Türkçe Light Novel

deneme bonusu veren siteler
deneme bonusu veren siteler 2025
deneme bonusu veren siteler yeni
deneme bonusu

  • Seri Listesi
  • Blog
  • Discord
Sign in Sign up
  • Seri Listesi
  • Blog
  • Discord
  • Isekai
  • Aksiyon
  • Fantastik
  • Seinen
  • Macera
  • Yaşamdan Kesitler
  • Harem
  • Romantik
  • Psikolojik
  • Okul Hayatı
  • Komedi
Sign in Sign up
SON EKLENEN BÖLÜMLER

Elitler Sınıfı

10 Eylül 2026
   Cilt 23.5 - Bölüm 34    Cilt 23.5 - Bölüm 33

Tavşan Kostümlü Senpai’m

30 Ağustos 2026
Bölüm 5 Bölüm 4

Fate/Zero

30 Ağustos 2026
Bölüm 1-Kotomine Kirei Bölüm 0.5-Prolog

Eczacı Günceleri

3 Ağustos 2026
3. Bölüm - Jinshi 2. Bölüm - İki Gözde Eş

deneme 1

2 Temmuz 2026
bolum 1- deneme

Elitler Sınıfı -    Cilt 23.5 - Bölüm 2

  1. Home
  2. Elitler Sınıfı
  3.    Cilt 23.5 - Bölüm 2 - Sorular ve Cevaplar
Prev
Next

Cilt 23.5 – Bölüm 2 – Sorular ve Cevaplar

14 Mart…

 

Yıl sonu özel sınavının hemen ardından akşam karanlığı çökmüştü.

 

Sınıf temsilcileri, içlerindeki o karmaşık duyguları henüz toparlayamadan kendi sınıflarına geri gönderilmişti.

 

Hatta dönüp bir düşünürsek, sınıfta bekleyen katılımcılar temsilcilerden bile daha tedirgin bir halde olabilirdi.

 

İşe önce sınavın tüm kapsamını, perde arkasında nelerin döndüğünü ve her şeyin nasıl sonuca bağlandığını öğrenmekle başlamaları gerekiyordu.

 

Sadece kimin kazanıp kimin kaybettiğini bilmek yetmiyordu; nelerin yaşandığını da öğrenmek zorundaydılar.

 

Katılımcıların beklediği sınıfa dönerken, Ichinose ile aramdaki yüzleşme hakkında Horikita ve Yōsuke’nin kafasında pek çok soru işareti olduğu çok açıktı ; ancak muhtemelen Chabashira-sensei yanımızda olduğu için sınıfa kadar tek kelime etmeden yürüdüler.

 

Bu sessizliğe daha fazla dayanamayan Chabashira-sensei söze ilk başlayan kişi oldu.

 

“…Açıklığa kavuşturmak gerekirse, bu özel sınav önceki yıllara kıyasla epey sıra dışıydı. Önemli bir kural gereği, siz temsilciler ile sınıfta bekleyen katılımcılara verilen bilgiler birbirinden farklıydı. Ortak bilinen tek şey, sınıfın galibiyeti veya mağlubiyeti ile herhangi bir atılma durumunun olup olmadığıydı. Sınıfa döndüğümüzde bu konuyu uzun uzun açıklamayacağım.”

 

“Yanlış anlaşılmaları gidermek adına asıl kuralları… yani özellikle temsilcilere verilen kuralları katılımcılara açıklamamızda bir sakınca yok, değil mi?”

 

“Elbette. Ne yapılması gerektiğine karar vermek tamamen size kalmış. Ben birazdan ayrılacağım, siz de kafanıza takılanları kendi aranızda konuşup bir çözüme bağlarsınız.”

 

Sınıfın kapı kolunu tutmadan hemen önce arkasına dönen Chabashira-sensei, Horikita ve diğerlerine bu tavsiyede bulundu.

 

“Evet, planımız bu yönde. Temsilciler bile diğer temsilcilerin teke tekte neler yaşadığını detaylıca bilmiyor. Bilgi paylaşımı yapmamız şart.”

 

Temsilciler, birbirlerinin nasıl hamleler yaptığından habersizdi.

 

Yine de hepsi şuanda sadece Ichinose’yle aramdaki savaşın detaylarını öğrenmeye odaklanmıştı.

 

Bildikleri tek şey, Ichinose’nin hezimete uğradığı ve Maezono’nun okuldan atıldığıydı.

 

“Sen de bize biraz vakit ayıracaksın, değil mi Ayanokōji-kun?”

 

“Elbette. Günü kafalarda soru işaretleri bırakarak noktalamaya hiç niyetim yok zaten.”

 

Bu güvenceyle tatmin olan Horikita başını salladı, Yōsuke de ona eşlik etti.

 

Öğretmen ve üç temsilci sınıfa adım attı.

 

Bizi karşılayan katılımcılar, vakit kaybetmeden merak dolu, karmaşık bakışlarını üzerimize diktiler.

 

Chabashira-sensei toplanan telefonları geri dağıttığında, telefonumu açar açmaz gelen mesajlara hızlıca göz gezdirdim.

 

Ardından telefonu cebime attım.

 

Chabashira-sensei, şaşkınlıkları hala yüzlerinden okunan öğrencilere ağır ağır seslendi.

