Elitler Sınıfı - Cilt 24 - Bölüm 12
Cilt 24 — Bölüm 12 — Nazik Bir Sıra Arkadaşı
Açılış töreninden sonraki sabah yurttan okula giderken eski sınıf arkadaşlarımdan hiçbiriyle karşılaşmamayı başardım.
Bunun nedeni okula her zamankinden otuz dakika daha erken gelmiş olmamdı.
Dikkat çekmek istemediğimden ya da sadece bir hevesten dolayı değildi.
Her şeyden önce, C Sınıfını ayrıntılarıyla anlamam gerekiyordu. Bu da sadece ÖYD değerlendirmeleriyle yetinmeyip, öğrencileri bizzat gözlemleyerek, dinleyerek ve onlar hakkında daha derinlemesine bilgilere ulaşarak sınıfın iç durumunu kavramam anlamına geliyordu.
İşte bu yüzden oturup beklemekle kalmayıp, aktif bir şekilde harekete geçmem gerekiyordu.
Sabah okula kimler erken gelir, kimler geç gelir?
Konuşkan öğrenciler, sessiz öğrenciler…
Ortamın havasını sezebilenler ve sezemeyenler…
Bu tür davranışları gözlemlemek, onları tanımanın ilk adımıydı.
3-C sınıfına vardım ve boş olacağını düşündüğüm sınıfın kapısını yavaşça açtım.
Ancak…
Sınıfa girdiğimde, başlangıcımı mahveden bir durumla karşılaştım.
Sınıfa gelen ilk kişinin ben olduğumu sanıyordum ama değildim.
Sıramın hemen yanında, bir kız öğrenci tabletini kullanıyordu.
Kapı açıldığında, hafifçe irkilmiş bir ifadeyle arkasına döndü.
Kapıyı bu kadar gürültülü açmaya niyetim yoktu. Ya da o, bu kadar erken saatte başka bir öğrencinin gelmesini beklemiyordu.
Yine de yüzündeki ifade kısa sürede yumuşadı.
“Günaydın.”
Bir duraksamanın ardından, yanımda oturan ve sınıfa erken gelen Shiraishi’yi selamladım.
“Sana da günaydın.”
Kibarca karşılık verdi.
ÖYD: Shiraishi Asuka
Akademik Yetenek: B+ (76)
Fiziksel Yetenek: D (34)
Uyum Sağlama Yeteneği: C+ (57)
Toplumsal Katkı: C- (44)
Genel Yetenek: C (54)
Shiraishi’nin akademik yeteneği ortalamanın üzerinde olsa da fiziksel yeteneği düşüktü. Ayrıca başkalarıyla aktif şekilde sosyalleşen ya da diğer sınıflarla özellikle samimi ilişkiler kurmasıyla tanınan biri de değildi.
ÖYD verilerine dayanarak, geride bıraktığımız iki yıl boyunca Shiraishi hakkında edindiğim bilgiler bunlarla sınırlıydı.
Buradan itibaren, onun dış görünüşünü ve özelliklerini yeniden zihnime kazımaya başladım.
İlk göze çarpan şeyler, sol gözünün altındaki ben, güzel ve uzun sarı saçları ile saç bandıydı.
Sakin bir havası vardı. Bu da insanda, ortalığı karıştıracak türden biri olmayan, sessiz bir öğrenci izlenimi uyandırıyordu.
Aslında, geride bıraktığımız iki yıl boyunca onunla yaşadığım kısa süreli karşılaşmalarda, Shiraishi’nin gösterişli bir kişiliğe sahip olduğunu hiç düşünmemiştim.
Planladığımdan biraz farklı olsa da bu, aradığım sonuç olabilirdi.
Yer değişimlerinin ne zaman yapılacağını bilmiyordum ama yakın zamanda olması pek olası görünmüyordu.
Eğer durum buysa, sıra arkadaşıyla yakınlık kurmak okul hayatında klasik bir yöntemdi.
Tıpkı iki yıl önce Horikita ile olan konuşmamla başlayan sürece benziyordu. Şimdi, geride bıraktığım iki yıllık deneyimime dayanarak aynı yolu izleyecektim.
Asıl soru, sohbete nasıl başlayacağımdı.
Elimdeki verilerden Shiraishi’nin kişiliği, hobileri veya tercihleri hakkında hiçbir şey bilmiyordum.
