinin üzerine Hashimoto, baştan savma bir alkışla karşılık verdi ve onun yarım bıraktığı kısımları tamamlarken kendi kendine kıkırdadı.
“Pek de sıra dışı bir hikâye sayılmaz. Çok eskiden, beni sevmeyen insanlar peşime düşerdi. Hem de sık sık. Okuduğum okulun kampüsünde o kadar pis bir tuvalet vardı ki kimse yanına bile yaklaşmazdı. Ben de oraya kapanır, uzun uzun düşüncelere dalardım. Bu alışkanlığımdan bir türlü kurtulamadım, hepsi bu.”
Yalan söyleyebilirdi ancak mesele sadece bundan ibaret olduğu için doğruyu söylemeyi tercih etti. Bunu ona Ayanokouji tavsiye etmiş olsa bile…
Düşüncesizce davranıp Sakayanagi’yi kızdırmak istemiyordu.
“Bunu söylerken son derece iyimser ve neşeli bir tavır takınıyorsun ama geçmişin epey acı vericiydi, değil mi?”
“Kim bilir?”
Hashimoto soruyu geçiştirdi. Ne de olsa bu durum istenmeyen anıları gün yüzüne çıkaracaktı.
“O deneyimler sayesinde bir şeyin farkına varmıştın. Kendin ihanete uğramadan önce başkalarına ihanet etmenin doğru olduğuna inanmaya başlamış ve hayatta kalma sanatının, kazanmak uğruna yalan söylemek olduğunu öğrenmiştin. İşte Hashimoto Masayoshi budur.”
“Biliyormuşsun gibi konuşma. Daha önce hiç cehennemi görmemiş biri olarak, beni anladığını göstermeye kalkma. Ayanokouji’nin mesajı her neyse, benimle bir ilgisi yok. Sadece, A Sınıfı’ndan mezun olmam gerek. Sonuçlara ihtiyacım var. Beni bir hiçten, bir pislikten ibaret sanan o insanlara yanıldıklarını gösterecek sonuçlara…”
Sakayanagi, Ryuuen, Ayanokouji…
Kim olduklarının bir önemi yoktu.
A Sınıfından mezun olacaktı.
Gerçekleştirmesi gereken tek bir hedefi vardı ve Hashimoto bu uğurda mücadele etmeye devam edecekti.
“Artık bu kadar yeter. Asıl meseleye, yani itirafıma geçelim.”
“İtiraf aşamasına geçtiğimizde ne yapacaksın? Kendine yalan söylememen gerektiği söylenmişti. Yani şimdi, Ryuuen-kun’un tarafında olmadığını ve hainin sen olduğunu itiraf edeceksin. Niyetin bu mu?”
“Elbette. Şaka bile olsa hain olmadığımı söylersem, sanki bir canavarı haklamışsın gibi hiç yoktan büyüklenip beni hain ilan edecek ve okuldan attıracaksın. Böyle bir şeyin olmasına asla izin vermeyeceğim.”
“Evet. Elbette, ‘Ne dersen de o yargıya varmayacağım’ gibi bir söz vermeyeceğim. Sana vereceğim cevap kesin: Seni tam da böyle yargılayacağım.”
“Madem öyle, o zaman bu konuşma burada biter. Ben…”
Diyaloğu bizzat sonlandırmaya çalışan Hashimoto, Sakayanagi’nin gözlerinin içine bakarken söyleyecek söz bulamadı.
“Ne oldu? Neden bana böyle bakıyorsun?”
Sakayanagi, Hashimoto’nun daha önce onda hiç görmediği sakin ve nazik bir ifade takınmıştı.
Bu, birinin başkasıyla alay ederken takındığı türden bir yüz ifadesi değil, tıpkı çocuğuna sevgiyle bakan bir anneninki gibi sıcacık bir gülümsemeydi.
“Belki de seni daha iyi anlamaya başladığım içindir, Hashimoto-kun. Masumi-san’a, okuldan atılmanı sağlayacağıma dair söz vermiştim. Ama şimdi düşünüyorum da bunu yeniden gözden geçirmek iyi bir fikir olabilir.”
“Ha? Buna inanmamın imkânı yok.”
“Bunu geri alacağımı söylemedim. Eğer sınıfa ihanet etmeye devam edersen, sonuçları henüz bitmiş sayılmaz. Ama bana güvenir ve beni takip edersen, işler farklı bir hal alır. Söylediğim şey bu.”
“Buna gerçekten inanacağımı mı sanıyorsun? Tabii ki de bana ihanet edeceksin.” diye çıkıştı Hashimoto.
“Bundan pek emin değilim.”
“Beni kandırıp hazırlıksız yakalayacak ve sonra da karşılık vereceksin. Öyle değil mi?”
