Elitler Sınıfı - Cilt 23.5 - Bölüm 15
Cilt 23.5 – Bölüm 15 – İki Tane Rica
Sabahın erken saatlerinde yurttaki odama dönüp telefonumu kontrol ettiğimde, Satō’dan gelen çok sayıda cevapsız arama ve mesaj olduğunu fark ettim.
Bu elbette beklenen bir gelişmeydi; Karuizawa ona ayrıldığımızı haber vermişti.
İfadelerimizin uyuşmaması halinde sonradan başımızın ağrıyacağını anlamış olmalı ki tam da umduğum gibi ayrılık kararını kendi almış gibi göstermişti.
Ne var ki yakın bir arkadaşı olarak Satō, Karuizawa’nın kendi rızasıyla ayrılmak isteyeceğine hiçbir şekilde ihtimal vermiyordu.
Kararı alanın ben olduğumu düşünmüş, durumu geri döndürmek amacıyla benimle iletişime geçmişti.
Fakat Satō da biliyordu.
Gönül meseleleri, esasında yalnızca tarafların düşünüp karar verebileceği bir meseleydi.
Dışarıdan birilerinin yapabileceği neredeyse hiçbir şey yoktu.
Yine de buna katlanamayacağını hissedip duruma burnunu sokmaya çalışması yüzünden suçlanamazdı.
Yurttan çıkıp ana kapıya doğru yönelirken dünkü Satō ile olan yazışmalarıma tekrar bakmak yerine, Yıl Sonu Özel Sınavı’nın hemen ardından gelen mesaja göz attım.
“Ryūen-kun bir süreliğine okulda kalmama izin verdi. Konuşmamız gereken çok şey var ancak bunu 31 Mart’ta—bu okuldan ayrılacağım gün ana kapının önünde yapmayı planlıyorum.”
Sakayanagi’nin bu mesajına sadece kabul ettiğimi belirterek ve saat kaçta buluşacağımızı sorarak sade bir cevap vermiştim.
Sakayanagi’nin kalan vaktini sınıfla ilgili meseleler de dahil olmak üzere yarım kalan işlerini layıkıyla halletmek için kullandığını tahmin ediyordum.
Sakayanagi’nin saat 11.00 için ayarlanan bir taksiyle okuldan ayrılması planlanmıştı fakat biz ondan önce buluşacaktık.
“Günaydın, Ayanokōji-kun.”
Kararlaştırılan saatten yaklaşık on dakika önce vardığımda karşımda duran kişi Sakayanagi’ydi—fakat Arisu değil, babası Yönetim Kurulu Başkanı Sakayanagi.
“Günaydın. Onu uğurlamaya mı geldiniz?”
Bu soruma Başkan Sakayanagi her zamanki sakin tavrıyla başını sallayarak karşılık verdi.
“Kızım için yeni bir başlangıç. Sen de onu uğurlamaya mı geldin, Ayanokōji-kun?”
“Evet, 10.30’da sözleşmiştik. Pek sarsılmış görünmüyorsunuz, Başkanım.”
“Hm? Ah, şey, evet. Mashima-sensei özel sınavdan önce beni bilgilendirmişti, bu yüzden hazırlıklıydım. O zaman büyük bir şok olmuştu elbette ama onun kararına saygı duymam gerek. Kendi isteğiyle ayrılarak sınıf arkadaşlarını zor durumda bırakmamalıydı tabii. Ama öte yandan, yönetim kurulu başkanı sıfatımla bizzat müdahale etmem de hiç yakışık olmazdı, değil mi?”
Şayet başkan yetkisini kullansaydı, bahsi kesinlikle görmezden gelebilirdi.
Okulu durdurmak kolay olurdu ancak bunu yapmak kuralları çiğnemek anlamına gelirdi.
“Takdire şayan bir tutum.”
Anlayışına ve duruşuna sahiden saygı duydum.
Hafif mahcup bir tebessümün ardından Başkan Sakayanagi’nin yüzü aniden ciddileşti.
“Aslında konuyu açmanın ne yeri ne zamanı ancak duyduğuma göre üçlü veli görüşmesine baban geliyormuş.”
