Türkçe Light Novel

deneme bonusu veren siteler
deneme bonusu veren siteler 2025
deneme bonusu veren siteler yeni
deneme bonusu

  • Seri Listesi
  • Blog
  • Discord
Sign in Sign up
  • Seri Listesi
  • Blog
  • Discord
  • Isekai
  • Aksiyon
  • Fantastik
  • Seinen
  • Macera
  • Yaşamdan Kesitler
  • Harem
  • Romantik
  • Psikolojik
  • Okul Hayatı
  • Komedi
Sign in Sign up
SON EKLENEN BÖLÜMLER

Elitler Sınıfı

10 Eylül 2026
   Cilt 23.5 - Bölüm 34    Cilt 23.5 - Bölüm 33

Tavşan Kostümlü Senpai’m

30 Ağustos 2026
Bölüm 5 Bölüm 4

Fate/Zero

30 Ağustos 2026
Bölüm 1-Kotomine Kirei Bölüm 0.5-Prolog

Eczacı Günceleri

3 Ağustos 2026
3. Bölüm - Jinshi 2. Bölüm - İki Gözde Eş

deneme 1

2 Temmuz 2026
bolum 1- deneme

Elitler Sınıfı -    Cilt 23.5 - Bölüm 5

  1. Home
  2. Elitler Sınıfı
  3.    Cilt 23.5 - Bölüm 5 - Piyonlar
Prev
Next

Cilt 23.5 – Bölüm 5 – Piyonlar

 

Kıran kırana geçen yıl sonu sınavının ardından çok geçmemiş, 19 Mart Cumartesi günü gelip çatmıştı.

 

Sabah saat 7 sularında Ryūen yurttan tek başına ayrılıp okulun sınırlarına doğru yola koyuldu.

 

Çoğu kişinin mışıl mışıl uyuduğu o erken saatlerde hava ayazdı.

 

Gideceği yere vardığında buluşacağı kişinin çoktan gelmiş olduğunu fark etti.

 

O minyon sırtını Ryūen’e dönmüş, sessiz sedasız manzaranın tadını çıkarıyor gibiydi.

 

Bir süre uzaktan onu izledikten sonra Ryūen yaklaşırken bilerek adımlarını sertleştirdi.

 

“Bayağı hızlı gelmişsin.”

 

Onu ürkütmemeye dikkat ederek seslendi.

 

O son ve belirleyici yüzleşmelerinden bu yana tesadüf deriz ya, birbirlerini hiç görmemişlerdi.

 

Arkasını döndüğünde nasıl bir yüz ifadesi takınacaktı ve nasıl bir karşılık verecekti?

 

Ryūen ortalığı kızıştırmak istemiyordu; sadece gerçekten meraklıydı.

 

Elindeki bastonuyla ağır ağır arkasına dönen Sakayanagi, Ryūen ile yüz yüze geldi.

 

Ryūen’e diktiği o koca gözleri, tıpkı eskisi gibi sarsılmaz bir irade barındırıyordu.

 

“Maalesef bacaklarım pek bir işe yaramadığı için işe normal bir insandan biraz daha erken koyuluyorum.”

 

Neden erkenden geldiğini izah ettikten sonra sözlerine bir ekleme yaptı.

 

“Hem bu manzarayı son kez göreceğimi bildiğimden buradan ayrılmak içimden pek gelmiyor.”

 

Ses tonuyla, bu yüzden biraz erkenden yürüyüşe çıktım, imasında bulunuyordu.

 

Buluşmaya çağıran taraf Ryūen’di.

 

Çağrılan taraf ise Sakayanagi.

 

Sakayanagi konuşmayı Ryūen’in başlatmasını beklemeyi amaçlasa da o sessizliğini korudu.

 

Bunu, karşısındaki kız yüz ifadesini veya jestlerini okuyamasın, orada dikilirken içinde ne tür hisler beslediğini kestiremesin diye yapıyordu.

 

Doğrudan sadede gelmenin doğru bir hamle olup olmadığını tartmaya çalışıyordu.

 

Ryūen’in artan temkinli tavrunu sezen Sakayanagi, bunun yerine biraz daha açık konuşmaya karar verdi.

 

“Kendi isteğimle okuldan ayrılma vaktim gelene kadar zaman tanıdığın için teşekkür ederim. Hâlâ halletmem gereken yarım kalmış işler vardı ve bunlar biraz vakit alıyordu; bu izni vermiş olman epey işime yaradı.”

 

Normalde Ryūen ile Sakayanagi arasındaki iddia, kaybedenin yıl sonu özel sınavının hemen ardından okulu terk etmesini gerektiriyordu.