“Hashimoto-kun, lütfen bunu bir düşün.”
“Bana kesinlikle ihanet edeceksin. Hiç şüphesiz. Ben… Seni yenmek zorundayım.”
Birdenbire, bir su damlası Hashimoto’nun yanağından aşağı süzüldü.
“Bu da ne?”
Kendisi bile anlam verememişti. Her şey çok ani yaşanmıştı. Ancak su damlasını sildiğinde, onun bir gözyaşı olduğunu fark etti.
“Bu da ne böyle? Ağlamayı gerektirecek bir sebep yok. İyi de o zaman, neden?”
Bedeninde meydana gelen fiziksel tuhaflık karşısında çaresiz bir gülüşle nedenini sorguladı.

“Daha önce seni anlayan hiç kimse olmamıştı. Gelecekte de kimsenin olmayacağını düşünüyordun. Ancak içgüdülerin, bunun doğru olmadığını fark etmeni sağladı, öyle değil mi?”
Sakayanagi, Hashimoto’ya bakarken kendi geçmişini düşündü.
Kendisi de daha önce hiç kimseye güvenmemişti. Yalnızca kendi düşüncelerine güvenmiş, duygulara kapılmadan, soğukkanlı bir tavırla hareket etmişti. Ancak bunun sonucunda, olgunlaşmamış kalbi yüzünden Kamuro’yu kaybetmişti.
Hashimoto içinde bir karanlık taşıyordu. İster haklı ister haksız olsun onu, her şeyi yapabilecek birine dönüştüren bir geçmişti bu.
Sakayanagi ileride Hashimoto ile daha da yakınlaşırsa, belki bir gün ona bu konudan bahsederdi. En azından Sakayanagi böyle düşünüyordu.
Hashimoto’nun affedilmesi zor bir adam olduğu gerçeği değişmese de Kamuro’nun okuldan atılmasında büyük ölçüde kendisinin de payı vardı.
Bu durumda, belki de ona bir şans tanıyabilirdi.
Belki de bu özel sınavı kazanıp Hashimoto’yu yeniden kendi tarafına bir müttefik olarak çekebilirdi.
Sakayanagi’nin zihninde bu tür düşünceler dönüp duruyordu.
Hashimoto her şeyi itiraf edip hain olduğunu kabul edecekti. Geriye kalan tek şey ise, Sakayanagi’nin kararını vermesi olacak ve böylece diyalog sona erecekti.
Hashimoto’nun kaybettiği tek şey, hain rolünün getirdiği ödüller olacaktı.
Tartışmaya geri döneceklerdi. Sakayanagi rol sahibi birini bulacak ve bu özel sınav Ryuuen’in Can Puanlarının sıfırlanmasıyla sona erecekti.
Ancak…
Sakayanagi duraksadı.
Ayanokouji ona ne söylemek istiyordu?
Hashimoto’ya ilettiği mesaj neydi?
Bu, ona karşısındaki adamı affetmesini söyleyen bir mesaj mıydı?
Olası bir cevaba ulaşmış olsa da Sakayanagi, hâlâ bir şeylerin ters gittiğine dair güçlü bir his taşıyordu.
Sessizce gözlerini kapattı.
Ayanokouji’den gelen mesaj bu değildi.
Hashimoto’nun affedilip affedilmeyeceği sorusunun cevabı, bu özel sınav aracılığıyla verilmek zorunda değildi.
Bu soru, durumun belirsizliğini koruduğu bir sırada değil, Ryuuen’in okuldan atılması kesinleştikten sonra bile cevaplanabilirdi. Dolayısıyla, mesajın şimdi iletilmemesi halinde anlamsız kalacağı söylenemezdi.
Bu durumda ona söylemek istediği şey neydi?
Başkalarının sahip olmadığı üstün düşünme yeteneğini kullanarak bu fikri irdeledi.
Düşün. Düşün. Düşün. Düşün. Düşün.
“Ah.”
Sonunda, Sakayanagi’nin düşünceleri onu doğru cevaba, gizli mesaja götürmüştü.
“Yani… Demek istediğin şey bu?”
Yüksek sesle düşünüyordu.
Hayır.
Bunu kabul etmek istemiyorum.
Böyle bir mesajı kabul etmek istemiyorum.
İşte bu yüzden sonuna bir soru işareti eklemişti.
Ancak cümleyi bir soruya dönüştürdükten sonra bile, zihni bunun gerçekten de doğru cevap olduğuna ikna olmaktan kendini alamıyordu.
Ayanokouji’nin, Sakayanagi’ye gönderdiği mesaj neydi?
Bu, Ryuuen ve Hashimoto’nun asla duymaması gereken türden bir mesajdı.