“Öyle görünüyor. Neler dönüyor merak ediyorum.”
“O adam anlamsız hiçbir şey yapmaz. Muhtemelen ne kadar geliştiğini ve nasıl bir gelecek düşündüğünü bizzat kendi gözleriyle görmek istiyordur.”
Başkan Sakayanagi memnun bir tavırla konuşmuştu fakat bu ihtimal oldukça düşüktü.
Durumumu kontrol etmesinin pek çok farklı yolu vardı.
Yine de onun anlamsız hiçbir şey yapmayacağı konusunda hemfikirdim.
“Başın sıkışacak olursa bana güvenebileceğini bilmeni isterim.”
“İçimi rahatlattınız. Teşekkür ederim.”
Başkan Sakayanagi iç çekti.
“Babamla mı ilgili?”
“Yok, sadece aklıma Arisu geldi. Aslında beklenmedik bir pürüz çıktı. Arisu’nun evimize yakın bir liseye nakil olmasının kesinleşmesi güzel tabii. Ancak bundan ayrı olarak, baş ağrıtıcı bir talepte bulundu.”
“Baş ağrıtıcı bir talep mi?”
“Onu ikna edebilirsen belki fikrini değiştirebilir.”
Başkan Sakayanagi tam talebin detaylarına girecekken buruk bir tebessümle bunu söyledi.
“Bunu yapmamalısın baba. Benden izin almadan Ayanokōji-kun ile ne konuşmaya çalışıyorsun öyle?”
“Şey… Arisu.”
Gözle görülür biçimde afallayan Başkan Sakayanagi’yi soğuk terler bastı.
Sakayanagi, elinde bastonuyla ve yanında hiçbir eşya olmadan belirdi.
Sakayanagi’nin yanında Yamamura ve Morishita vardı.
Sınıf arkadaşları olarak onu uğurlamaya gelmişler gibiydi.
“Yok, şey, havadan sudan konuşuyorduk.”
“Madem öyle, lütfen benden habersiz laf taşımamaya dikkat et.”
Anlaşılan kızı onu çoktan uyarmıştı.
“Haha, neyse, bugün eve döndüğümde bunu sakin sakin konuşalım. Öylesi daha iyi olur.”
“Evet. Ailece pek keyifli bir sohbet gerçekleştireceğiz gibi görünüyor.”
Başkan Sakayanagi burukça gülümsedi.
O ana kadar aralarında başkan ve öğrenci olmanın getirdiği belirli bir mesafe vardı muhtemelen ancak artık buna gerek kalmamıştı.
“Basit bir sorum var—Sakayanagi Arisu’nun evi nerede?”
Morishita, öyle enine boyuna tartmadan ortamın havasını değiştiren bir soru patlattı.
Hakikaten de lafı açılınca merak uyandıran bir noktaydı.
Öğretmenler yurtta kalıyordu ama normal şartlarda başkan nerede kalıyordu acaba?
“Okul yerleşkesinden arabayla yaklaşık on beş dakikalık mesafede. Tek bir otobüsle de buraya gelebiliyorsunuz.”
“Yakınmış.”
Morishita cevabı duyar duymaz lafı yapıştırdı.
Sırf mesafe olarak bakıldığında fazlasıyla yakındı.
Elbette kulüp faaliyetleri gibi özel durumlar haricinde, bu okulda okuyan öğrencilerin yerleşkeden öyle kolay kolay dışarı çıkması mümkün değildi.
“Taksi gelene kadar daha epey vaktimiz var. Ayanokōji-kun ile biraz baş başa konuşabilir miyim?”
Sakayanagi bunu söyleyince Başkan Sakayanagi, Yamamura ve Morishita başlarıyla onaylayıp konuşmamızı duyamayacakları bir mesafeye çekildiler.
“Yamamura ve Morishita’nın seni uğurlamaya geleceğini beklemiyordum.”
“Eskiden olsa Masumi-san, Hashimoto-kun ve ardından Kitō-kun olurdu.”
Kamuro okuldan atılmış, Hashimoto da Sakayanagi’ye ihanet etmişti.