 

Sınav biter bitmez Sakayanagi’nin tası tarağı toplayıp Maezono ile birlikte okuldan ayrılması hiç de şaşırtıcı olmazdı.

 

Hâlâ burada kalabilmesinin tek sebebi, rakibi olan Ryūen’den izin almış olmasıydı.

 

Şayet okuldan atılma, okulun zorunlu kıldığı bir sınav kuralı olsaydı bunun için belirli prosedürler devreye girerdi.

 

Dolayısıyla atılma işlemi derhal uygulanırdı; ancak Sakayanagi’nin durumu tamamen öğrencilerin kendi aralarında kararlaştırdığı gönüllü bir ayrılıktı ve okul yönetimi sadece bu anlaşmayı yürürlüğe koymak için aracılık ediyordu.

 

İki taraf arasında ayrıntılı kurallar belirlenmemişti ve gün içinde okulu terk edip etmeyeceği de net olarak belirtilmemişti.

 

Böylece bir ay içinde kendi isteğiyle ayrılması konusunda anlaşılmış ve okul da bu durumu onaylamıştı.

 

“Bunu sana iyilik olsun diye yaptığımı düşünmüyorsundur herhalde.”

 

“Aa, öyle değil miydi yoksa?”

 

“Fena halde yanılıyorsun. Böylesi sadece benim işime geldi. Okuldan atıldığın gerçeğini A Sınıfı öğrencilerinin zihnine iyice kazımak için biraz vakit olması daha iyi.” (ÇN: tsundere ryueen)

 

Eğer Sakayanagi sınavdan hemen sonra, sınıftakiler sebebini bile öğrenemeden ya da ne olduğunu anlayamadan ortadan kaybolsaydı, durumun o acımasız gerçekliği ve yaratacağı şok o kadar da büyük olmazdı, diye belirtti.

 

“Aman çok pardon, siz artık A Sınıfı değildiniz değil mi?”

 

Ryūen yapmacık bir kahkaha attı, Sakayanagi de buna bir tebessümle karşılık verdi.

 

“Anlıyorum. Demek tamamen kendi çıkarın içindi. O halde teşekkürümü geri alayım.”

 

Kızın istifini bile bozmadığını gören Ryūen alaycı bir ses çıkarıp ellerini ceplerine soktu.

 

“Söz verdiğim gibi yakında bu okuldan ayrılacağım ama benimle ne işin vardı?”

 

Tavırlarını ve doğrudan sadede gelmeyişini gören Sakayanagi, onun ne söylemek istediğini tahmin etmişti.

 

Daha rahat konuşabilsin diye onu tatlı tatlı cesaretlendirdi.

 

“Kaybetmiş bir eziğe bu okuldan defolup gitmeden önce sormak istediğim bir şey var.”

 

Ryūen güya merhamet gösteriyormuş gibi yaparak kışkırtıcı bir tonla bir kez daha ona sataştı.

 

“Lütfen çekinmeden sor. Cevaplayabileceğim bir şeyse seve seve yaparım.”

 

Sanki buraya tam da bu amaçla gelmiş gibi Sakayanagi sohbete oldukça istekli bir tavır sergiledi.

 

Tüm şartlar hazır olmalıydı ama Ryūen konuşmak için ağzını açtığı gibi tekrar kapattı.

 

Ancak bu seferki durum öncekinden biraz farklıydı.

 

Niyetinin aksine, söylemek istediği kelimeleri bir türlü toparlayamıyordu.

 

Ryūen’in sormaya niyetlendiği ve sadece tam şu anda, burada öğrenebileceği şeyler vardı.

 

Yine de içine bir tereddüt düştü.

 

Bunu teyit etmeli miydi, etmemeli miydi?

 

Cevabın kendi içinde net olması gerekse de karşısındaki kişiyi görmek Ryūen’i ikilemde bırakmıştı.

 

Tereddüt ettiğini çaktırmamak için Ryūen yürümeye başladı ve Sakayanagi’nin yanından geçti.

 

Sırt sırta geldiklerinde tekrar durdu.

 

“Okuldan atılman kesinleşmiş olmasına rağmen her zamanki gibisin. Sırf kuyruğu dik tutmak için numara mı yapıyorsun?”

 

“Sence öyle mi? Senin gözüne nasıl görünüyorum peki?”

 

“…Hah.”

 

Hiçbir şey değişmemişti.

 

Baştan aşağı hâlâ o küstah kadının tekiydi.

 

Ryūen’in içten içe edindiği izlenim tam olarak buydu.

 

Karşı taraf bu dik duruşunu koruduğu sürece Ryūen’in daha fazla tereddüt etme lüksü yoktu.

 

Sorması gereken şeyler, iletmesi gereken sözler vardı.

 

“O maç içime sinmedi.”