Ryuuen ile dövüştükten sonra anlaşılabilen, Ayanokouji’nin gerçek niyetleri…
Bu, Sakayanagi için fazlasıyla acımasız bir mesajdı.
“O da… Bir yalancı.”
Okuldan atılma riskinin de işin içinde olduğu, Sakayanagi ile Ryuuen arasındaki bir mücadele…
İkisinin de asıl amacı Ayanokouji ile dilediklerince kozlarını paylaşmaktı. Dolayısıyla bu karşılaşma, yollarına çıkan rakibi saf dışı bırakmak için bizzat kurguladıkları bir süreçti.
Durumun farkında olan Ayanokouji ise taraflardan hiçbirini desteklememeye karar vermişti.
Her ne kadar böyle bir karar vermiş olsa da aslında içten içe okulda kalmasını istediği bir kişi vardı.
Ayanokouji, Ryuuen Kakeru ile rakip olmak istiyordu.
Elbette Ayanokouji bu maça müdahale etmek istemezdi. Bu gayet doğaldı.
Hatta ona tavsiyede bulunarak, kendisine olan borcunu ödeyeceğini ima etmişti. Ancak bunu yalnızca bir bahane olarak dile getirmişti. Sakayanagi’nin bunu reddedeceğini biliyordu.
Tüm bu yaşananlar, artık kaçınılmaz bir yenilgiyle karşı karşıya olan Ryuuen’in durumunu tersine çevirme konusunda önemsiz bir yardımdan öteye geçememişti.
Sakayanagi’nin bunca zamandır beklediği Ayanokouji ile olan savaşı, ileride onu bekliyordu.
Peki, Ayanokouji ne düşünüyordu?
Sakayanagi, onun dört sınıf arasında bir denge sağlama prensibiyle hareket ettiğini biliyordu. Hatta sırf onun sıkıntılı yüz ifadesini görebilmek için planlarına müdahale ettiği bile olmuştu.
Bunun sebebinin Ayanokouji’nin nihai hesaplaşma vaktini bekliyor olduğunu biliyordu. Sakayanagi, o layık rakibin kendisi olduğuna inanıyor ve bunu umuyordu.
Ancak günün sonunda bu, tek taraflı bir arzudan ibaretti.
Bu, yalnızca üstün bir zekaya sahip olan Sakayanagi’nin görebildiği, kesinleşmiş bir gelecekti.
Ayanokouji, Ryuuen’in gelişimini yakından izlemeye devam etmek ve onun meydan okumasını kabul etmek istiyordu. Tıpkı Sakayanagi’nin de bu mücadelede Ryuuen ile daha fazla eğlenmeyi istemiş olması gibi.
Ryuuen’e son darbeyi indirmek kolaydı.
Ufak bir hamle daha. Sonra zaferi kesinleşecekti.
Ardından Sakayanagi, ‘Planlarına bir kez daha müdahale ettim’ diyebilir ve dövüş isteğini dile getirebilirdi.
Ancak… Ne kadar da gülünç bir manzaraydı bu.
Ayanokouji Kiyotaka, gelecekte Sakayanagi Arisu ile dövüşmek istemiyordu.
Gerçek şu ki, Sakayanagi tam da burada ve şu anda kazansaydı Ayanokouji bundan hoşnut olmazdı.
Sakayanagi hayatında ilk kez, başkalarının göremediği şeyleri görmesini sağlayan bu düşünce tarzından nefret ettiğini hissetti.
Ne kadar gülünç bir durumda olduğundan habersiz ve cahil kalmayı istiyordu.
Eğer sınıfına yardım etmek istiyorsa, kazanmayı her şeyin önüne koyması gerekirdi.
Bir anlığına zihninden Yamamura ve sınıf arkadaşlarının görüntüleri geçti.
Belki de Kamuro’ya verdiği sözü tutabildiği ya da Hashimoto ile yeniden güçlerini birleştirebildiği bir gelecek var olabilirdi. Bu okuldaki hayatına devam etmek hiç de fena olmazdı.
Ancak bu gelecekte, ‘Sakayanagi’nin istediği şey’ onu beklemiyordu. Sakayanagi için bu, acı verici ve değiştirilmesi mümkün olmayan bir gerçekti.
“Burada Ryuuen’e kaybet.”
Ayanokouji’den gelen mesaj buydu.
Başka kimsenin fark edemeyeceği ancak Sakayanagi’nin kesinlikle aldığı bir mesaj.
Sevdiği kişiden gelen o acımasız sözler karşısında bile yüzüne hafif bir gülümseme yerleştirdi ve gözlerini kapattı. Aksi takdirde, tıpkı Hashimoto gibi kendiliğinden gözyaşı dökmeye başlayacağını hissediyordu.