 

“Yıl sonu özel sınavı zaferinizle noktalandı. Bununla birlikte 2-B Sınıfı hatırı sayılır miktarda sınıf puanı kazandı ve… önümüzdeki aydan itibaren, yani üçüncü sınıf olduğunuzda ilk kez A Sınıfı’na yükselmeniz neredeyse kesinleşti. Ancak bu süreç Maezono’nun okuldan atılmasıyla da sonuçlandı. Böyle bir tabloda sizi gönül rahatlığıyla tebrik etmek zor… yine de iyi savaştığınız için hepinizi takdir ediyorum.”

 

Sevinç çığlıkları atmanın hiç de uygun düşmeyeceği bir ortamda Chabashira-sensei, öğrencileri överek emeklerini takdir etti.

 

Fakat sınıftakilerde sevinçten eser yoktu.

 

Kazandıkları gerçeği henüz tam oturmamıştı ve üstüne üstlük Maezono okuldan atılmıştı.

 

Şu an uluorta sevinç gösterisi yapmak sadece tepki çekerdi.

 

Herkes daha fazla beklemeden detayları öğrenmek için can atıyordu.

 

“Maezono cidden atıldı mı yani?”

 

Tereddütte kalan öğrencilerin arasından ilk doğrudan soruyu soran Sudō oldu.

 

“Hem evet, hem hayır. Maezono şu an öğretmenler odasında okuldan atılma işlemlerini hallediyor, doğru; fakat gerekli özel puanı tam şu anda denkleştirebilirseniz bunu önlemek mümkün.”

 

Normalde net bir cevap vermesi gerekirdi ama Chabashira-sensei sınıfın toplam özel puanlarının tutarını zaten biliyor olmalıydı.

 

Bu tutarın 20 milyonu bulmadığı düşünüldüğünde, böyle bir seçenek zaten masada bile olamazdı.

 

Maezono için boş bir umuda tutunmak sadece zalimlik olurdu.

 

İşin aslı, onu zorla kurtarmaya kalkışsak bile artık vakit yetmezdi.

 

Okuldan atılmasını engelleyemezdik; gerçeği sessizce kabullenmekten başka yapacak hiçbir şey yoktu.

 

“Beklersem… onu görebilecek miyim peki…?”

 

Bu noktada Mii-chan içindeki endişeyi dile getirdi.

 

Dikbaşlı Maezono ile ürkek Mii-chan.

 

İlk bakışta pek uyuşmuyor gibi görünseler de şaşırtıcı bir şekilde ikisi sık sık takılır ve gayet iyi anlaşırlardı.

 

Bu ani vedayı kabullenememesi son derece doğaldı.

 

“Sanmıyorum… Yani en azından hemen değil. Okuldan atıldığı kendisine henüz yeni söylendi ve fena halde sarsılmış durumda. Kendini toparlayana kadar görüşmeniz zor.”

 

Sarsılmış lafı geçince sınıf arkadaşları birbirlerine manidar bakışlar fırlattı.

 

“Merak ettiğiniz çok şey olabilir ama detaylar hakkında konuşmaya yetkim yok. Sorularınız varsa bunları birazdan kendi aranızda konuşsanız iyi edersiniz. Benden bu kadar.”

 

Bundan sonra gelişecek olayları göz önüne alarak sözlerini noktaladı ve konuşmayı çabucak bitirdi.

 

Chabashira-sensei’den izin alan Horikita, alelacele kürsüye geçti.

 

“Kusura bakmayın ama herkes biraz daha sınıfta kalabilir mi?”

 

“Maezono-san’ın atılmasıyla ilgili ne olduğunu anlatacak mısın?”

 

Bu anı kollayan Nishimura, hoşnutsuz bir tavırla Horikita’ya sordu.

 

“Evet. Bu yıl sonu özel sınavından geriye hiçbir soru işareti bırakmamamız gerektiğini düşünüyorum. Ama bunu tek başıma yapamam. Herkesin desteğini rica edebilir miyim?”

 

Sınıftan silinip giden Maezono.

 

Zaferin bedeli.

 

Detayları bilinmeyen, karanlık bir mücadele.

 

En azından Kōenji’nin yerinden kalkıp gitmesi hiç şaşırtıcı olmazdı ama onda bile böyle bir hareket yoktu.

 

El aynasında kendine bakarken etrafı kolaçan etmek için gözlerini hafifçe oynattı.

 

Sınavın detaylarına tamamen kayıtsız kalmamış gibiydi ya da belki de hocayı veya Horikita’yı hiç dinlememiş, sırf kendi yansımasına dalıp gitmişti.

 

Hangisi olduğu belirsizdi ama bir süre daha sınıfta kalacağı kesindi.

 

“Ben de dahil olmak üzere, öncelikle kafamızı en çok kurcalayan meseleyi açıklığa kavuşturmak istiyorum.”

 

Bunu söyledikten sonra Horikita, temsilciler ile katılımcılar arasındaki bilgi uyuşmazlığını gidermek için anlatmaya başladı.

 

Kimin neyi bildiği, neyi bilmediği.

 

Galibiyeti belirleyen kuralların neler olduğu ve dahası.

 

Aradaki farklar bir nebze kapandıkça durum daha da netleşiyordu.

 

Yōsuke kendi mücadele tarzının pek işe yaramadığını dürüstçe aktardı; Horikita ise rakip komutan Ichinose tarafından hezimete uğratılana kadar her şeyin nasıl tıkırında gittiğinden bahsetti.

 

Ardından bütün dikkatler bundan sonra yaşananlara çevrildi.

 

Horikita’nın dişli bir rakip olarak nitelendirdiği Ichinose’yi, komutan olarak benim tamamen saf dışı bırakmış olmama.