 

Kelimeleri ağzından dökmek epey zordu.

 

Şimdiye dek içinde zerresi bulunmayan hisleri günyüzüne çıkarıyordu.

 

“İçine sinmedi mi? Mesele gayet açık ve net bir şekilde kapandı oysa, değil mi?”

 

“Bırak bu ayakları. (ÇN: Sakat kıza söylenecek laf mı bu Ryueen?) Son turda sana karşı yenilgiyi bizzat kabul etmiştim.”

 

İçi içini yese de dişli bir rakibe boyun eğdiği gerçeğini kabullenmişti.

 

Okuldan atılacağı gerçeğini sineye çekmeye çalışıyordu.

 

Fakat günün sonunda ibre tersine dönmüştü.

 

Bunu öylece, hiç sorgulamadan kabul etmek zordu.

 

“Tüm gücünü ortaya koyduğuna kanaat getirip savaştan çekildin. Ama bu sadece senin erken bir hesabındı. Asıl sonuç o değildi.”

 

Kızın zafer sandığı şey mağlubiyete, adamın mağlubiyet sandığı şey ise zafere dönüşmüştü.

 

Rekabet dünyasında bu tür şeyler sık sık yaşanırdı.

 

“Öyle olsa bile bu seferki farklı. Sadece seninle benim aramda kalsaydı kabul ederdim ama Ayanokōji’den gelen zırva bir mesaj yüzünden sonuç tepetaklak oldu. Bunu öylece yutmamı mı bekliyorsun?”

 

“Kabul etsen de etmesen de sonuç sonuçtur. Değiştirilemez.”

 

Biri mantıkla konuşuyordu, diğeri ise bu mantığa kafa tutmaya çalışıyordu.

 

“Yine de… Hislerini anlıyorum Ryūen-kun. Benim kendi kendime yenilgiyi kabul etme sebebimi bilmeyince boğazına kılçık batmış gibi hissediyor olmalısın.”

 

Mağlubiyetin yüzde 99 kesin olduğu tablo tamamen tersine dönmüştü.

 

Hiç şüphesiz bunun arkasındaki sebep, Ryūen’in Ayanokōji’den aldığı o ‘mesaj’dı.

 

Ayanokōji’nin mesajı yüzünden olmalıydı; içini hep kemiren o huzursuzluğun kaynağı buydu.

 

Fakat tek bir mesajın oyunu bu derece tersyüz edeceğini hayal bile edemezdi.

 

“İsteseydin tam orada, o anda kazanırdın. Ama okuldan atılma riskini göze alıp o hain Hashimoto’ya göz yumdun. Nasıl bir mesaj bu niyetini böyle eğip bükebilir ki?”

 

Bunu öğrenmenin tek yolu ya Ayanokōji’nin ya da Sakayanagi’nin yakasına yapışmaktı.

 

“Eh, bu tatsız hissi olduğu gibi bırakmak da aslında epey eğlenceli olurdu… ama elimden geldiğince cevaplayacağımı söylediğime göre detaylıca anlatayım.”

 

Bunu söyledikten sonra Sakayanagi sınav sırasındaki hislerini anımsadı ve yüzüne buruk bir tebessüm yerleşti.

 

Sırtı dönük olan Ryūen onun bu ifadesini göremiyordu.

 

Belki de ikisinin de yüzünde birbirlerine göstermek istemeyecekleri ifadeler vardı.

 

“Senin ve Hashimoto-kun’un vasıtasıyla ondan aldığım mesaj, Ayanokōji-kun’un hayalindeki gelecekle ilgiliydi.”

 

“…Ha?”

 

“Önünde bir yıllık bir lise hayatı kaldı. Benim yerime seni istedi. İçimizden biri okuldan atılıp yok olacaksa, karşısında Sakayanagi Arisu’yu değil, Ryūen Kakeru’yu görmek istedi—”

 

Ayanokōji’nin Sakayanagi’ye ilettiği mesaj işte buydu.

 

“Yani onun dileğini dikkate alıp kendi rızanla mı yenildin? Hem de Hashimoto’yu ezmek yerine ona göz yumma pahasına öyle mi…? İmkânı yok.”

 

Mesajı duyan Ryūen, hak verip vermeyeceğini bile düşünemeden öfkesinin kabardığını hissetti.

 

Bu öfke işe burnunu sokan Ayanokōji’ye değil, Sakayanagi’nin haddinden fazla saf düşünce tarzına yönelikti.

 

“Bana böyle bir mesaj verilmiş olsaydı zerre umursamazdım. Hashimoto’yu ezer geçer, sonra da gidip o herifin suratının ortasına bir yumruk çakardım. Hiçbir şeyi onun istediği gibi bırakmazdım.”

