Elitler Sınıfı - Cilt 23.5 - Bölüm 16
Cilt 23.5 – Bölüm 16 – Tavsiye
Kalan süre tükenene kadar Sakayanagi, sınıf arkadaşlarıyla son kez lafladı.
Ayrılık vakti yaklaştıkça Yamamura gözyaşlarını tutmak için var gücüyle çabaladı.
Fakat Sakayanagi’nin bir kez daha özür dileyip yeniden buluşma arzusunu dile getirmesiyle nihayet gözyaşlarına boğuldu.
İlk defa gerçek bir arkadaş edinmişti.
Okul hayatında bir yılı daha onunla birlikte geçirmek istiyordu.
Yine de günün sonunda önlerine bakıp tekrar buluşmak üzere sözleştiler.
Morishita ise onlara ne gıptayla baktı ne de hüzünlendi; daha ziyade sınıfın geleceği için endişeleniyor gibiydi.
Onu ana kapıda uğurlayıp okul müdürüyle vedalaştıktan sonra, üçümüz yurda dönüş yoluna koyulduk.
Yamamura duygusal olarak henüz toparlanamamıştı fakat en doğru zamanlama buydu.
Konuyu eski A Sınıfı’nın bu iki üyesine açmaya karar verdim.
“Aslına bakarsanız az önce Sakayanagi ile konuşurken, eski A Sınıfı için bana önemli bir tavsiye verdi.”
“Ne tür bir… tavsiye?”
Ortaya birdenbire gizli bir mesaj atılmıştı.
Yamamura gibi öğrenciler bundan memnun kalabilecek olsa da Morishita farklı bir tepki verdi.
Sözlerimin ardındaki manayı çözmeye çalışırcasına yüz ifadesi şüpheyle gölgelendi.
“Tavsiye mi? Bu doğruysa bile hiç hoşuma gitmedi. Gerçekten onu dinlemeli miyiz?”
“Neden olmasın ki? Ben bilmek istiyorum.”
“Önemli bir tavsiye bu. Üstelik sınıfla ilgili. Sakin kafayla bir düşün, Yamamura Miki. Bu tavsiyeyi iletecek doğru kişinin Ayanokōji Kiyotaka değil, doğrudan bizim sınıfımızla bağı olan biri olması gerekmez miydi? Haksız mıyım? Dahası, öyle son anda, son nefesini verirken söylenecek bir şey de değil bu.”
“Orası… doğru…”
‘Son nefesini verirken’ tabiri biraz fazla ağır kaçmış olabilirdi ama bunu görmezden gelelim.
“Gerçi sınıfta bir hain var, değil mi? Bilgi sızma ihtimalini sıfıra indirmek için böyle yapıldıysa, istemeye istemeye de olsa kafamda bir mantığa oturtabilirim…”
İletmek üzere olduğum tavsiyeyi aslında Sakayanagi istemiş falan değildi.
Kendi inisiyatifimle yapmayı planladığım bir şeydi.
Morishita’nın şüphelenip gardını alması gayet yerindeydi ve ondan beklenecek bir uyanıklıktı.
“Hesaba katılması gereken pek çok şey var fakat bu benim iletmem gereken bir tavsiye.”
“Yani aracı olmana lüzum görüldü demek. Pekala, içime hiç sinmedi ama ikna olup olmayacağımı dinlemeden bilemem. Anlat bakalım, dinliyoruz.”
Morishita kollarını kavuşturup ne söyleyeceğimi bekledi; ben de Yamamura ile birlikte ikisine durumu izah etmeye başladım.
İlk başta Morishita ciddi bir yüzle dinledi fakat konu açıldıkça gözbebekleri büyüdü ve sahici bir şaşkınlık yaşadı.
Bu esnada Yamamura’nın ise kafası biraz karışmış görünüyordu.
Muhtemelen idrak edebileceği sınırların ötesindeydi.
“Sakayanagi’nin bıraktığı tavsiye işte bu. Eski A Sınıfı’nın önümüzdeki yıl nasıl savaşması gerektiğiyle ilgili.”
“Nasıl savaşmamız gerektiği mi… İyi de buna izin var mı ki?”
“İzin olsun ya da olmasın, geçmişte benzer durumlar yaşandı.”
Ne var ki onlar, şu an verdiğim tavsiyenin yanında devede kulak kalırdı.
Yine de burada tartıştığımız şeyin çapı, tüm yıl boyunca büyük bir yankı uyandıracak nitelikteydi.
“Anlıyorum. Şu an işleri tersine çevirme şansımız neredeyse hiç yok. Fakat bunu hayata geçirebilirsek, ihtimaller belirmeye başlar.”
Bilinmez geleceği kafasında tartan Morishita yavaş yavaş durumu kavramaya başladı.
