Elitler Sınıfı - Cilt 23.5 - Bölüm 4
Cilt 23.5 – Bölüm 4- Umutların Söndüğü Sınıf
Zamanda biraz geriye gidiyoruz.
Olaylar, Horikita ve diğerlerinin sınıf içinde Maezono’nun okuldan atılması konusunu tartışmaya başladıkları sıralarda geçiyordu.
Başka bir sınıfta da Yıl Sonu Özel Sınavına dair bir değerlendirme toplantısı yapılıyordu.
Ichinose’nin sınıfı bıçak sırtındaydı ve ne pahasına olursa olsun kazanmak zorundaydı.
Üç temsilci, Hoshinomiya ile birlikte geri döndü ve pek bir şey söylemeden yerlerine oturdu.
Sessizliğin hâkim olduğu sınıfta Ichinose, başını kaldıramadan önüne bakıyordu.
Yine de duraksayan bu zamanı ilerletebilmek için bir açıklama yapması gerekiyordu.
“Millet… Özür dilerim.”
Konuşmakta zorlanıyordu.
“Bugünkü sınavı…Benim yüzümden kaybettik.”
Ne katılımcılar ne de temsilciler, özel sınavın ayrıntılarını bilmiyorlardı.
Temsilciler arasındaki mücadele kamuoyuna yansımamıştı. Bu durum sadece Horikita’nın sınıfı için değil, Ichinose’nin sınıfı için de geçerliydi.
Bir sınıf arkadaşının okuldan atılması acı verici bir olsa da o sınıf zafere ulaşmıştı. İlerlemeye devam etmek için pek çok neden olduğu söylenebilirdi.
Öte yandan, bu sınıf farklıydı.
Üzerlerine çöken tek şey, yenilginin ağır gerçekliğiydi. Ya da en azından, öyle olması gerekiyordu. Ancak bu baskıcı atmosfer, sınıfı olumsuz etkileyecek kadar uzun sürmedi. Ne de olsa bu sınıftaki öğrenciler, bu tür bir atmosferi pek sevmiyorlardı.
“Özür dilemesi gereken kişi sen değilsin, Honami-chan.”
“Sanırım daha iyi tartışmalı ve daha yardımcı olmalıydık.”
Sarf edilen bu sözler Ichinose’yi suçlamıyor, aksine ona teselli veriyordu.
“Haklısın. Bu konuda hiç endişelenmene gerek yok.”
Kimlerin konuştuğu ya da buna benzer detaylar, bu sınıfta önemli değildi.
Bu tepkiler tek bir kişiden değil, bekleneceği gibi tüm sınıftan geliyordu.
Evet, bu nadir görülen bir durum değildi.
Ichinose’nin sınıfı için sıradan bir manzaraydı.
Üzüntülü zamanlarda herkes birbirine moral veriyor, zor zamanlarda ise herkes neşeli davranıyordu.
Asla belirli bir kişiyi hedef alıp köşeye sıkıştırmıyorlardı.
Elbette bu olumlu düşünce tarzı yanlış değildi.
Gözlerinin önünde yaşanan şey, tanıdık ve değişmeyen bir destek olma süreciydi.
Himeno, tarif edilemez bir hüsranla sınıfı izliyordu.
Bu böyle devam edemezdi.
Zihninde güçlü bir şekilde yer eden tek düşünce buydu.
Elbette, kaybetmelerinin tek sebebinin Ichinose olmadığını anlamıştı.
Diğer öğrencilerin de dile getirdiği gibi, katılımcılar olarak yapabilecekleri daha fazla şey olabilirdi.
Himeno, takdire şayan sonuçlar elde edemediğinin bizzat farkındaydı.
Yine de sonuçlara sırt çevirmeye devam edersek hiçbir ilerleme kaydedemeyiz.
…diye düşündü Himeno.
İşte bu yüzden itiraz etmek ve herkesin tekrar düşünmesini sağlamak istedi.