 

“Sen öyle yapabilirdin elbet. Çünkü sandığından daha düz birisin.”

 

“Ha?”

 

“Gerçekten de bu mesaj bana doğrudan senin, Hashimoto-kun’un veya üçüncü bir şahsın ağzından iletilmiş olsaydı ben de bu savaştan çekilmezdim.”

 

Yıl sonu özel sınavı sırasında Hashimoto ile olan diyaloğunu hatırlayan Sakayanagi devam etti.

 

“Gizli bir mesaj olduğu için onu kavramanın en doğru hamle olacağına kanaat getirdim.”

 

“Anlamıyorum—ne demek istiyorsun sen?”

 

“Evet, sanırım bunu sadece ben anlayabilirim.”

 

Aklının almadığı bu açıklama karşısında Ryūen kaşlarını çattı.

 

Arkasını dönmeyen Sakayanagi onun bu yüz ifadesini tahmin edebiliyor ve hafifçe gülümsüyordu.

 

“Elbette her şeyiyle kabullenmiş değilim. Dürüst olmak gerekirse sonrasında yarım gün boyunca yataktan çıkamadım.”

 

Başka bir deyişle, toparlanması sadece yarım gününü almıştı.

 

“Belki de Ayanokōji ile kapışmaya benden daha uygunsun.”

 

Ryūen kendini bu denli küçük düşürecek bir laf etmeye niyetli değildi aslında ama Sakayanagi’nin bu absürt mantığı karşısında ağzından kaçırıvermişti.

 

“Bu zorluğun üstesinden kendi başına gelememiş olmanın sende yarattığı hüsranı anlıyorum. Ama seni zorla mağlup etmiş olsaydım bile… neyse, ‘keşke’lerin arkasına sığınmayalım.”

 

Arkasında dikilen Ryūen, maçın neticesinden zerre kadar tatmin olmamıştı.

 

Olayı kavrayamamış olmanın verdiği rahatsızlık, kızın tahmin ettiğinden çok daha büyüktü.

 

Ryūen’in nasıl olursa olsun sadece kazanmış olmaktan mutluluk duyacağını sanmıştı.

 

İşte Sakayanagi’nin yanıldığı nokta tam olarak burasıydı.

 

Ryūen’in zihninde tek bir şey netleşmişti—asıl yapması gereken şey.

 

“Ayanokōji’nin mesajını sana iletmek büyük bir hataydı.”

 

“Fufufuuu.”

 

“Neye gülüyorsun? O mesaj yüzünden resmen intihar ettin. Çağrılmadığı halde burnunu sonuca soktu. Sadece kendim için sonuna kadar savaşmalıydım.”

 

“Ve bana yenilip mağlubiyeti tıpış tıpış kabul mü edecektin?”

 

“Kafana göre ahkâm kesme. Hain hakkını etkili kullansaydım seni devirme şansım vardı.”

 

Ryūen mesajı iletmeyi kafasına koymamış olsaydı, haini dilediği gibi kullanabilirdi.

 

Ufak da olsa bir dezavantajla dövüşmüştü.

 

“Anlıyorum. Haklısın, doğru. Fakat hain hakkını saklayıp stratejik olarak kullansaydın bile kaybetmezdim.”

 

Bunun bir ihtimal değil, kesin bir gerçek olduğunu iddia ediyordu.

 

Ryūen haini ne zaman kullanırsa kullansın, ona kusursuz bir hamleyle karşılık vereceğine inancı tamdı.

 

Yine de ikisi de geri adım atmayacağından bu konuşmanın bir yere varmayacağı ortadaydı, bu yüzden konuyu kapatmak gerekiyordu.

 

“Şu an tahmin ettiğinden çok daha dengesiz bir ruh halindesin. Bu kafayla Ayanokōji-kun’u yenebileceğini mi sanıyorsun sahiden?”

 

“Sanmıyorum, yeneceğim. Tam da bu yüzden şu an buradayım.”

 

“Öyle mi? Peki sadece bir yılda kazanabileceğinden emin misin?”

 

“Elbette.”

 

“Gerçekten böyle mi hissediyorsun? Şu an epey sarsılmış görünüyorsun. Ayanokōji-kun seni şu an görseydi muhtemelen aynı izlenimi edinirdi.”

 

Normalde kim olsa Ayanokōji’nin saçma sapan mesajlarından bıkıp onları elinin tersiyle iterdi.

 

Oysa Sakayanagi, Ayanokōji’den bahsederken yüzünde sahici bir mutluluk parıldıyordu.

 

Detayları bilmeyen Ryūen bile Sakayanagi’nin hislerinin gerçek olduğunu anlamıştı.

 

Basit bir kâr-zarar hesabına bile engel olacak türden duygulara sahipti.