 

Süreç Maezono’nun atılmasıyla noktalanmıştı ama Horikita ve Yōsuke gibi temsilciler de arka planda dönen olaylardan habersizdi.

 

Her şeyden önce Maezono meselesi, kaçılamayacak kadar sıcak bir konuydu.

 

“Bana kalırsa… Hain rolü verilen öğrenci için okuldan atılma riski elbette vardı ama kurallar doğru kavrandığı takdirde bu risk neredeyse sıfırdı. Maezono-san ve Ayanokōji-kun’un bunu gayet iyi anladığını düşünmüştüm…”

 

İsmim zikredilince sınıftakilerin çoğu bakışlarını bana çevirdi.

 

Horikita’nın sözlerinin ardından durumu açıklamak için ayağa kalkıp onun yanına doğru adımladım.

 

Chabashira-sensei çekip gidebilirdi ama tartışmayı izlemeye niyetli görünüyordu.

 

“Öncelikle, bir sınıf arkadaşımızın aniden okuldan atılmasından ötürü hepinizden özür dilerim.”

 

Bunu söyleyip özür dileyerek hafifçe eğildim.

 

Her zamanki gibi, konuşmayı adım adım ve mantıklı bir sırayla ilerletmek mühimdi.

 

“Hain rolünün hem riskleri hem de ödülleri vardı. Hain olduğu tespit edilirse kişi okuldan atılıyordu; fakat yakalanmazsa 5 milyon şahsi puan ya da 50 sınıf puanından birini alabiliyordu. Maezono’nun hangisini seçmek istediğinin bir önemi yok; kim olsa o ödülü cebine indirmeyi en az bir kere aklından geçirirdi. Ancak hainliğin doğası gereği, oyunda ne kadar uzun süre kalırlarsa karşı sınıfa o kadar çok bilgi sızdıracaklardı. Bu yüzden hainin erkenden itiraf etmesini sağlayıp icabına bakmak, tertemiz bir zafer için şüphesiz en doğru hamleydi.”

 

Horikita ve Yōsuke gibi temsilcilerin ilk aklına gelecek şey buydu; katılımcılar da hain olsalardı hemen itiraf edeceklerini kolaylıkla hayal edebiliyorlardı.

 

“Horikita, bir temsilci olarak bizzat savaştın, o yüzden sen anlarsın. Bu özel sınavda Ichinose hayal bile edilemeyecek kadar güçlü bir rakipti. Bu konuda hemfikiriz, değil mi?”

 

“…Evet, çok güçlüydü. Kazanmanın hiçbir yolunu görememiştim.”

 

Ondan net bir mağlubiyet itirafı daha alarak başımı salladım.

 

“Ben de aynı şeyi hissettim. Karşısına geçene kadar bir şekilde hallederim diye düşünüyordum ama teke tek mücadele başlar başlamaz durumu hemen kavradım. Hem düşmanlarını hem de müttefiklerini avucunun içi gibi bilen Ichinose için bu sınav, tüm yeteneklerini sergileyebileceği kusursuz bir sahneydi. Doğruyu da yalanı da anında açığa çıkaracak bir sezgiye sahipti.”

 

Horikita gözlerini yumarak başını salladı; muhtemelen az önceki o savaşı tekrar anımsıyordu.

 

“Normal yollarla kazanma şansımız sıfırdı. Yine de komutan olarak atandığım için nasıl kazanacağımı bulmak zorundaydım. Kısıtlı zaman içinde deli gibi kafa yorduktan sonra aklıma zafere giden tek bir yol geldi.”

 

Devam etmeden önce herkesin sözlerimi tartıp sindirmesi için burada kısa bir es verdim.

 

“Kazanmanın yöntemi—haini erkenden okuldan attırmaktı.”

 

Doğal olarak bunu duyunca herkesin kafası durdu.

 

‘Bu çocuk ne saçmalıyor?’ diye afallamaları gayet beklenen bir şeydi.

 

“Maezono’yu… yani haini okuldan attırmak bizi zafere nasıl ulaştırabilir ki?”

 

Yanımdaki Horikita, herkesin aklındaki o apaçık soruyu seslendirdi.

 

“Açıkçası adilce bire bir mücadele verirsek Ichinose’yi yenmem imkansızdı. Böylesi bir rakibi alt etmek için tek çarenin beklenmedik bir baskın olduğunu düşündüm. Başlarda müzakere etmek için Ichinose’ye yanaştım ve hain haklarımızı karşılıklı olarak tüketmeyi teklif ettim. İki taraf da bu hakkını kaybederse hiçbir dezavantaj oluşmayacak ve kimse okuldan atılmayacaktı. Adil bir şekilde kazanmaya inanan Ichinose için bu teklif bulunmaz bir fırsat olmalıydı.”

 

Ichinose yoldaşlarını feda etmekten herkesten çok nefret ederdi.

 

Yok, daha doğrusu kimsenin okuldan atılmasını asla istemezdi.

 

Bu, son iki yıldır herkesin bildiği bir gerçekti; açıklamaya bile gerek yoktu.

 

“Benim asıl amacım, hain hakkını kullanarak Ichinose’yi bu atılma suçuna ortak etmekti. Aklıma gelen tek yöntem buydu.”

 

Bu noktada sınıfta anlık bir uğultu koptu.

 

Açıklamayı anlayanlar, anlamayanlar ve ikisinin arasında bocalayanlar.

 

Sadece olayları dışarıdan gözlemleyen Chabashira-sensei sakinliğini koruyordu.