Bu yüzden her şeyi sıfırdan, deneme yanılma yoluyla çözmem gerekiyordu.
Sırama doğru ilerlerken, Shiraishi’nin bu sabah sınıfta ders çalıştığını, elinde bir kalemle tableti üzerinden ödeve benzer bir şey üzerinde uğraştığını fark ettim.
Konuşmadan önce bir an bekledim.

Son iki yıl içinde birbirimizin yanından defalarca kez geçmiş olsak da ilk kez bir sohbet başlatıyordum.
“Sınıfta birini bulacağımı beklemiyordum. Epey erken gelmişsin.”
“…Evet, bugün alışılmadık şekilde erken uyandım. Ama sen de erken gelmişsin, Ayanokouji-kun.”
Şimdilik, selamlaşmamızı nazik bir yanıt takip etti.
Sanırım bana alışkın olmadığından, konuşurken biraz duraksadı.
Ya da belki de konuşmak istemiyordu ancak burada sadece ikimiz olduğumuz için, isteksizce de olsa cevap verdi.
Yine de bundan pek bir anlam çıkaramadım.
“Sınıf değiştirdiğim için, başka bir okuldan gelmiş bir nakil öğrenciymişim gibi bir durum oluştu. Hoş karşılanmayı beklemektense, karşılayan taraf olmanın daha iyi olacağını düşündüm.”
Shiraishi açıkça ilgisizliğini belli edene kadar onunla konuşmayı planlarken, sözlerimin arasına bazı gerçekler katmaya karar verdim.
Sınıfta sadece ikimiz baş başayken sessiz kalmak sorun yaratabilirdi.
“İlginç bir tesadüf. Sabahları erken kalkan iki kişi, böylesine büyük ve boş bir sınıfta yan yana oturuyor.”
“Sanırım öyle.”
Bir tesadüf. İstenmeden gerçekleşen, hafifçe gülümseten bir denk geliş.
En azından Shiraishi rahatsız görünmüyordu.
Peki, şimdi konuşmayı nasıl devam ettirmeliyim?
İş böyle durumlara gelince… Konuşmanın sandığımdan daha zor olduğunu fark ettim.
Aklıma çeşitli fikirler geliyordu ama buzları eritmek için bunları kullanmanın gerçekten doğru olup olmadığından emin değildim.
Bu durumda Hirata Yousuke olsaydı, karşısındakini bekletmeden sohbeti akıcı bir şekilde ilerletir ve bunu hiç planlamadan, gayet doğal bir biçimde yapardı.
“Neden bu sınıfa geçmeye karar verdin, Ayanokouji-kun?”
Ben tereddüt ederken, Shiraishi gayet doğal bir soru sordu.
Daha fazlasını öğrenme isteğini dile getirerek sözlerine devam etti.
“Sonunda A Sınıfına yükselmişken, alt bir sınıfa transfer olmayı seçmene inanamıyorum.” diye ekledi.
“Normal koşullar altında bu doğru olabilir.”
“Eğer durum normal değilse o zaman… Neden transfer olmaya karar verdin?”
Bu soruyu sorarken, Shiraishi’nin bana doğrudan bakan gözleri büyüleyici renkteydi.
Gerçek nedeni öğrenmeye fazlasıyla istekli görünüyordu.
“Hashimoto ve diğerleri durumu sana açıklamış olmalı. Bu sınıfa takviye olarak geldim.”
“Elbette, bunu anlıyorum. Ancak bu, bizi kurtarmaya yönelik bir hamle. Kimse bunun sana nasıl bir fayda sağlayacağını açıklamadı, Ayanokouji-kun. Perde arkasında yüklü miktarda Kişisel Puan aldığın ya da gelecekte alacağın yönünde söylentiler duydum.”
Shiraishi, hiç tereddüt etmeden bu zor soruyu yöneltti.
Belki de içinde bulunduğu boş sınıfın bunda etkisi vardı.
Sorusunun cevabı basitti.
Dört sınıf arasında denge sağlamak.
Bunun için, C ve D Sınıflarını üst sıraları yakalayabilecek seviyeye yükseltmek gerekiyordu.
Dışarıdan bakıldığında imkânsız görünen bir şeyi, içeriden harekete geçerek gerçekleştirmek.
Ancak ittifak görüşmeleri henüz açığa çıkmadığı için, bu şimdilik ifşa etmek istemediğim bir konuydu.