 

“Ayanokōji’ye körü körüne inanmakta serbestsin ama bu durum hala hiç hoşuma gitmiyor.”

 

“Hoşuna gitmiyor demek? Bayağı idealist laflar ediyorsun. Kazanmak için her yolu mübah görmek senin ilken değil miydi? Ayanokōji-kun’un bana iletmek istediği mesajı görmezden gelemedin ve manipüle edildin. Gücün yetersiz kaldı, hepsi bu. Bense mesajın içeriğini bilerek yenilgiyi kabul ettim, benim de gücüm yetersiz kaldı. Hepsi bundan ibaret değil mi?”

 

Mücadeleden galip ayrılan Ryūen, kaybeden taraf olan Sakayanagi’ye kıyasla durumu kabullenmekte çok daha fazla zorlanıyordu.

 

Bu da Ryūen’in canını daha çok sıkıyordu.

 

Asıl sebebi gayet iyi biliyordu: Çünkü Sakayanagi’nin söyledikleri harfi harfine doğruydu.

 

“Beni bir tür azize falan sanma sakın. Ayanokōji-kun’un eylemlerinin temelinde bencillik yatar. Eğer ki işine yarayacaksa kalan herkes feda edilebilir birer piyondan ibarettir. İkinizin benzer olduğumuzu düşünürdüm ama o, seninle kıyaslanamaz bile Ryūen-kun. O bu anlayışa kalbinin en derininden inanıyor. Üstelik bu okulda daha da evrimleşti. Bir tür amaç buldu kendine. Ve bu amaç uğruna birilerini incitebilir, okuldan atılmaya sürükleyebilir, hatta başkalarının galibiyet ve mağlubiyetlerini bile parmağında oynatabilir. Ayanokōji Kiyotaka denen kişi işte tam olarak böyledir. İşine geliyorsa her şeyi ve herkesi sonuna kadar kullanır. Birinin ufak romantik hisleri, özel ilişkileri—her şey kendi çıkarları için birer araçtır.”

 

Teke tek.

 

Açık ve adil bir dövüş.

 

İşin içindekiler bu şartları koysa bile bu anlaşmanın bir parçası olmayan Ayanokōji canının istediği gibi davranmakta özgürdü.

 

Ryūen’in kendisi de hayatı boyunca böylesi bencil savaşlar verip durmuştu.

 

Fakat en usta olduğu alanlarda bile Ayanokōji onu tereyağından kıl çeker gibi geride bırakmıştı.

 

Planlarını öylesine kusursuz ve tıkır tıkır işletiyordu ki bu durum Ryūen’in asabını bozuyordu.

 

“Hah… Böylesine kaçık bir herife bu kadar tutulmuş olmana hayret ediyorum doğrusu.”

 

“Ayanokōji-kun’a karşı hissettiğim duyguların kimsede olmadığıyla gurur duyuyorum.”

 

Oyuncağını sergileyen bir çocuk misali, Sakayanagi bunu gururlu bir tebessümle dile getirdi.

 

“Anlıyorum—bu durumun hoşuna gitmeyişini.”

 

Ryūen’e yöneltilen bu sözler aslında bir nebze kendi kendine de bir hatırlatmaydı.

 

Ayanokōji’nin kendisini özel gördüğü ihtimalinden tamamen vazgeçmiş değildi.

 

Elbette Ayanokōji muhtemelen Sakayanagi’nin kazanabileceği bir geleceği de hesaba katmıştı.

 

Her türlü ihtimali önceden öngörmüş ve işler nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın hazır olmak için erkenden önlemini almıştı.

 

Her daim sayısız seçenek hazırlar, her türlü olasılığı hesaplardı.

 

“Sonuca bakarsak, senin bu meseleyi dert edip kıvranacağını bile hesaplamıştır. Hesabının şaşabileceği tek senaryo; senin zihnen çöküp böylesi bir mesele yüzünden savaşma azmini tamamen kaybetmen olur.”

 

Sakayanagi sanki arkasındaki adama “O kadar da zayıf değilsin, değil mi?” dercesine gülümsedi.

 

“Ben…”

 

“Eğer dişlerin sahiden söküldüyse, işte o zaman Ayanokōji-kun ilk defa savaş meydanında yer alması gereken kişinin sen değil, ben olduğumu tekrar düşünmek zorunda kalabilir.”

 

Savaşma azmimi falan kaybetmiyorum.

 

Bunu kendine tekrar edip duruyordu ama içinin boşaldığı hissi inkar edilemez bir gerçekti.

 

Ryūen’in hissettiklerini ilk elden sezen Sakayanagi, içten içe bunun kıskanılacak bir şey olduğunu düşündü.