Öte yandan Kitō da vedalaşmalarda öyle duygusal triplere girecek bir tip gibi durmadığından, ona yakın isimlerden kimse gelmemişti.
“Şu kısacık süreliğine de olsa Yamamura-san ile yakınlaştım—bir bakıma senin de sayende, Ayanokōji-kun.”
Ve yollarının ayrılmasına sebep olan da bendim.
“Peki ya Morishita?”
“Görünüşe göre Yamamura-san’ın peşine takılmış.”
Yani çağrılmadığı halde gelmişti.
“Morishita-san normalde belirli kişilerle öyle pek samimi olan biri değildi fakat son zamanlarda bilhassa Yamamura-san ile ilgileniyor gibi görünüyor. Doğuştan zeki ve cin gibi bir öğrenci olduğundan, muhtemelen sınıfın geleceği için endişeleniyordur.”
“Olabilir.”
Oldukça tuhaf bir kişiliği vardı ancak onda olağanüstü bir yetenek seziyordum.
Kısa bir süre önce Morishita ile Yamamura’yı konuşmak için çağırmış olmamın da bunda bir payı vardı muhtemelen.
“Neyse… Bugünki konuşmamız son konuşmamız olacak.”
“Öyle.”
Sakayanagi gözlerini bana dikerek tereddütsüzce konuştu.
“Rakibin olmamdan pek memnun değil gibiydin ancak her şey tam da dilediğin gibi sonuçlandı. Maça müdahale ettiğin için zerre suçluluk duyuyor musun? Şu an ne hissettiğini söyler misin lütfen?”
“Suçluluk duyduğumu söylemek isterdim fakat böylesi ucuz yalanlar sana sökmez, değil mi?”
Burada arzuladığı şey dürüstlüktü.
Nitekim Sakayanagi keyifle gülümsedi.
“Açık konuşmak gerekirse fazla güçlüydün, Sakayanagi. Yeteneklerinden zerre şüphem yok ve Yıl Sonu Özel Sınavı’nın ayrıntılarını bilmesem de kesinlikle Ryūen’den üstündün. Ancak—”
“Ryūen-kun, Horikita-san ve Ichinose-san da öyle. Hepsinin hâlâ gelişime bariz şekilde açık yönleri var. Nasıl değişimler geçireceklerini kestirmek imkânsız.”
“Aynen öyle. Ben de bunu görmek istiyorum.”
“Cevabı bilsem bile bunu duymak yine de insanın canını yakıyor.”
“Kusura bakma.”
“Sorun değil, senin böyle biri olduğunu artık anladım. Üstelik okuldan ayrılmak tamamen kendi kararımdı. O mesajı kavrayabildiğim için ancak kendi kusursuzluğumu suçlayabilirim.”
Elbette sınavın nasıl sonuçlanacağı ve nereye varacağı hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
Yine de Ryūen’in mi yoksa Sakayanagi’nin mi kalmasını istediğimi tarttıktan sonra o mesajı Ryūen’e emanet etmiştim.
Mesajı iletmek Ryūen’in inisiyatifindeydi—onu kabullenip kavramak ise tamamen Sakayanagi’ye kalmıştı.
Yine de… Ryūen’in karakterini ve Sakayanagi’nin düşünce yapısını analiz ettiğimde, durumun bu şekilde sonlanmasına neredeyse kesin gözüyle bakıyordum.
“Her ne kadar bir sürü acımasız laf etmiş olsan da seni suçlamaya niyetim yok, Ayanokōji-kun. Ancak şu borç meselemizi bir netleştirmek isterim.”
“Haklısın. Mümkünse ben de o defteri kapatmak isterim. Ne arzu ediyorsun?”
Sakayanagi’ye layıkıyla ödemem gereken ciddi bir borcum vardı.
“O halde iki tanecik ricada bulunabilir miyim?”
En başından beri reddetmek gibi bir niyetim olmadığından başımı sallayıp Sakayanagi’nin taleplerini bekledim.
“İlk olarak, şey… Tam burada tutku dolu bir öpücük istiyorum.”(ÇN:HOP HOP)
Muzipçe bir dilekte bulunmuştu.
