Elitler Sınıfı - Cilt 23.5 - Bölüm 24
Cilt 23.5 – Bölüm 24 – Ismarlıyorum
Horikita ile Keyaki AVM’nin girişinde buluştuk ve kafeye geçtik.
Ne var ki kafe bugün tıklım tıklımdı, bütün masalar doluydu ve sıra bekleyen birkaç grup vardı.
“Can sıkıcı.”
“Bekleyelim mi yoksa başka bir yere mi geçelim? Benim için ikisi de uyar.”
Bekleme listesine isimlerimizi yazdırıp yazdırmama konusunda tereddüt eden Horikita’ya bıraktım.
“…Pekala, yeri değiştirelim. Bir bank falan buluruz belki?”
Benim açımdan bir sakıncası olmadığından Horikita’nın önerisine uydum ve yer değiştirdik.
İkinci kattaki lavaboların yanındaki otomatların önündeki bank boştu, biz de oraya oturduk.
“Benden olsun.”
“Sahi mi? Madem öyle, kafedeyken ısmarlamanı tercih ederdim. Geri dönelim mi?”
“Kafede olsaydık ısmarlamazdım zaten. Geri dönelim mi?” (ÇN: ASUYDVBHASKJDVYIASBDABDOSNLDBUOASNLBDSNLAMD)
“…Anladım.”
“Ee, ne yapacaksın? Kendi paranla almak istersen tutmayayım.”
“O halde şekersiz, sıcak bir kahve alayım.”
Lafı uzatmak ısmarlamaması anlamına geleceğinden, ricamı efendi efendi iletmeye karar verdim.
Açıkçası yakın zamanda cebimin sıkışacağını görebiliyordum, bu yüzden tek bir kuruşun bile hesabını yapmam doğaldı.
Horikita otomattan aynı içecekten iki tane aldı ve birini bana uzattı.
“Soğumadan iç. Yalnız takılan birine iyi gelir belki.”
“Teselli mi ediyorsun yoksa laf mı sokuyorsun? Hangisi?”
“Hangisi sence?”
Muhtemelen—hayır, kesinlikle laf sokuyor.
Bana dikkatle baktıktan sonra Horikita merakla başını yana eğdi.
“Karuizawa-san ile ayrıldığınız doğru mu? Doğrusu hiç inanamıyorum.”
“Gizleyecek bir şey yok, o yüzden cevap vereyim. Doğru. Nereden duydun bunu?”
“Kushida-san büyük bir hevesle gelip anlattı, fena halde terk edildiğini söyledi. Detayları vereyim mi?”
Gelecekte referans olması açısından hikâyenin nasıl yayıldığını teyit etmek istiyordum.
“Anlatırsan makbule geçer.”
“Ayrılmak istemiyorum diye ağlayıp sızlayarak Karuizawa-san’ın bacaklarına yapışmışsın falan.”
Bu kadarı da birazcık, hayır, fazlasıyla abartı olmuş sanki.
“Senin gibi soğukkanlı birinin böyle bir şey yapacağını hayal edemiyorum ama belki de doğrudur, ne dersin?”
“Yok artık—”
“Şaka yapıyorum. Kushida-san bile ayrılığın tam olarak nasıl gerçekleştiğini bilmiyordu.”
Gözlerden uzak olmak adına karaoke odasını bilhassa seçmiştim.
Elbette Karuizawa olayı bu şekilde anlatsaydı, boyun eğip kabullenmekten başka çarem kalmazdı. (ÇN:keşke daha da beter anlatsaymış)
Yine de dedikodu o raddeye varsaydı doğal olarak yalanlamak isterdim, bu yüzden şimdilik rahat bir nefes aldım.
Belli bir dereceye kadar hazırlıklıydım fakat her şeyin de bir sınırı vardı.
Sahiden de benim için büyük bir ders olmuştu.
“Neyse, demek ki ona uygun biri değilmişim.”
“Öyle mi? Bana hiç öyle gelmemişti. Karuizawa-san’ın sana fazlasıyla değer verdiğini sanıyordum.”
“Kadın milleti rol yapmayı iyi biliyor galiba. Ya da daha iyisini buldu, kim bilir.”
Bu gelişigüzel açıklamam karşısında Horikita’nın yüzü ekşidi.
“Bu ihtimali inkâr edemem tabii…”
“O manalı bakış da ne öyle?”
“Moralinin bozuk olacağını sanmıştım, hatta bunu görmeyi biraz dört gözle bekliyordum ama gayet iyi görünüyorsun.”
Mesele bu kadardan ibaretse, bir mesajla veya telefonla da halledebilirdin.
“Benimle sırf nasıl olduğumu yoklamak için mi buluşmak istedin?”
“Aynen öyle.”
Ne kadar da fena bir huy.
“Aşk meşk meselelerine yorum yapmak bana düşmez, o yüzden konuyu kapatalım.”
“Zahmet olmazsa.”
İşte bu noktada Horikita nihayet asıl konuya girdi.
“Özel sınav bittikten sonra bir de Maezono-san meselesi patlak verince kutlama yapacak bir ortam kalmadı, değil mi? Şimdi bile herkesin kafası biraz karışık.”
“Haklı olabilirsin. Herkes sadece diğer sınıflardaki kaosa odaklanmış durumda.”
Normal şartlarda böyle bir sonucun ardından sevinip zaferimizi kutlamamız gerekirdi.
Fakat şu an konuşulan tek şey, alt sınıfların nasıl el değiştirdiğiydi.