 

“Hain haklarını karşılıklı olarak kullanmak… Gerçekten de Ichinose-san ile bu konuda anlaşmak kolay olurdu ve bu onu dolaylı yoldan Maezono-san’ın atılmasına alet ederdi… Amacın buydu demek…”

 

Temsilci olan Horikita, senaryoyu katılımcılardan çok daha hızlı kafasında canlandırdı.

 

“Farkında olmadan Maezono’nun okuldan atılmasına el uzattığı gerçeğiyle yüzleşince Ichinose fena halde sarsıldı. Üzerine çöken o ağır suçluluk duygusuyla birlikte her zamanki performansını gösteremedi ve doğru düzgün aday gösteremedi.”

 

Neticeyi işte bu şekilde izah ettim.

 

“Bir dakika, lütfen bekleyin.”

 

Kendini daha fazla tutamayan Yōsuke sertçe ayağa fırladı.

 

“Ben de bir temsilci olarak mücadele ettim. Bir faydam dokunmadı, o yüzden şikayet etmeye ya da itiraz etmeye hakkım olmadığını biliyorum. Ama… yine de bir sınıf arkadaşlarımızdan birini kurban etmeye değer miydi? Maezono’yu feda etmek yüzde yüz zafer getirecek olsaydı bile ,ki yüzde yüz olmadığı ortada, buna kolay kolay onay veremezdim ; ya kaybetseydik? Bu ihtimali hiç hesaba katmadın mı? Temsilci kim olursa olsun, bu yöntemin çizgiyi fazlasıyla aştığını düşünüyorum.”

 

“Gerçekten de öyle. Maezono-san’ın atılmasına yardım ettiğini bilmek Ichinose-san’ın dengesini bozardı elbet ama bu kesin bir zaferi garanti etmezdi ki… değil mi?”

 

Ona hak veren öğrenciler de vardı anlaşılan.

İçlerinden biri olan Ichihashi bunu mırıldandı.

 

“Doğru. Olay bittikten sonra arkasından ahkâm kesmek kolaydır, meseleye sadece sonradan bakarsan hepsi bundan ibaret kalır. Fakat durum, boşu boşuna çırpınıp kaybetmekle bir bedel ödeyerek kazanma şansına oynamak arasında bir seçimdi. İhtimalleri tarttığımda sınıf temsilcisi ve komutan olarak ikincisini seçtim. Burada alınacak bir mağlubiyetin ölümcül olacağını düşündüm. Şayet tahmin edildiği gibi A Sınıfı kazansaydı ve bizim sınıf kaybetseydi, aradaki sınıf puanı farkı 300’e çıkacaktı. Bunu sadece bir yılda kapatabileceğimizin hiçbir garantisi yoktu. Bu durum her sınav için geçerlidir elbet ancak özellikle bu sınav—asla kaybetmeyi göze alamayacağımız bir savaştı.”

 

Gerekçelerimde bazı yalanlar olsa da Maezono’nun atılmasına uzanan arka planda tek bir terslik yoktu.

 

Bedel ödemeden kaybetmek mi, yoksa kurban vererek de olsa zafere oynamak mı?

 

Özünde kimsenin buna tamamen kesin bir cevap vermesi mümkün değildi.

 

Fakat kaybetmek, A Sınıfı yolunda devasa bir darbe anlamına gelirdi; bu gerçek bir kabus gibi tepelerinde asılı duruyordu.

 

“Kendimi haklı çıkarmaya çalışmıyorum ama şu an bir oylama yapmaktan da çekinmem. Çoğumuzun ‘Maezono’yu feda edeceğimize sınavı kaybetseydik daha iyiydi’ demeyeceğine eminim.”

 

Sınıfa bir sessizlik çöktü.

 

Öğrenciler ya birbirlerine baktılar ya da gözlerini kaçırdılar.

 

Oylama falan istemedikleri apaçık ortadaydı.

 

Büyük olasılıkla Horikita da böyle bir oylamaya yanaşmazdı.

 

Bu sadece yaraya tuz basmak olurdu.

 

Cevap halihazırda ortadaydı.

 

Ne kadar acı verici olursa olsun, bu sınıfın kazanmış olması gerçeği hayal ettiklerinden çok daha büyüktü.

 

Sakayanagi’nin kazandığı ve Horikita’nın kaybettiği bir senaryo.

 

Bundan ne pahasına olursa olsun kaçınmak şarttı.

 

Bunu kafalarında tartmadan edemezlerdi.

 

Ayrıca kurban edilen kişinin kendileri olmaması gerçeğini de görmezden gelinemezdi.

 

Bunu inkar etmek, Sakura’nın fedakarlığını yeniden sorgulamayı gerektirirdi.

 

Yine de buna şiddetle karşı çıkacak birileri varsa—

 

“—Bu kadarı fazla kibirli değil mi? Buna tek başına Ayanokōji-kun’un karar vermesi doğru değildi. Temsilci bile olsa hiç kimsenin Maezono’yu kurban etmeye hakkı yok.”

 

İşte Yōsuke gibi başkalarını kendinden çok düşünen öğrenciler de vardı.

 

Bu tür itirazları zaten bekliyordum.

 

“Haklısın. Fakat kimseye danışamayacağım bir ortamda tek başıma karar vermekten başka şansım yoktu. Üstelik benim kafam Yōsuke gibi çalışmıyor. Sınıfın kaderi bana emanet edilmişti ve ben de sınıfı zafere ulaştırmayı en birinci önceliğim bildim.”

 

Kendi fikrimle Yōsuke’nin itirazının karşısına dikildim.