Ciddi miydi yoksa dalga mı geçiyordu kestirmek zordu.
“Bunu nasıl yorumlamalıyım?”
Sakayanagi bir adım yaklaşıp çenesini hafifçe kaldırdı ve gözlerini kapattı.
Bizi izleyen üçlünün yüz ifadesi sahiden bakılamayacak kadar korkunçtu.
İsteğinin sahiden bu olup olmadığını teyit etmek üzereyken Sakayanagi yavaşça gözlerini açtı.
“Fufu. Şaka yapıyordum.”
“Hiç komik bir şaka değildi.”
İçten içe rahat bir nefes aldım.
Aynı dönemden öğrencilerin önünde yapmak bir yana, Sakayanagi’nin babası olan yönetim kurulu başkanı da oradan izliyordu.
“İlk ricam şu: Kibirli görünmeyeceğime güvenerek soruyorum, benim rolüm henüz bitmedi, değil mi?”
Bu sözler üzerine kısaca başkana göz ucuyla baktım.
Ardından bakışlarımı hemen yeniden Sakayanagi’ye çevirdim.
“Sen on, yirmi adım sonrasını düşünen birisin. O halde yalnızca Ryūen-kun’un kalmasını sağlamanın ötesinde, benim kendi isteğimle ayrılmamı seçmenin başka faydaları da olmalı, değil mi?”
Sakayanagi hakikaten strateji ve akıl yürütme konusunda ustaydı, hiçbir yardıma ihtiyaç duymadan cevaplara kendi başına ulaşabiliyordu.
“Bunu bir zemin hazırlığı olarak değerlendirmiştim. Gerçi bunun gerçekleşeceği bir geleceği henüz ben de göremiyorum.”
“Sorun değil. Bunu bir zemin hazırlığı olarak gördüğünü duymak bile bana yeter.”
“Seni sadece alet ediyor da olabilirim, biliyorsun değil mi?”
“Öyle olsa bile seninle bağımı koparmak istemiyorum. Bu okuldaki iletişimimiz kesilecek olsa dahi gelecekte seninle yeniden kozlarımızı paylaşmaktan vazgeçmiş değilim, Ayanokōji-kun. Sana daha layık bir rakip olabilmek adına önümüzdeki yıl boyunca kendimi zorlu sınavlara tabi tutmayı planlıyorum. Bu yüzden, bu okuldan ayrıldıktan sonra benimle tekrar buluşacağına söz ver.”
“İlk dileğin bu mu?”
“Evet.”
Sakayanagi hiç duraksamadan cevap verdi.
“Benim dahi kontrolüm dışında olan şeyler var. Bu istek senin için sahiden yeterli mi?”
“Sana güveniyorum. Bir yolunu bulursun sen.”
Sakayanagi dosdoğru gözlerimin içine bakarak eskisinden çok daha kararlı bir tonda yanıtladı.
“…Anlıyorum. Bahsettiğimiz kişi sensen, bir gün yeniden kavuşmak sahiden de mümkün olabilir.”
Az önce de söylediğim gibi, elimden hiçbir şeyin gelmeyeceği pek çok durum vardı.
Ancak bir gün, geleceği kendi ellerimle değiştirmek istediğimde, Sakayanagi ile sözleştiğimiz bu kavuşma bana çok büyük bir destek sağlayabilirdi.
“Seni çevreleyen o ortamın—Beyaz Oda’nın—elbette farkındayım. Ancak unutma, hayatını nasıl yaşayacağına karar verecek olan yalnızca sensin. Bunu aklından çıkarma sakın.”
“Haklısın. Umarım bir gün ben de böyle düşünebilirim.”
Şu an için verebileceğim tek cevap buydu fakat Sakayanagi tatmin olmuşçasına başını salladı.
“Peki ya ikinci dileğin ne?”
“Şey… Ben ayrıldıktan sonraki sınıfın geleceğini buna dahil etmek münasebetsizlik olurdu, o yüzden bu konuda epey bocaladım.”
Sakayanagi bu girizgâhın ardından dileğini dile getirdi.