“Açık konuşmak gerekirse, birkaç kişi haricinde sınıf üzerinde nasıl bir etki yaratabileceğin veya bir etki yaratsan bile durumu tersine çevirip çeviremeyeceğin konusunda hâlâ şüpheliyiz.”
“Bu gayet doğal.”
“Varlığının gerekli olup olmadığına dair tartışmalar da başladı, Ayanokouji-kun.”
“Başlaması için artık çok geç. Transferime itiraz edip reddedemez miydin?”
“Bu, acımasızca bir yorum. Bahar tatilinde Sakayanagi-san’ın okuldan atılması yüzünden sınıf tam bir kaos içindeydi.”
Transferim için gereken şartlardan biri, C Sınıfının tamamının onayını almaktı.
Sakayanagi’nin gidişiyle hem güç hem de moral açısından zayıflayan sınıfın, acil bir toparlanma planına ihtiyacı vardı.
Ayanokouji Kiyotaka’nın yetenekli olup olmadığına bakılmaksızın, A Sınıfından birini getirip sınıfa takviye etme önerisi hiç de fena bir fikir değildi.
Masrafların büyük bir kısmını Hashimoto karşılamıştı. Yine de söz konusu harcamalar hiç de ucuz sayılmazdı.
Ödenen bedele değecek bir performans beklemek doğaldı.
“Gerçekten de kendi isteğiyle A Sınıfından C Sınıfına geçecek öğrenci sayısı çok azdır.”
“Durumun Katsuragi-kun’unkiyle benzer olduğunu düşünmüştüm ama o, bu sınıftaki yerini kaybetti. Muhtemelen, Sakayanagi-san’dan intikam almak istiyordu.”
“O halde, A Sınıfı ile bir anlaşmazlık yaşamış olma ihtimalimi hesaba katmıyorsun, öyle mi?”
Beklenen cevabı vermek yerine, karşı bir soru yöneltmeye karar verdim.
“Durumun öyle olduğunu sanmıyorum. A Sınıfı sana güveniyordu. Ben de ortama gayet iyi uyum sağladığını düşünmüştüm.”
Sadece bir yığın iltifattan ibaretmiş gibi görünse de bu, aynı zamanda onun samimiyetini de yansıtan ince bir çizgiydi.
Hayır, bunu onun samimiyetine yorup konuşmayı sürdürmek daha iyi olurdu.
“Diğer sınıflara karşı böyle bir tavır sergilediğimi hatırlamıyorum.”
“Dışarıdan bakınca pek çok şey görülebiliyor. Ayrıca, birinci ve ikinci yıllarımızın sonundaki özel sınavlarda sana önemli görevler emanet edilmişti. Sınıfın sana hem güveni hem de inancı olmasaydı, bu mümkün olmazdı.”
“Anlıyorum. Peki Shiraishi, bu sınıfa transferimi nasıl değerlendiriyorsun?”
“Az önce de belirttiğim gibi, sana büyük bir saygı duyuyorum Ayanokouji-kun. Bu yüzden dürüst olmak gerekirse senden beklentim yüksek. Üstelik, transferin için yoğun çaba sarf eden Hashimoto-kun ve Morishita-san da sana benden çok daha büyük bir değer veriyor gibi görünüyor ve—”
“Ve?”
İmalı bir ton taşıyan Shiraishi’nin sözleri, sınıfa gelen bir erkek öğrenci tarafından bölündü.
“H-Hey Shiraishi. Günaydın.”
“Günaydın, Yoshida-kun.”
Oturma yerleri birbirinden uzak olsa da Yoshida sınıfa girer girmez Shiraishi’yi selamladı.
Bana keskin bir bakış attıktan sonra çantasını sırasına bıraktı ve bize doğru geldi.
“Naber, Ayanokouji? Bu sabah epey erkencisin, ha?”
“Aslında hayır. Buraya ilk gelen kişi olmayı planlıyordum ama Shiraishi benden önce gelmiş.”
“Madem öyle, yarından itibaren kapılar açılır açılmaz gel. Okula ilk gelen kişi olmak, örnek teşkil etmenin bir yoludur. Sınıftaki herkes seni kabul edene kadar buna devam et.”
“Anladım.”
Okula sabah 7:15’te yani epey erken bir saatte giriş yapılabiliyordu.