“Kazanma şansımız… Bunu ne kadar artırır peki?”
“Geçen sefer yüzde on demiştim fakat bu gerçekleşirse en az yüzde yirmi beşe çıkar. Gizli potansiyeli de hesaba katarsak daha da yüksek bir oran yakalayabiliriz. Ne var ki sonradan baş ağrıtacak durumlar ortaya çıkacaktır—endişe edilecek pek çok pürüz var. Sahiden hayata geçirilebilir mi?”
Pek çok insan bu pürüzlere takılıp kalacak olsa da ben bunların üstesinden gelecek önerileri çoktan hazırlamıştım.
Açıklamama devam ettikçe Morishita ve Yamamura gayriihtiyari birbirlerine baktılar.
“Diyelim ki bu pürüzleri aştık. Geriye hâlâ devasa bir engel kalıyor.”
Anladığımı belirtircesine başımı sallayarak o devasa engelin çözümünü sundum.
Elbette çözüm dediğin yalnızca bir çözümden ibaretti; uygulanıp uygulanamayacağı ise apayrı bir meseleydi.
Fakat tüm bunlar birbirine bağlı bir süreç oluşturacaktı.
Tek bir adım dahi aksasa hiçbir şey gerçekleşmezdi.
Her şeyi dinledikten sonra Morishita’nın ağzından çıkan ilk söz şu oldu…
“Aklını mı kaçırdın sen?”
Sahiden de inanması güç bir durumdu.
“Aklından geçenleri dobra dilinden duymak istiyorum.”
“Yani, eğer dediğin çözüm yolu mümkünse dünden razıyız. Mevcut şartlar altında havlu atmak üzere olan bir sınıfı yeniden toparlamak pek de zor olmaz.”
“Hadi deneyelim… Sakayanagi-san’ın bize bizzat bıraktığı bir tavsiye bu sonuçta…”
Bir dost olarak Yamamura şansını denemek istediğini belirtti.
Fakat Morishita konuyu sonuna kadar tartmayı sürdürdü.
“Ayanokōji Kiyotaka. Sana sormak istediğim bir şey var.”
“Nedir?”
“Bu anlattıkların sahiden de Sakayanagi Arisu’nun bir veda hediyesi mi? Yoksa sadece senin uydurduğun bir şey mi?”
“Öyle olduğunu söyledim ya.”
“Boş bir soruydu zaten. Sakayanagi Arisu bu okuldan çoktan ayrıldı gitti. Neyin doğru olduğunu teyit etmenin artık hiçbir yolu yok. Kusura bakma, sorumu değiştireyim o halde. Biz eski A Sınıfı öğrencilerine sunduğun bu Sakayanagi Arisu tavsiyesi, daha doğrusu onun bu stratejisi… Bu işe burnunu sokmaktan senin çıkarın ne? Pek karlı bir iş gibi durmuyor. Bu konuda tatmin edici bir cevap alamazsam bu teklifi kabul etmem.”
Kafasında böyle bir soru işareti oluşması gayet doğaldı.
Sırf bir iyi niyet gösterisi olduğunu söylesem bile Morishita bunu kestirip atacaktı.
“Bu okuldan mezun olana dek ulaşmak istediğim bir hedef var. O hedef de üçüncü sınıfın son anına kadar dört sınıf arasındaki dengeyi korumak ve her sınıf için zafere ulaşmayı mümkün kılmak. Sakayanagi’nin tavsiyesi bu amaç doğrultusunda en ideal olanıydı. Bu hedef uğruna A Sınıfından mezun olup olmamam ya da kimin oraya çıkacağı teferruattan ibaret.”
İnanması güç bir iddiaydı.
Böylesi özel bir okula gelip rekabet eden herkes için A Sınıfı koltuğunu kapmak tartışmasız bir arzuydu.
Normal şartlarda başka bir sınıfa el uzatmak saçmalığın daniskası sayılırdı.
“Fazlasıyla şüpheli. İş birliği kalsın almayayım demek isterdim…”
Bir anlığına düşündükten sonra Morishita, sözlerimi ve hareketlerimi soğukkanlılıkla tartmaya devam etti.
“Tüm bunların, hedefin dahil doğru olduğunu varsaysak bile bu durum senin içine sahiden siniyor mu, Ayanokōji Kiyotaka? Yani A Sınıfı mevzusuna falan gelmeden önce, her şeyden evvel bu kendi yoldaşlarına ihanet etmek anlamına gelmiyor mu?”
“Bu ilk değil. Arka planda kafama göre takılmaya alışkınım zaten.”
“Anlıyorum. Demek öyle kuru kuru sevinemeyiz. Uzattığın el zehirli olabilir.”
Çok doğru bir noktaya değinmişti.
Kendi sınıfımın niyetini umursamadan diğer sınıflara el uzatan biriydim.