“Hashimoto-kun’a ileride nasıl davranılacağı hakkında. Sınıfa onunla ilgili ayrıntılı bir şey anlatmadım.”
“Ondan şüphelenen öğrenciler olabilir ancak kesin kanıt olmadan masumiyet karinesine bağlı kalmaktan başka çareleri yok.”
Verdiğim yanıta Sakayanagi de hak verdi.
“Yine de ne yaptığını ve ne yapmaya çalıştığını bilen birinin çıkıp bir karar vermesi gerek. Hüküm verme işini sana emanet edebilir miyim? Herhangi bir zaman kısıtlaması yok.”
“Yani önümüzdeki bir yıl içinde onun suçlu mu yoksa masum mu olduğuna karar vermemi mi istiyorsun?”
“Evet. İçimde hem affeden hem de asla bağışlamayan iki farklı his var. İdeali, yan yana yürüyüp sonunu beraber görmek olurdu fakat artık bu mümkün değil.”
Kararı tamamen bana bırakıyorsa benim açımdan hiçbir sakıncası yoktu.
“Anladım. Hakim rolünü üstleneceğim.”
“Teşekkür ederim. O halde içim rahat bir şekilde Masumi-san ile buluşmaya gidebilirim.”
Kamuro onunla tekrar karşılaştığına muhtemelen sevinmekten ziyade önce bir küçük dilini yutardı.
“O halde, diğerlerini de yavaştan çağıralım mı?”
“Hayır, ayrılmadan önce sana söylemem gereken bir şey var.”
Bunu söylerken telefonumu çıkarıp daha önce odamda çekilmiş olan Sakayanagi’nin fotoğrafını açtım.
Ardından tam gözlerinin önünde fotoğrafı sildim.
“Ne olur ne olmaz diye hazırlamıştım ama artık kullanmaya lüzum kalmadı.”
“Ah, o zaman sen ve o kız—?”
“Sonucun ne olacağını Karuizawa’nın kendisi de biliyordu.”
“Öyle mi? Gerçekten güçlü bir iradesi varsa, muhakkak yeniden ayağa kalkacaktır.”
Karuizawa tek başına ayağa kalkamasa dahi yanında güvenebileceği arkadaşları vardı.
“Demek öyle ha? Bu durumda yeniden özgür kaldın demektir, Ayanokōji-kun.”
“Aynen öyle.”
“Keşke az önceki öpücük konusunda geri adım atmasaymışım.”
Bunu söylerken Sakayanagi muzipçe gülümsedi ve kollarını usulca iki yana açtı.
“Bunu da bir bonus olarak versen fena olmaz mıydı?”
Vakit hızla daralıyordu.
Ben de kollarımı açıp Sakayanagi’yi usulca kendime çektim.
“Ayrılmak istememek, daha fazla konuşmayı arzulamak… Hâlâ içimde buna benzer pek çok duygu var ancak bunların içimde öylece kalmasında hiçbir sakınca yok. Tekrar karşılaşacağımız günü iple çekiyorum.”
“Evet—”
Geleceğim an itibarıyla kapana kısılmış durumdaydı.
Fakat şartlar değişebilirdi.
Kollarımın arasındaki Sakayanagi küçücüktü; insana çaresiz ve narin bir his veriyordu.
Yine de şimdiye kadar karşılaştığım insanlar arasında kesinlikle hiç kimseye benzemeyen bir güce sahipti.
Yakın gelecekte dış dünyada Sakayanagi ile yeniden buluşacağımdan adım gibi emindim.

İçimde buna dair kuvvetli bir his vardı.
Çevirmen: ayanokojiayniben
Diğer serilerimize de bir göz atın bence.
Yorum yapmayı, instagramdan bizi takip etmeyi, discord sunucumuza gelmeyi ve de en önemlisi kendinize iyi bakmayı unutmayın. Sonraki bölümlerde görüşürüzz!
Sakayanagi seride en sevdiğim kadın karakterdi. Ne kadar ayrılmasına üzülmüş olsam da bundan sonra nasıl ilerleyecek merak ediyorum
Ah lan