 

“Sahiden çok üzücü, değil mi? Ayanokōji-kun’un hamlelerini en ön sıradan izlemeye devam edemeyecek olmak.”

 

“Gerçekten öyleyse, önümde başını eğip kalmana izin vermem için bana yalvarman gerekmez miydi?”

 

İşin gerçeği, Sakayanagi’nin atılma işlemi henüz resmileşmemişti.

 

“Ne yazık ki hiç öyle bir niyetim yok. Valizlerimi çoktan topladım bile. Üstelik bu hadisenin benim için iyi bir tecrübe olduğunu düşünüyorum. Ufkumu epey genişletti.”

 

Kafası karışık olan Ryūen’in aksine Sakayanagi, geleceğe doğru yeni bir adım atmaya çoktan hazırdı.

 

“Yazık oldu. Alnını yere sürüp özür dileseydin belki iddiayı iptal etmek için okulla müzakere edebilirdim.”

 

“Böyle seviyesiz hareketlere hiç gerek yok.”

 

Kararlılığı sarsılmaz ve keskindi.

 

Bu su götürmez bir gerçekti.

 

“Yine de beklenmedik bir durum. Karşılaştığımızda beni nasıl kışkırttığını düşünürsek bu sonuçtan memnun kalırsın sanmıştım…”

 

Sakayanagi hafif buruk bir tebessümle konuştu.

 

“O yıl sonu özel sınavı farklıydı. Ben öyle düşünmüştüm.”

 

Ryūen en başından en sonuna kadar Sakayanagi’yi hakkıyla mağlup etme niyetindeydi.

 

Ve onu yenebileceğinden emin olduğu için kendine olan güveni tamdı.

 

Fakat o mentalitedeki Ryūen’i bile, Sakayanagi bileğinin hakkıyla geride bırakmıştı.

 

Mağlubiyet neredeyse kesin görünse bile Ryūen öfkelenmekten ziyade bu süreçten tatmin olmuştu.

 

“Bunu nasıl yorumlamalıyım bilemiyorum. Benim için yepyeni bir his bu. Zafer zaferdir. Dediğin gibi sevinmem gerekirdi. Hep böyle yapardım ama… kafamda soru işaretleri belirip duruyor.”

 

Müttefik olmadıklarına göre onu burada terslemek çocuk oyuncağı olurdu.

 

Doğal olan hareket de bu sayılırdı.

 

Fakat şu an Sakayanagi, içten içe Ryūen’e destek olmak istiyordu.

 

“Sana bir çözüm sunayım. Kazandığın gerçeğini kabullenmeye yanaşmıyorsan en temizi kendi isteğinle okuldan ayrıl gitsin.”

 

“Ha…?”

 

“Haksız mıyım? Bana kaybetmek istiyorsan şu an bile rahatlıkla kaybedebilirsin. Benden önce okuldan ayrılmayı seçersen bu şüphesiz bir mağlubiyet olur.”

 

Sağa sola saçılmış duran o yenilgiyi yerden almanın ne kadar kolay olduğunu ifade ediyordu.

 

Ryūen arkasına dönüp dik dik baktı ve Sakayanagi’nin tebessüm eden bakışlarıyla göz göze geldi.

 

“Fufuuu, samimi hislerim bunlardı gerçi ama biraz fazla iğneleyici konuştuğumu kabul ediyorum.”

 

Bunu söyleyen Sakayanagi, bir rehber gibi yolunu kaybetmiş Ryūen’e ışık tuttu.

 

“Ayanokōji-kun’a karşı savaşmak, şu an içinde taşıdığın çelişkilerle de yüzleşmek zorunda kalacağın anlamına gelir. O sıradan standartlarla tartılabilecek biri değil. İçindeki çelişkileri birer silaha dönüştürmedikçe onun karşısında durmana imkan yok. Ben bile onu yanlış değerlendirdiğimi düşünüyorum.”

 

Ayanokōji’yi herkesten çok düşünen ve gözlemleyen biri olarak Sakayanagi’nin kelimeleri fazlasıyla ağırlık taşıyordu.

 

“Demin okuldan ayrılmanla ilgili söylediklerim doğruydu. Ne de olsa kaybetmek her zaman bir seçenektir. Fakat şansına kazanan sen oldun. Dolayısıyla savaşmaya devam etme hakkın hala elinde. Bundan öyle kolayca vazgeçmek ahmaklık olurdu, değil mi?”

 

Pes etmeye falan niyeti yoktu; sadece bocalıyordu.

 

Zafer için herkesten daha aç olan Ryūen asla böyle bir seçim yapmazdı.