 

“Ama… rastgele kurban seçilen Maezono’yu düşündükçe—”

 

“Kusura bakma ama kurbanın Maezono olmasının gayet geçerli bir sebebi vardı.”

 

Neden Maezono seçilmişti—eninde sonunda öğrenciler bu konuda huzursuzluk çıkaracaktı.

 

Bu yüzden laflarını peşinen kestim.

 

“Eğer sırf kendi keyfime göre bir arkadaşımızı kurban seçmiş olsaydım, ortalığı büyük bir huzursuzluk ve güvensizlik kaplardı. Maezono öyle endişeleneceğiniz gibi rastgele seçilmedi.”

 

“…Arkasında herkesi ikna edecek mantıklı bir gerekçe var—demek istediğin bu mu?”

 

Sakin kalmaya çalışan Horikita, neyi ifade etmek istediğimi hemen kavradı.

 

“Maezono’nun okuldan atılması için seçilme sebebi—”

Burada, yıl sonu sınavında komutan olduğuma dair o kritik bilginin diğer sınıflara sızdırıldığını ve bunu sızdıran kişinin Maezono olduğunu açıkladım.

 

“…Horikita-san herkese bunu kesinlikle bir sır olarak saklamamız gerektiğini söylemişti, değil mi?”

 

Tartışmaya dahil olan Ichihashi, kısa bir süre önceki konuşmayı hatırladı.

 

“Evet. En başta Horikita’dan bunu gizli tutmasını ben istemiştim. Temsilci ve komutan rolünü üstlenmemin sebeplerinden biri sürpriz faktörünü kullanmaktı. Herkes Horikita’nın komutan olacağını sanırken sahneye beklenmedik bir piyon çıksaydı, ortada olmayan şeylerden bile şüphelenmeye başlayabilirlerdi. Neticede bu durum Ichinose’yi ve sınıf arkadaşlarını sarsabilirdi. Şayet o plan tutsaydı, belki de kimse atılmadan kazanabilirdik. Fakat sınavdan önceki gün Ichinose’nin sınıfındaki öğrenciler benim komutan olarak katılacağımı çoktan öğrenmişti.”

 

“Yani bilgi erkenden sızdı. Ve bunu yapan Maezono muydu…?”

 

“Evet. Doğrudan stratejimle bağlantılı olduğu ve dolayısıyla sonucu da doğrudan etkileyeceği için ne olursa olsun sızdırılmamasını rica etmiştim. Bilginin diğer sınıflara uçtuğunu öğrenir öğrenmez araştırmaya koyuldum.”

 

Bu noktada Sudō, kafasında bazı şüpheler kalmış olacak ki oturduğu yerden elini kaldırıp söze girdi.

 

“Peki Maezono’nun sızdırdığına dair bir kanıt var mı? Varsa… bu kanıtı nereden buldun? Maezono öyle kolayca yakalanacak bir şey yapmazdı herhalde.”

 

Tartışmayı hakkıyla takip eden Sudō, gayet mantıklı bir soru sormuştu.

 

“Bunu açıklayabilmek için önce Maezono’nun bu bilgiyi neden sızdırdığından bahsetmem gerek. Elbette durduk yere başka bir sınıfa bilgi uçuracağını düşünmek mantıksız olurdu.”

 

Sudō başta olmak üzere öğrenciler dinlerken başlarını salladılar.

 

“Maezono ile Hashimoto’nun çıktığını bilen var mı aranızda?”

 

Bu noktada detaylı açıklamayı es geçip doğrudan bu soruyu yönelttim.

 

Çoğu öğrenci şaşkınlıkla birbirine baktığı için sınıftakilerin ezici bir çoğunluğunun bundan bihaber olduğu hemen anlaşılıyordu.

 

Yine de beklendiği üzere bu bilgiye sahip olanlar da vardı.

 

Kushida ile Matsushita anında ellerini kaldırdı.

 

Ardından çekingen bir tavırla Mii-chan da elini kaldırdı; böylece toplam üç kişi oldular.

 

Kushida konusuna gelirsek—beklenen bir durumdu.

 

Gerçek yüzü ortaya çıktıktan sonra sınıfta dışlanmış olsa bile istihbarat toplama kabiliyeti hala çok yüksekti.

 

Diğer taraftan Matsushita, sınavdan önce Maezono’yu araştırmamı izleyerek Hashimoto ile olan ilişkisini çözmüş olabilirdi.

 

Mii-chan’a gelince, Maezono aralarındaki samimiyetten ötürü muhtemelen ona gizlice çıtlatmıştı.

 

“Hashimoto’nun kendi sınıfı da dahil olmak üzere bilgi toplamaya ne kadar takıntılı olduğu herkesçe malum. Maezono ile yakınlaşarak bizim sınıftan bilerek bilgi sızdırıyordu.”

 

“Yani sevgilisi istedi diye yaptı bunu, öyle mi?”

 

“Görünüşe göre aralarındaki bu ilişki daha en başından beri kullanılmış.”

 

Maezono ve ona yakın olanlar için bu can yakıcı bir gerçek olurdu.

 

Fakat Hashimoto Masayoshi’yi ne kadar iyi tanıyorsanız, bu duruma o kadar çok ikna oluyordunuz.

 

Dediklerimi daha da inandırıcı kılmak için soruyu soran Sudō’ya baktım.

 

“Sudō, Maezono seni hiç benim hakkımda konuşmak için bir araya toplamış mıydı?”

 

Sorduğumda hemen hatırlayamamış gibi başını yana eğdi.