Yenilginin sadece bir yenilgi olarak kalmasına izin vermemeye kararlıydı. Bunun yerine, onu bir sonraki fırsata taşımak istiyordu.
Ancak konuşamıyordu.
Kelimeler boğazına kadar ulaşsa da bir türlü dudaklarından dökülmedi.
Ne öne çıkmaktan hoşlanan ne de bunda iyi olan biriydi.
Sadece bu seferlik cesaretini toplayabileceğini düşünmek, sandığı kadar kolay değildi.
Gerginlik.
Elleri yavaş yavaş terlemeye başladı.
Alt ve üst dudakları birbirine sıkıca yapışmış, bir türlü birbirinden ayrılmıyordu. Boğazı kurumuştu. Bakışları bir noktaya odaklanamıyor, başı ağrımaya başlıyordu.
Hep böyle olurdu.
Bir kalabalığın önünde niyetini ifade edememenin verdiği o çaresizlik hissi…
Ama Himeno değişmeye başlıyordu.
Şimdiye dek yalnız olsa da artık yanı başında onu anlayan bir öğrenci vardı.
Böylece Himeno, yardım umuduyla Kanzaki’ye baktı.
Ichinose’ye fikirlerini ifade edebilecekleri bir sistem oluşturma amacıyla küçük bir grup kurmuşlardı.
Sadece ilk kelime bile yeterli olurdu. Eğer Kanzaki onu burada ve şimdi teşvik edebilseydi, konuşabilirdi.
Himeno’nun, öncekilerden farklı olan küçük kararlı duruşuydu bu.
Ancak…
Kanzaki, ayağa kalkmaya istekli olmak şöyle dursun, etrafına bile bakmıyordu. Başını öne eğmiş, hareketsiz bir halde sürenin dolmasını bekliyor gibiydi.
Ardından bir başka arkadaşına, Hamaguchi’ye döndü.
Sanki ona tutunmaya çalışıyormuşçasına Himeno, bakışlarını ona yöneltti.
Hamaguchi, Himeno’yu hemen fark etse de şaşkın bir ifadeyle hafifçe başını iki yana salladı.
Kanzaki’nin yerinden kıpırdamadan oturduğu bir anda, sanki ‘Henüz sırası değil’ der gibiydi.
Himeno ihtiyaç duyduğu o itici gücü bulamadı ve zaman akıp gitti.
“Şu an zor durumda olabiliriz. Ama hey, her şey bitmiş sayılmaz.”
Shibata, tüm sorumluluğu tek başına üstlenmeye çalışan Ichinose’ye moral verme kararlılığıyla ayağa kalktı. Kendinden emin, zafer kazanmış bir edayla ona doğru ilerledi.
“Bu sefer kaybettiysek ne olmuş yani? Önümüzde koca bir yıl daha var. Hey, öyle değil mi millet?”
Ardından, herkesi harekete geçirme umuduyla sınıfa bir göz gezdirdi ve yüksek sesle haykırdı.
Himeno’nun hisleri, onun söyledikleriyle tamamen zıttı.
Duygularını gizleyerek, kendisine mücadele etmesini söyleyen ve coşku dolu sınıf arkadaşlarının temposuna ayak uydurdu.
Tekrarlanan doğrulama önyargısı sınıfı dolduruyordu.
Sınıf öğretmeni Hoshinomiya ise, kendi öğrencilerini soğuk bakışlarla izliyordu.
Sık sık mide bulantısı yaşamasına rağmen elinden geldiğince dayanmaya çalışıyordu.
Bir öğretmen olarak gereksiz müdahalelerden kaçınması gerekiyordu.
Okulun kuralı buydu.
Başlangıçta buna uymakta kararlı olsa da sabrının sınırına ulaştı.
Hoshinomiya avuçlarını genişçe açtı, yukarı kaldırdı ve ardından öğretmen masasına güçlü bir şekilde vurdu.