Bu da şu an Morishita’nın sınıfına yardım eden benim, bilmediğimiz başka bir yerde bambaşka bir sınıfa da yardım edebileceğim manasına geliyordu.
“Tehlikeli buluyorsan vazgeçmek de bir seçenek.”
Elbette cevabı biliyordum.
Morishita ve diğerlerinin elinde başka hiçbir seçenek kalmamıştı.
Ya ileri atılacaklardı ya da pes edeceklerdi.
“Battı balık yan gider. Zaten çıkmazdayız, riskleri bilerek harekete geçmek en mantıklısı. Gerisi sınıf arkadaşlarımızın seçimine kalmış.”
Morishita sınıftaki sıradan bir öğrenciden ibaretti.
Sakayanagi ve diğerlerinin aksine bir lider olarak görülmüyordu.
“Hemen hazırlıklara başlayayım—”
“Bakar mısınız!”
Morishita tam harekete geçmek üzereyken uzaktan beklenmedik bir ses yükseldi.
Birinci sınıflardan Negishi adında bir kız öğrenci koşa koşa yanımıza geldi.
“Ş-Şey… Ayanokōji-senpai. Birinci sınıflardan Negishi ben. Lütfen bunu kabul eder misiniz?”
Titreyen bir sesle bir mektup çıkarıp öne doğru uzattı.
“Bu nedir?”
Diye sordum fakat Negishi yüzü kıpkırmızı kesilmiş bir halde başını eğip adeta bizden kaçarcasına uzaklaştı.
“Sakayanagi Arisu’ya sarıldıktan hemen sonra alt dönemden bir kızdan aşk mektubu kapıyorsun. Keyfin epey yerinde, değil mi?”
“A-Aşk mektubu mu?”
“Tedirgin bir ifade, sade bir zarf ve yüzü kızarıp arkasına bakmadan kaçan bir kız… Buram buram şüphe kokuyor.”
“Ben bir koku alamıyorum ama?”
“Bilemem artık. Koku alma duyun hakkında pek bir fikrim yok, Ayanokōji Kiyotaka.”
Sert bir laf sokmaydı gerçi ama hakikaten bu zarfta ne vardı ki?
“Bir başkası iletmesini rica ettiyse işin içinde başka bir kız olabilir. Yine de utandığı için böyle bir yalan uydurmuş olma ihtimali de var tabii.”
Kontrol etmek için arkasını çevirdim fakat üzerinde hiçbir şey yazmıyordu.
“Açıp bakalım. İçinde muhakkak samimi bir şeyler karalanmıştır.”
Morishita’nın gaz vermesiyle zarfı açtım, içinden tek bir beyaz kağıt çıktı.
Özenle katlanmış mektubu açtığımda karşımda duran şey—
“Bir telefon numarası… galiba.”
Yamamura afallamış bir halde mektuba göz ucuyla bakıp bunu fısıldadı.
On bir haneli telefon numarasının yanında sadece tek bir baş harf, yani ‘N’ yazılıydı.
“E fena mı işte? Mektup yerine muhabbetle arayı ısıtmak istiyor demek ki.”
“…Olabilir.”
Baş harfe bakarak mektubun sahibini tahmin edebilmiştim.
Hem Morishita hem de Yamamura mektubu getiren Negishi’den geldiğini sanıyor gibiydi fakat durum muhtemelen farklıydı.
Gerçi N baş harfi tutuyordu.
Ancak şu an mektup aracılığıyla telefon numarası vermeye kalkışacak aklıma gelen tek bir kişi vardı.
Negishi’ye teslim ettirildiği düşünülürse, Romaji ile Japonca bir baş harfe işaret etmenin ince bir yoluydu bu aynı zamanda.
Geçenlerdeki o ‘mevzunun’ bir teşekkürü müydü acaba?
“Hemen arayalım. Kulağına birkaç tatlı söz fısılda.”
Mevzuyla zerre alakası olmamasına rağmen Morishita’nın neden bu kadar heveslendiğini anlamak güç…
“Hayır, aramayacağım. Şu an buna gerek yok.”
“Ne o, naza mı çekiyorsun kendini? Hmm, ne zamana kadar bekletmeyi düşünüyorsun bakalım?”
“Şey, arayacak olsam bile en az bir yılı bulur.”
“Mezun olduğun zaman yani, öyle mi?”
Bu telefon numarasının böyle bir amaca hizmet ettiğini düşünerek mektubu cebime koydum.
Çevirmen: ayanokojiayniben
Diğer serilerimize de bi göz atın derim.
Yorum yapmayı, instagramdan bizi takip etmeyi, discord sunucumuza gelmeyi ve de en önemlisi kendinize iyi bakmayı unutmayın. Sonraki bölümlerde görüşürüzz!
Morishita tam kırık