 

“Tırnaklarını geçirip inatla savaşmaya devam etmekten başka çaren yok. Bazı şeyler sadece bu şekilde elde edilebilir. Zamanı geldiğinde bunlar senin işine yarayacak. Yine de yolun sonunda seni bekleyen şeyin umut olduğunu garanti edemem.”

 

Şu anki tabloda Ryūen’in yetenekleri Ayanokōji ile boy ölçüşmekten çok uzaktı.

 

Olaylara ne kadar iyi niyetle bakarsanız bakın, bu gerçek değişmeyecekti.

 

“Sen çabalayıp dururken ben de onunla tekrar karşılaşacağım günü iple çekiyor olacağım.”

 

“…Ayanokōji seni gereksiz bulup kenara itmiş olsa bile hala onun peşinden koşmaya niyetli misin yani?”

 

“Elbette. O an kısa bir süre duraksamış olabilirim ama hislerim zerre kadar değişmedi. Kendimi tekrar ediyor gibi olacağım ama Ayanokōji-kun benim için çok özel.”

 

Kısa bir sessizliğin ardından Sakayanagi eğlenircesine kıkırdadı.

 

“Zayıflamış olsan bile ruhun hala ölmemiş anlaşılan.”

 

“Daha önce bu okulda benzer bir aşağılanmayı zaten tatmıştım. Belki de o tecrübeler işime yaramıştır.”

 

Aksi takdirde şu an burada dikiliyor olamazdı.

 

Bu noktaya kadar Ayanokōji tarafından yönlendirildiğini söylemek hiç de abartı sayılmazdı.

 

“Sana en büyük tavsiyemi vereyim—onu tek başına yenemeyeceğini bil.”

 

“Tavsiyen bu mu yani? Güldürme beni.”

 

 

“Ayanokōji-kun denen o duvarın ne kadar yüksek olduğunun gayet farkında olmalısın. Bu okulda geçirdiğin iki yılda çok geliştin ama o duvarı aşmana imkan yok. Vahşete ve şiddete başvurabilirsin belki ama Ayanokōji-kun için bunlar çocuk oyuncağından ibaret. Senin en iyi olduğun alanda bile gözünü kırpmadan savaşabilir.”

 

“Ne yapmam gerekiyor o zaman?”

 

“Düşünce yapını değiştirip çok daha esnek düşünmeyi öğrenmelisin. Neredeyse kusursuz olan Ayanokōji Kiyotaka-kun’u alt etmek imkansıza yakın. Sadece doğrudan değil, kurnazca stratejiler bile ona sökmez. Bu yüzden… senin için onda özel bir zayıflık yaratacağım.”

 

“Sen? Onda zayıflık yaratacaksın?”

 

“Evet. Günün birinde bu işine yarayabilir. Zekası ne kadar parlak olursa olsun, hatta tam da bu kadar parlak olduğu için beklenmedik zayıflıklar doğabilir.”

 

Bu tavsiye, Sakayanagi’nin, Ayanokōji’den yaptığı bu kötülüğün acısını kendi yöntemiyle çıkarma arzusundan kaynaklanıyordu.

 

Yalnızca kendisi gibi bir dahinin çözebileceği bir mesaj kullanarak Ayanokōji’nin düşüncelerini yönlendirebileceğinden emindi.

 

Bu işe asıl uygun olan kişi o…

 

Ryūen böylesine saçma hisleri bir kez daha dışa vurmak üzereydi.

 

Kelimeler boğazına kadar geldi ama bu sefer zorla da olsa onları geri yuttu.

 

“Bir süre daha boşlukta gezinmeye devam etmek iyi gelebilir. Pes etmezsen önünde bir yol açılacaktır.”

 

“Kafamın içini okuyormuş gibi konuşup durma. Ayanokōji misin nesin be kadın?”

 

“Bunu alabileceğim en büyük iltifat olarak kabul ediyorum herhalde.”

 

Cevabını verdikten sonra Sakayanagi bastonuyla yere hafifçe vurdu.

 

“Vakit geldi mi dersin? Bundan sonra başka bir randevum var da.”

 

Ryūen epey uzun süredir konuştuklarının farkına vardı.

 

Bu muhtemelen Sakayanagi ile yapacağı son konuşma olacaktı.

 

“Buradan ayrıldıktan sonra ne yapacaksın?”

 

“Masumi-san’ın nakil olduğu okulun adını öğrendim. İlk iş özür dilemek için onun yanına gitmeyi düşünüyorum.”

 

“Karşısında seni görünce feleği şaşar.”

 

“Eh… Onu tanıyorsam yapacağı ilk iş muhtemelen derin bir iç çekmek olur.”

 

Bunu söyleyen Sakayanagi yürümeye başladı.

 

“Bir ara tekrar görüşelim. O zamana kadar rezil bir şekilde okuldan atılmamaya bak lütfen.”