Biraz olsun canlanmaya başlayan ortam, anında buz kesmişti.
“Millet… Siz durumu gerçekten anlıyor musunuz?”
Hoshinomiya, birbirlerine moral veren öğrencilere duygusuz bir ses tonuyla mırıldandı.
“Açıkça söyleyeyim. Siz anormalsiniz. Hem de fazlasıyla anormalsiniz.”
Öğretmenin sert sözleri devam etti.
Zoraki bir şekilde gülümsemeye çalışan öğrencilerin yüz ifadeleri artık donup kalmıştı.
“Chi- Chie-chan?”
Sınıfı kaplayan bu soğuk havadan endişelenen bir erkek öğrenci, Hoshinomiya’ya seslendi.
Ancak öğrenciyi görmezden gelen Hoshinomiya, Ichinose’nin yanında duran Shibata’ya ters ters baktı.
“Shibata-kun, az önce önümüzde hâlâ bolca zaman olduğunu söylemiştin, değil mi?”
“Şey… Şey… Evet…”
“Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?”
“Şey, evet. Yani, pes etmek için henüz çok erken. Futbol tabiriyle söyleyecek olursak, geride olabiliriz ama fark sadece iki veya üç golse ve eğer bir ivme yakalayabilirsek—”
“İki veya üç gol mü? İvme mi? Saçmalama. Bu seferki yenilgi gerçekten çok ağır oldu.”
“Hayır. Ama Sensei, eğer bir yılımız daha varsa—”
“Bir yılımız daha varsa mı? Hayır, yanlış düşünüyorsun. Anlamıyorsun, değil mi? Sadece bir yılımız kaldı.”
“İşleri tersine çevirmek için kesinlikle bir şans var—”
“Yok. O çok sevdiğin futboldan örnek vereyim. İki gol atıp farkı kapatmak bir yana, meseleye nereden bakarsan bak, muhtemelen bugün kalemizde üç gol daha gördük ve şu an belki de on gol farkla gerideyiz. İşte bu denli gerideyiz. Üstelik rakiplerimiz bizden daha iyi. Bunu artık anlamanızın vakti geldi.”
Öğrenciler gerçeklerle yüzleşmeyi reddediyordu.
Buna daha fazla dayanamayan Hoshinomiya konuşmaya devam etti. Yine de Shibata pes etmemekte direniyordu.
“Sensei, ‘devasa mağlubiyet’ terimini hiç duymuş muydun? Eğer söz konusu bizsek, belki de—”
“Kes sesini. Yapmanız gereken tek şey, boş hayallerden bahsetmeyi bırakıp gerçeklerle yüzleşmek.”
Derin bir ormanda kaybolmuşçasına kendinden geçmiş olan öğrencileri gerçekliğe döndürmek gerekiyordu.
Hoshinomiya’nın sesini ilk kez böylesine ürkütücü bir tonda yükselttiğini gören Shibata, tam karşılık verecekken söyleyeceklerini yutmaktan başka çare bulamadı.
Yerine dönmesi söylendiğinde, Shibata isteksizce Ichinose’nin yanından uzaklaştı.
“İşimiz bitti. Öyle değil mi, Ichinose-san?”
Hoshinomiya, sürekli üzgün bir halde duran Ichinose’ye yaklaştı ve ona seslendi.
“Sensei…”
Sınavı gözetleyen Hoshinomiya durumun farkındaydı.
Ichinose’nin, Ayanokoji yüzünden yıkıma uğradığını ve zihnen derin yaralar aldığını biliyordu. Yine de onun bu gerçeği kabullenmesini sağlamak zorundaydı.
Bu sınıfın artık kazanma şansının kalmadığı gerçeği…
“Bu benim sorumluluğum. Artık, bu sınıfın lideri olmaya devam edebilecek güveni kendimde bulamıyor—”
Ichinose, görevinden ayrılma niyetini dile getirmeye başlamıştı. Ancak Hoshinomiya, sözlerini tamamlamasına izin vermedi.