 

Ancak o buluşmadaki birkaç kişinin ismini ve zamanını çıtlatınca yavaş yavaş hatırlamaya başladı.

 

“Ha, evet. Öyle bir şey olmuştu. Cidden her şeyi biliyorsun ha…?”

 

Buluşmanın ortamını ya da konuşulanları kelimesi kelimesine bilmesem de ana konu ben olduğuma göre aralarında gizli tutmaya karar vermiş olmaları şaşırtıcı olmazdı.

 

Detayları öğrenmiş olmam ona bu yüzden şaşırtıcı gelmiş olabilirdi.

 

“O buluşma sadece Maezono’nun fikri değildi; perde arkasında tamamen Hashimoto’nun talimatıyla ayarlanmıştı.”

 

Geçmişe dönüp bakan Sudō’nun dili tutulmuştu; kafası karışan Ike araya girdi.

 

“Hey, bunu nereden biliyorsun Ayanokōji… Sır olarak kalması gerekiyordu…”

 

Bu konuyu açmanın bu tarz sorular doğuracağının gayet farkındaydım.

 

Bu noktada her şeyi benden duymalarındansa onun bizzat inisiyatif alıp konuşması çok daha iyi olurdu.

 

“Çünkü ona ben söyledim. Ayanokōji-kun’un anlattıkları tamamen doğru. Yanlış bir şey yok.”

 

Olay anında orada bulunan Matsushita elini kaldırdı ve kendinden emin bir şekilde şahitlik yaptı.

 

Durum muhakemesi son derece isabetliydi ve zamanlaması kusursuzdu.

 

Sınıfın yarısından fazlası hala tam anlamıyla ikna olmasa bile bu hamle itirazların önünü kesecekti.

 

Maezono’nun atılmasını meşrulaştırmak için bu kadarı kafiydi.

 

Ki zaten sınıftaki herkesi ikna etmeye lüzum yoktu.

 

Öğrencilerin bir kısmını ikna edip diğerlerinin aklında hafif bir güvensizlik bırakmak yeterliydi.

 

Basitçe söylemek gerekirse, sınıfı yarı yarıya bölmek en ideali sayılırdı.

 

Uzun vadede bunun sınıfın yararına işleyeceğini görebiliyordum.

 

“Şey, ben epey ikna oldum aslında ama… bir şey diyebilir miyim…?”

 

Sözleriyle katıldığını belirtse de Sudō’nun içinde hala bir şeyler tam oturmamış gibiydi.

 

Diğer öğrencilerden biraz daha farklı bir açıdan bakıyor gibi görünüyordu.

 

Sandalyesini geriye itip düşüncelerini dile dökmek için ayağa kalktı.

 

“Sınıfın kazanması için elinden gelen her şeyi yaptığını anlıyorum. Maezono’nun bilgi sızdırması yüzünden ilk strateji battı, Ichinose de beklenenden güçlü çıkınca yoldaşlarını feda etmeyi göze alarak savaştın. Ama… Maezono’yu okuldan attırmak cidden tek çare miydi? Yani… Başkası olsa belki ama söz konusu olan sensin Ayanokōji, kimseyi kurban etmeden kazanmanın bir yolunu bulabilirdin diye düşünmüştüm.”

 

Sudō yeteneklerimin bir kısmına şahit olmuştu ve bazı şüpheleri vardı.

 

Bu yüzden daha iyi bir yöntemin bulunabileceğini düşünmüş gibi görünüyordu.

 

Maezono’yu harcamadan da kazanmanın mümkün olabileceği bakış açısı pek de kötü sayılmazdı.

 

Çünkü Sudō’nun sözleri yarı yarıya doğruydu.

 

Kazanma şansını düşürecek olsa bile kimseyi okuldan attırmadan kazanmak imkansız sayılmazdı.

 

Bilerek lafı dolandırmayı düşündüm ama buna fırsat kalmadan yanımdaki öğrenci söze girdi.

 

“Ayanokōji-kun şüphesiz komutanlık rolünü emanet alacak kadar yetenekli biri. Ama onun yeteneklerinden bile daha güçlü olduğu da bir gerçek. Bizzat karşı karşıya gelmiş biri olarak bunun garantisini verebilirim. Ichinose-san’a karşı gerçekten hiçbir varlık gösteremedim. Ve kazanamayacağımı neredeyse anında anladım. Yer değiştirmeden hemen önce Ayanokōji-kun’un da… kaybedeceğinden emindim. Kendi yoldaşımın zaferine bile inanamayacak kadar ağır bir mağlubiyeti kabul etmek zorunda kaldım.”

 

Sınıf lideri olarak Horikita, sınava olağanüstü bir kararlılıkla girmişti.

 

Hissettiği o ezici baskı, daha fazla detaya gerek bırakmadan sözlerine ağırlık katmaya yetiyordu.

 

“Anladım… Demek Ichinose o kadar güçlüydü…”

 

Normalde kimsede Ichinose’nin öyle güçlü ya da korkutucu olduğuna dair bir izlenim uyanmazdı.

 

Muhtemelen bu yüzden gözlerinde canlandırmakta zorlanıyorlardı fakat Horikita’nın bu dürüst açıklaması sınıftakilerin çoğunu ikna etti.

 

“Bir şey söyleyebilir miyim? Gücüne bizzat tanıklık etmiş biri olarak net bir sonuca varabiliyorum. Ayanokōji-kun’un kararını suçlayamam. Hatta tam aksine, sonuçlara baktığımda yapabileceği tek ve en iyi seçimin bu olduğunu düşünüyorum. Sınıfımızın kazanması için… bu gerekliydi.”