 

Sakayanagi, Ryūen ile her daim düşmanca bir ilişki içinde olmuştu.

 

Daha doğrusu Ryūen herkesle böyleydi zaten.

 

Fakat şimdi, tarif edilemez bir boşluk hissi benliğini sarmıştı.

 

Yıl sonu özel sınavından sonra Sakayanagi’nin hakkını teslim etmiş olmak içinde bir şeyleri kökünden değiştirmişti.

 

Bir rakip—belki de ona böyle demek daha doğruydu.

 

Öyle bir rakibi kaybetmiş olabilirdi.

 

Bundan böyle Ryūen, Ayanokōji’nin karşısına tek başına dikilmek zorundaydı.

 

Sakayanagi’nin varlığı tamamen silinene dek Ryūen arkasına dönüp bakmadı.

 

Fakat çok geçmeden aklında yeni bir soru işareti belirdi.

 

“Ha?”

 

İster istemez arkasına döndü ama Sakayanagi çoktan gözden kaybolmuştu bile.

 

“…Bir dahaki sefere demek ha? Senin için bir daha sefer falan olmayacak ki. Kendini mi avutuyorsun sen?”

 

Fakat okuldan ayrılmakta olan biri hakkında kafa yormanın hiçbir alemi yoktu, bu yüzden düşünceleri aklından kovdu.

 

Ryūen’in öncelikle önündeki üçüncü sınıf mücadelelerine odaklanması gerekiyordu.

 

Artık Sakayanagi olmadığına göre istese de istemese de Ayanokōji ile olan savaşına kilitlenmekten başka çaresi yoktu.

 

Sınıf puanlarındaki hatırı sayılır artışla rekabet sahnesine geri dönmüştü ama elindeki mevcut rakamlar sadece birer süsten ibaretti.

 

Ayanokōji’yi devirmeden A Sınıfı’na giden yolu açamazdı.

 

Kafasındaki şüpheler tamamen dağılmış değildi elbet ama sis perdesi yavaş yavaş aralanıyordu.

 

O acımasız küçük tanrıçaya içten içe ufak bir minnet duyuyordu.

 

Şimdilik, sadece bu an için onunla baş edemeyeceği gerçeğini kabullenecekti.

 

Ve bu gerçeği bir yıl içinde değiştirecekti.

 

“Bir yıl. Sadece bir yıl ha? Hah… elinden geleni ardına koyma.”

 

Ryūen Kakeru için hayatının en önemli 1 senesi başlamak üzereydi.

 

Çevirmen: ayanokojiayniben

Instagram hesabımız: @turkcelightnovels
Diğer serilerimize de bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Discord sunucumuza gelmeyi, instagram hesabımızı takip etmeyi, bölümle ilgili yorum yapmayı ve en önemlisi mutlulukla kalmayı unutmayın. Sonraki bölümlerde görüşmek üzereeee…

 

 

Prev
Next

Comments for chapter "   Cilt 23.5 - Bölüm 5"

4.3 82 votes
Article Rating
Subscribe
Login
Bildir
guest

guest

3 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Lustoria
Lustoria
5 gün önce

Horikita ile romantizm koy mangakaaa

0
Yanıtla
Sergensx
Sergensx
8 gün önce

Bence ayanokojiyi ryuen kesmeyecek bu yüzden ayanokoji horikita ve ryuene karşı duracak ichinosenin de öylece kalacağını sanmıyprum oda ayanokojiye karşı döner, ayanokoji boş kalan a sınıfına geçer sakayanagi yerine, üçüyle kapışır ve sonunda kaybeder, üçlünün gelişiminden de memnun kalır ve daha sonra tesise götrülür diye tahmin ediyorum

0
Yanıtla
Bilgecan dede
Bilgecan dede
9 gün önce

Mükemmel çeviri

0
Yanıtla

YOU MAY ALSO LIKE

promotion poster- our second master
Our Second Master
19 Eylül 2022
file_00000000f420624387084825e84ec4aa
After The Big Bang
25 Haziran 2025
Emperor Of Solo Play
17 Kasım 2023
Bilge Okuyucu
19 Mayıs 2021
Tags:
clasroom of the elite oku, elitler sınıfı oku, light novel türkçe, youkoso jitsuryoku oku, Youkoso Jitsuryoku türkçe oku
  • Ana sayfa

TurkceLightNovels

Sign in

Lost your password?

← Back to Türkçe Light Novel

Sign Up

Register For This Site.

Log in | Lost your password?

← Back to Türkçe Light Novel

Lost your password?

Please enter your username or email address. You will receive a link to create a new password via email.

← Back to Türkçe Light Novel

wpDiscuz