“Evet. Bu yüzden üçüncü sınıfa geçmeden önce sınıftaki herkesle birlikte sınıf atlamamızı ufak bir kutlamayla taçlandıralım diye düşündüm.”
“Sınıf atlama kutlaması mı?”
“Aman aman bir şey değil. Sadece herkesin bir araya gelip kadeh kaldırması gibi.”
Bu konuda ne düşündüğümü öğrenmek istiyordu.
“Diğer öğrencilerin böyle bir şeye önayak olması zor, değil mi?”
“Doğru.”
Bu kez Maezono, zaferin bedeli olarak okuldan atılmıştı.
Bahar tatiline kadar sınıfta gergin bir hava hâkim olmaya devam etmişti.
Horikita bunu bir nebze olsun yumuşatmanın en iyisi olacağını düşünüyordu.
“Fena fikir değil—hayır, tam tersine gayet iyi. Fakat nerede yapacağız?”
“Neredeyse 40 kişi bir araya geleceğine göre yanlış bir yer seçersek milleti rahatsız edebiliriz, değil mi? O yüzden tatil gününde okulun sınıflarından birini kullanırız diye düşünüyordum. Pek bir masrafı da olmaz, alt tarafı içecek alacağız. Önümüzdeki cumaya ne dersin?”
O gün tüm kulüp faaliyetleri tatil olacağından mükemmel bir tarihti.
Geriye sadece okuldan izin almak kalıyordu.
“Bana uyar.”
“Sen de katılacak mısın?”
“Reddetmek için bir sebebim yok.”
“Güzel, anlaştık o zaman.”
Mutlu olmuş ve içi rahatlamış görünüyordu fakat yüz ifadesi yavaş yavaş karardı.
“Seni buraya çağırmamın bir diğer sebebi daha var. Bunu söylememi hadsizlik olarak görebilirsin belki.”
Horikita konuşmaya başladı fakat kelimeleri toparlamakta zorlanıyormuş gibi birkaç saniyeliğine duraksadı.
“Ruhen iyi olup olmadığın konusunda biraz endişelendim.”
“Ruhen mi?”
“Sınıf uğruna kazanmayı her şeyin önüne koydun. Sonuç olarak da Maezono-san okuldan atıldı. Bu karar senin omuzlarına çok ağır bir yük bindiriyor.”
“Komutanlık görevini üstlenmek isteyen bendim. Bunun için endişelenmene gerek yok, Horikita.”
“Sadece bu seferle sınırlı değil ki. Sakura-san meselesinde de aynısı oldu. Sınıfa fayda sağlamak uğruna kimsenin üstlenmek istemediği rolleri sen sırtlandın, değil mi?”
Horikita gözleri hafifçe titreyerek bana baktı.
“Ben aciz olduğum için senin sırtına inanılmaz bir yük yıktım…”
“Tüm bunları kendi başıma yaptım. Zerre sorumluluk hissetmene gerek yok.”
“Hissediyorum işte. Elimde olmadan hissediyorum. Ama kendi yetersizliğimin de farkındayım. En azından sana manevi olarak destek olmak istiyorum. Eğer zorlanıyorsan benimle açık açık konuşmanı ve sana yardım etmeme izin vermeni istiyorum.”
Horikita’nın ne demek istediğini anlıyordum.
Hakikaten benimle aynı hamleleri başka öğrenciler yapmış olsaydı, birçoğu ruhen yara alırdı.
Ne yazık ki bende öyle duygular yoktu.
Neyin verimli olup neyin olmadığı…
Kimin elenip kimin kalacağı…
Bir bilgisayar gibi karar veriyordum.
Horikita’ya bu hissi anlatmaya gerek yoktu, zaten bunu istemiyordum da.
Hatta burada ona gerçeği anlatsam bile sadece güçlü görünmeye çalışıyormuşum gibi algılanabilirdi.
“Ne demek istediğini anlıyorum fakat ben hâlâ iyiyim. Fazla gelmeye başlarsa muhakkak sana danışırım.”
“…Gerçekten mi?”
“Seni endişelendirdiğim için kusura bakma.”
“Mesele o değil hiç… Sadece sana biraz olsun faydam dokunsun istemiştim.”
“Bu söylediklerin yanlış anlaşılmaya çok müsait.”
“…Yanlış anlaşılmaya mı?”
Neyi kastettiğimi anlayamayan Horikita başını yana eğdi.
“Buram buram aşk itirafı gibi koktu burası.”
“…Ne?”
“Madem artık resmen bekarım, senin adını da potansiyel kız arkadaş adayları arasına yazıyor muyuz?”
Birden bu konuya değinmemle birlikte Horikita neyi ima ettiğimi anlamış gibiydi.
“…Hah, iyiden iyiye saçmalamaya başladın sen de, değil mi?”
İç çekişiyle birlikte bana sert bir bakış fırlattı.
“Okuldan atılma meselesinden ziyade, terk edilmenin verdiği kalp kırıklığını gizlemek için güçlü görünmeye çalışıyorum sadece. Kusuruma bakma.”
“Benim de bir türlü aklımın ermediği kısım burası ya—hiç de öyle bir havan yok.”
Ardından, elimizdeki kutular boşaldıktan sonra bile bir süre daha havadan sudan laflamaya devam ettik.
Çevirmen: ayanokojiayniben
İnstagram: @turkcelightnovels
Diğer serilerimize göz atmayı ve bize destek olmayı ihmal etmeyin. Sağlıkla kalın!!
Şakası bile güzeldi