 

Sınıf liderliği emanet edilen Horikita cevabını bu şekilde verdi.

 

Elbette öyle mutlu olup kutlama yapamazdı.

 

Okuldan atılmaların önüne geçmek için elinden gelen her şeyi yapmak onun göreviydi.

 

Yine de canı yansa da gereken önlemleri kabullendi.

 

Yok, aslında kabullenmekten başka hiçbir çarenin olmadığı bir durumdu bu.

 

Burada söylenecek hiçbir laf Maezono’yu geri getiremezdi.

 

Geçmişe takılıp kalmaktansa geleceğe odaklanmak gerekiyordu.

 

“…Anlaşıldı. Sınıf lideri böyle diyorsa arkasında dururum. Ne de olsa Ayanokōji sınıf uğruna arkadaşlarının nefretini kazanmayı bile göze alarak savaştı.”

 

Sudō anlayışla başını sallayıp sandalyesine geri oturdu.

 

Sudō’nun beklenmedik sorusu ve Horikita’nın verdiği cevap.

 

Durum tam istediğim gibi yarı yarıya mı çözülmüştü?

 

Yok, belki de biraz daha fazlası ikna olmuştu.

 

Beklentimin aksine eleştiri okları peş peşe gelmedi.

 

Sönmekte olan ateşi körüklemeye gerek var mı diye düşünüyordum ki bir öğrenci usulca sesini yükseltti.

 

“Ama şey… Şimdiye kadar bizim sınıftan üç kişi atıldı, değil mi? Yamauchi-kun, Sakura-san ve şimdi de Maezono-san… Hepsinin ucu da Ayanokōji-kun’a dokunuyor… öyle değil mi?”

 

Azuma tereddüt içinde bu lafı ortaya attı.

 

“Ne demek istiyorsun yani?”

 

Matsushita yumuşak bir tonla da olsa Azuma’ya çıkıştı.

 

“Yani, biraz fazla “tesadüf” gibi geliyor işte…”

 

Tereddüt etse de lafın gelişi bunun gerçekten sıradan bir tesadüf olup olmadığını sorguluyordu.

 

“Ayanokōji’nin bilerek milleti okuldan attırdığını mı ima ediyorsun?”

 

Savunmaya geçen Sudō hemen Azuma’nın lafını kesti.

 

“O kadarını demiyorum. Ama sıradaki kurban biz olmayacağız, değil mi?”

 

“Şey, Azuma-san’ın ne demek istediğini anlıyorum aslında. İçimi biraz huzursuz etmiyor değil…”

 

Mori de şüpheler taşıyor olacak ki Azuma’nın sözlerini onayladı.

 

Karşıt görüşlerin çıkmasını ben de isterdim gerçi ama yükselen sesler ve öne sürdükleri sebepler epey cılız kalıyordu.

 

“Söz hakkım var mı bilmiyorum ama araya girebilir miyim?”

 

Kushida ne melek ne de şeytan denilebilecek bir tavırla söze girdi.

 

“Azuma-san ve diğerleri Ayanokōji-kun’un bilerek insanları okuldan attırdığını düşünebilir ama bence durum öyle değil. Mesela Sakura-san’ın atılma sebebi en başta benim Horikita-san ile olan sorunlarımdan kaynaklanıyordu; sınıfa karşı bayrak açtığım için birinin atılması gerekti. Herkes oybirliği sağlasaydı kimse atılmayacaktı. Ayanokōji-kun araya girmeseydi sınavı geçemeyecektik ve sınıf puanlarımız elimizden alınacaktı. Başka bir deyişle, o sadece kimsenin üstlenmek istemediği o pis rolü üstlendi. Yamauchi-kun’un ihanetinde de aynısı oldu, duyduğuma göre Maezono-san ile ilgili de sorunlar varmış. Yani birini feda etmeden kazanamayacağımız bir durumda hasarı en aza indirmek için öne atıldı. Buna kötü niyetle değil, iyi niyetle bakmamız gerekmez mi?”

 

Kushida da Azuma ve diğerlerine tüm bu hamlelerin sınıfı kurtarmak için şart olduğunu açıkladı.

 

Kendi çıkardığı kargaşanın sonuçlarını kabul etse de bizzat olayın merkezinde yer aldığı için sözleri ağırlık taşıyordu.

 

Kushida ve Matsushita’nın desteğiyle Azuma ve yanındakiler istemeye istemeye ellerini indirdiler.

 

Tam o sırada sandalyesini çeken bir erkek öğrenci ayağa kalktı ve sınıfın kapısına doğru yöneldi.

 

“Nereye gidiyorsun Kōenji?”

 

Bu anormalliği hemen fark eden Sudō, Kōenji’ye seslendi.

 

“Nereye mi? Artık odama dönmeyi düşünüyordum.”

 

“Konuşma daha bitmedi.”

 

“Randevuma kadar sadece vakit öldürüyordum. Buluşmaya geç kalmak istemem, sonuçta hanımefendiler bekletilmez, o yüzden bana müsaade.”

 

Aynada tipini kontrol edip telefonuyla oynayan Kōenji’nin tartışmanın sonucunu beklemek gibi bir derdi olmadığı apaçıktı.

 

Aksine, tamamen kendi keyfine göre hareket ediyordu.

 

Gerçi Chabashira-sensei sınıf rehberliğini çoktan noktaladığı için çekip gitmesinde kurallar açısından bir sorun yoktu.

 

“Her zamanki gibi burnunun dikine gidiyorsun. Bunun mühim bir konuşma olduğunun farkındasın, değil mi?”