“Mesele o değil.”
“…Efendim?”
“Böyle zayıf sözler duymak istemiyorum. Sadece gerçekleri görebilmeni istiyorum.”
Birkaç dakika öncesine kadar Hoshinomiya öfkeliydi. Ancak şimdi, yüzüne nazik bir gülümseme takınıyordu.
“Şu anda kaybettiğimizi ve bu gidişle gelecekte de kazanamayacağımızı anlıyorsun, değil mi?”
“…Evet…”
Acı gerçekle yüzleşmek zorunda kalan Ichinose’nin, bunu kabul etmekten başka çaresi kalmamıştı.
Ichinose’nin cevabını duyan Hoshinomiya, memnuniyetle başını salladı.
“Sorun değil, Ichinose-san. Yeteneklerine inanıyorum. Tüm endişelerini bana, yani öğretmenine bırakman yeterli.”
Hoshinomiya nazikçe Ichinose’nin omzuna dokundu ve kulağına fısıldadı.
Eğer Ichinose’nin şu anda geri çekilmesine izin verirse, bu durum sınıfın gelecekteki yönetimini ciddi şekilde sekteye uğratırdı.
Hoshinomiya, toplantının sonucunu geciktirmenin hayati önem taşıdığına karar verdi.
“Şimdilik acele etme. Önce kendi ruh halini toparlamaya bak. Tamam mı?”
Bu sözlerin ardından Hoshinomiya, Ichinose’nin yanından ayrıldı ve her zamanki tavrına geri döndü.
İşi yalnızca öğrencilere bırakmaya devam ederse, sınıfın en alt seviye olan D Sınıfındaki konumundan kurtulması mümkün olmayacaktı.
Geriye kalan tek seçenek, bizzat harekete geçip sınıfı kuralların dışına çıkarak kurtarmaktı.
Hoshinomiya’nın Ichinose’den tek beklentisi, bu süreçte sınıfın dağılmasını önlemekti.
“Karamsar konuşmaları bir kenara bırakalım. Bu seferki sonucu değiştiremesek de bundan sonrası farklı olacak. Yakında bahar tatili başlayacak ve üçlü görüşmeler yapılacak. Kariyeriniz hakkında şimdiden düşünmeye başlamanız gerekecek.”
Konuyu kapatmak amacıyla bu cümleleri söyledi.
Sınıfın ağırlaşan havasını artık solumak istemiyordu.
Zafere çok yaklaşmış olmasına rağmen Ayanokoji karşısında yeteneklerini tam anlamıyla sergileyemeyen Ichinose, o günden sonra hastalandı ve okula gelmemeye başladı.
Ve okula tek bir gün bile uğramadan, kasvetli bir bahar tatiline girdi.
Çevirmen: Mesela Kek 2
İyi okumalar.
İnstagram: @turkcelightnovels
Discord sunucumuza gelmeyi ve aktif hale gelen yorumlar kısmında bölüm hakkında yorum yazmayı unutmayın.
Ayrıca diğer serilerimiz olan Fate/Zero, Tavşan Kostümlü Senpai’m ve Eczacı Günceleri’ni de okuyabilirsiniz.
Hoshimiya yada yazık ve en kötü sınıf kesünlikle b, tamamen atgözlüğü takan salaklardan oluşuyor herşeyin iyi olacağına inanoyorlar arkadaşlığın gücüyle kazanacaklarını sanoyorlar cidden korkunç, en kötüsü de kanzakinin durumu malesef kendümi kansakiyle çok yakın hissediyorum, ayanokoji gibi birine karşı bende aynı şekilde çabalardım
Pedonun teki yazık falan değil. Ölsün mümkünse. Kanzaki kısmına katılıyorum ama yazık oluyor Kanzaki’ye.