“Vakit geldi. Hashimoto-kun, lütfen itirafını yap.”
Okul, diyaloğun sona erdiğini duyurdu.
O ana dek Hashimoto, kendine yalan söylemeden Sakayanagi ile etkileşimde bulunmuştu.
Aranan cevap da buydu.
“Evet… Hain—”
Hashimoto, sesi zorlanarak ve neredeyse duyulmaz bir halde kelimeleri dile getirmeye çalışırken, Sakayanagi sessizce onu durdurdu.
“Anlıyorum. Hain sen değilsin. Doğru, sen bir hain değilsin.”
Hashimoto’nun gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Hey, Sakayanagi. Ne yaptığını…”
O noktada, Hashimoto’nun bundan sonra ne söylemeyi amaçladığı belirsizdi.
Ne de olsa, okuldan atılmaktan kurtulmak için hain olduğunu itiraf edebilirdi. Ya da sonuna kadar hain olmadığını, kendine yalan söylemeyeceğini ve Ryuuen’in tarafında yer almaya devam edeceğini söyleyebilirdi.
Ancak bu noktada, artık bunların bir önemi yoktu.
“…Karar, Hashimoto-kun’un itiraf ettiği şeye bağlı. Bu yüzden—”
Şüphelerine dair duyuru yapılmak üzereyken, Sakayanagi bunu durdurdu.
“Bu uygunsuz bir davranış. Hainin kendisi olmadığını söyledi. Bir kez daha teyit etmek isterseniz, vereceği cevap yine aynı olacaktır. Ben de cevabımı değiştirmeyeceğim. Öyle değil mi, Hashimoto-kun?”
“Neden…?” diye sordu Hashimoto.
“Çünkü Ayanokouji-kun’dan gelen mesaj buydu. Bütün mesele bundan ibaret.”
Bu, Sakayanagi’nin vardığı sonuçtu.
Beyanını teyit etmesini isteyen bir duyuru daha yapıldı ve o da bunu onayladı.
Okul, nihai kararı açıkladı.
“Sakayanagi-san haini tespit etmekte başarısız oldu. Dolayısıyla Sakayanagi-san beş Can Puanı kaybedecek.”
Yeni ayrılıkların açıklanmasıyla birlikte, Yıl Sonu Özel Sınavı sona ermiş oldu.
Ryuuen Kakeru kaybetmişti.
Sakayanagi Arisu da kaybetmişti.
Bu çelişkinin içinde, elbette kazananlar ve kaybedenler vardı.
Bununla birlikte bir cildin daha sonuna gelmiş olduk. Açıkçası deneyimsiz bir çevirmen olmama rağmen, buraya kadar çevirmeyi başardım. Umarım rahat ve anlaşılır şekilde okumanızı sağlayabilmişimdir. Dürüst olmak gerekirse, uykusuz kaldığım günler bile oldu. Yine de dediğim gibi, buraya kadar gelmeyi başardık. Son bir cilt ve sonra Yıl 3’teyiz. Okullar başlamadan önce, bu yılın son cildini de çevirmek istiyorum bu yüzden ara vermeden devam edeceğim. Eğer çeviriyle ilgili iyi ya da kötü yorumlarınız varsa, yorumlar kısmından yazmayı ve fikirlerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın. Eğer soracağınız sorular varsa veya sadece sohbet edecek insanlar arıyorsanız discord sunucumuza ve instagram grubumuza gelebilirsiniz. Ben bir günlük yıllık izine çıkıyorum. Yarın yeni cildi çevirmek için yine bilgisayarımın başına oturacağım. Yeni ciltte görüşmek üzere. Şimdiden iyi okumalar.
-Mesela Kek 2
Mesela Kek 2 arkadaşımıza emekleri ve bize olan desteği için çok teşekkürler. Ben de arkaplanında çalışıyordum cildin. Seriye bölüm gelme hızı sizin instagramdan, discorddan ve site yorumlarından verdiğiniz tepkilere bağlı canlarım. İlgi devam ederse ben de aktif rol almaya geri döneceğim daha hızlı ilerleyeceğiz. Şimdiden teşekkürler sonraki ciltte görüşmek üzere sağlıkla kalın.
-ayanokojiayniben
Çevirmen: Mesela Kek 2
İnstagram: @turkcelightnovels
Discord sunucumuza gelmeyi ve aktif hale gelen yorumlar kısmından bölüm hakkında yorum yazmayı unutmayın.
Ayrıca diğer serilerimiz olan Fate/Zero, Tavşan Kostümlü Senpai’m ve Eczacı Günceleri’ni de okuyabilirsiniz.
Bu bitti yenisini at
Yıllık izne çıkıyorum
2 saatlik iznin bitti hadi köle çalış.