 

“Mühim mi? Ortada mühim sayılabilecek zerre kadar bir şey göremiyorum.”

 

Bunu söyleyen Kōenji, Sudō’nun lafını savuşturup sınıftan çıktı.

 

Sınıftaki hava biraz havada kalmıştı.

 

Bu yüzden araya girme vaktinin geldiğine karar veren Chabashira-sensei yeniden öğretmen kürsüsüne döndü.

 

“Kōenji de gittiğine göre şimdilik dağılsak iyi olur.”

 

Öğrencilerin yürüttüğü bu tartışmaya bir son verme ve sınıf öğretmeni olarak olaya el koyma vaktinin geldiğini düşünmüş gibiydi.

 

“Katılıyorum. Devam etmekte ısrar eden yoksa burada noktalayalım.”

 

Yōsuke sert bir ifadeyle olan biteni izledi ve herhangi bir itirazda bulunmadı.

 

Hoşnutsuzluğuna rağmen bu noktada kesmenin en iyisi olduğuna kanaat getirmiş gibiydi.

 

Bu arada ufak bir not olarak, sınavdan sonraki sınıf puanları muhtemelen şu şekildeydi:

 

Yıl Sonu Özel Sınavı Sonundaki Sınıf Puanları

 

Horikita’nın A Sınıfı: 1233 Puan

 

Sakayanagi’nin B Sınıfı: 1093 Puan

 

Ryūen’in C Sınıfı: 1040~1090 Puan

 

Ichinose’nin D Sınıfı: 714 Puan

 

Horikita’nın sınıfı ufak bir farkla öne fırlayıp A Sınıfı’na yükseldi.

 

Ryūen’in sınıfı, Sakayanagi’nin sınıfının hemen ensesindeydi.

 

Yalnızca Ichinose’nin sınıfı açık bir farkla geride kalmıştı.

 

Güncel sınıf puanları bunlardı ama asıl bundan sonrası kritikti.

 

Sakayanagi okuldan atılacağı için sınıfının bir ceza alması neredeyse kesindi.

 

Son iki yıldır hiçbir öğrenci kendi isteğiyle okuldan ayrılmayı seçmediği için durum belirsizdi.

 

Ancak geçmiş vakalar incelendiğinde, en başta öngörüldüğü gibi 300 sınıf puanlık bir cezanın kesildiği ortaya çıkmıştı.

 

Dolayısıyla aynı ceza uygulanırsa Sakayanagi’nin sınıfı 793 puana gerileyecek ve muhtemelen üçüncülüğe düşecekti.

 

Bu da iki güçlü ve iki zayıf sınıftan oluşan bir tabloya geçiş ihtimalinin son derece yüksek olduğu anlamına geliyordu.

 

Önümüzdeki bahar tatilinde tahmin ettiğimizden çok daha fazla koşturmamız gerekecekti.

Çevirmen: ayanokojiayniben

Instagram hesabımız: @turkcelightnovels
Diğer serilerimize de bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Discord sunucumuza gelmeyi, instagram hesabımızı takip etmeyi, bölümle ilgili yorum yapmayı ve en önemlisi sevgiyle kalmayı unutmayın. Sonraki bölümlerde görüşmek üzereeee…

 

Prev
Next

Comments for chapter "   Cilt 23.5 - Bölüm 2"

4.3 82 votes
Article Rating
Subscribe
Login
Bildir
guest

guest

5 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Lustoria
Lustoria
6 gün önce

Hayalimiz ayanokojiayniben çevirisiyle Lotm,Reverend Insanity ve Shadow Slave okumak. Çeviri için teşekkürler.

0
Yanıtla
cioran
cioran
Reply to  Lustoria
4 gün önce

hepsini ai çeviriyle okudum o halde bile muhteşemler umarım bir gün kaliteli çeviriyle baştan okumak nasip olur
pek adı geçmese de Lotm ve ss daha iyi bir bulduğum seri önereyim bari renegade immortal ana karakteri en iyisi tabi fang yuan dan sonra

0
Yanıtla
Sergensx
Sergensx
9 gün önce

Seri swri uzun bölüm atmışlar daha ne isteyelim daşdaşlara beton yetmez ya, işe giderken okuyacak bişeyler çıktı sağolun elinize sağlık

2
Yanıtla
ayanokojiayniben
ayanokojiayniben
Yönetici
Reply to  Sergensx
9 gün önce

Keyifli okumalar cano

0
Yanıtla
Sergensx
Sergensx
Reply to  ayanokojiayniben
9 gün önce

Eyw okudum şimdi çeviri çok güzel hata yok anlam kayması yok elinize sağlık

0
Yanıtla

YOU MAY ALSO LIKE

Emperor Of Solo Play
17 Kasım 2023
120371l
The Angel Next Door Spoils Me Rotten
28 Mayıs 2024
Bilge Okuyucu
19 Mayıs 2021
promotion poster- our second master
Our Second Master
19 Eylül 2022
Tags:
clasroom of the elite oku, elitler sınıfı oku, light novel türkçe, youkoso jitsuryoku oku, Youkoso Jitsuryoku türkçe oku
  • Ana sayfa

TurkceLightNovels

Sign in

Lost your password?

← Back to Türkçe Light Novel

Sign Up

Register For This Site.

Log in | Lost your password?

← Back to Türkçe Light Novel

Lost your password?

Please enter your username or email address. You will receive a link to create a new password via email.

← Back to Türkçe Light Novel

wpDiscuz