Bu epey sert bir öneri ama bir süreliğine bunu yapmak gerçekten de iyi bir fikir olabilir.
“Bu biraz fazla değil mi?”
Tam ona hak verecekken, Shiraishi nazikçe Yoshida’ya karşılık verdi.
“Bununla birlikte, herkesin onu kabullenmesi derken tam olarak neyi kastediyorsun?”
“Şey, eee, o kadarını düşünmemiştim ki…”
Beklenmedik bir karşı hamleyle şaşkına dönen Yoshida, afallamış halini gizleyemedi.
“Madem öyle, eğer istersen Yoshida-kun, yalnızca sen onu kabullenmemeye devam edemez misin? Böylece durum hiçbir zaman tüm sınıfın onu kabullenmesi noktasına gelmez.”
“Hayır, öyle bir şey yapmam!”
“Eğer bu bir yanlış anlaşılmaysa, o zaman önceki beyanını geri almaman mı gerekiyor?”
“Tamam, anladım. Az önceki söylediklerimi geri alıyorum, o yüzden unut gitsin.”
Telaşlanan Yoshida, Shiraishi ile konuşurken zorlandı.
“Buna sevindim. Anlayacağını düşünmüştüm.”
“Şey…belki de biraz fazla ileri gitmişimdir.”
“Aynen öyle. Yoshida-kun, sınıfta sevilen birisin. O halde neden Ayanokouji-kun’un diğer sınıf arkadaşlarımızla kaynaşmasına yardımcı olmuyorsun?”
“Ne? Ben, Ayanokouji’ye yardım mı edeceğim?”
“Sorun olmaz, değil mi?”
“Sorun olur, benimle dalga geçme!”
Yoshida sınıfta sevilen biriydi. Bu sözleri aklıma not etmiş olsam da bunun doğru mu yoksa sadece birer iltifat mı olduğu şu an için belirsizdi.
“Öyle mi? O halde, haddim olmayarak gönüllü olabilir miyim? Erkeklerle belki bağ kuramam ama kızlarla anlaşabileceğimi düşünüyorum. Yakın zamanda, belki de izin günlerimden birinde, seni bazı arkadaşlarımla tanıştırmak isterim. Bize katılabilir misin?”
Hani derler ya ‘Erken kalkan yol alır’ diye. Belki de bu gerçekten doğrudur.
Shiraishi’nin teklifini geri çevirmek için ortada hiçbir neden yoktu.
“Teklifini kabul ediyorum.”
“Bekle! Sanırım sana yardım etmekten başka çarem yok.”
Az önce hafife alınmak istemediğini söylemiş olmasına rağmen, Yoshida öne doğru eğilerek önceki sözünden geri adım attı.
“Senin için uygun mu, Yoshida-kun?”
“Şey, hoş geldin partisini geri çevirdiğim için biraz vicdan azabı duydum doğrusu. Yakın zamana kadar düşman olan bir sınıfa geçmek büyük cesaret ister. Yeni bir sınıf sonuçta, biraz desteğe ihtiyacın vardır, değil mi? Peki, ne zaman yapalım? Ben her zaman müsaitim.”
Yoshida bunu bana ya da daha doğrusu Shiraishi’ye gülümseyerek söyledi.
“Pekâlâ. Karar verildiğinde seninle iletişime geçerim.”
“Tamam. O zamana kadar hasta olma sakın, Ayanokouji.”
Bu yoğun enerji karşısında bunalmış bir halde sadece başımı sallamakla yetindim.
Kısa bir süre sonra C Sınıfı öğrencileri birbiri ardına sınıfa gelmeye başladı ve Yoshida aceleyle yerine döndü.
“Yoshida-kun epey basit biri, değil mi?”
Shiraishi, Yoshida’ya bir göz atıp mırıldandı.
Ardından bana döndü.
“Benden hoşlanıyor.”
“Öyle görünüyor.”
Ona karşı bir şeyler hissettiği açık olsa da bu durumun muhatabı tarafından böylesine bir kesinlikle dile getirilmesi pek rastlanan bir şey değildi.
“İşte bu yüzden, tatil günlerimde başka erkeklerle görüşmeme tahammül edemiyor. Belki de benimle arasında bir ilerleme olacağını umuyor. Yoshida-kun ile yeryüzünde kalan tek insanlar olsak bile, yine de onu seçmezdim.”
Karşı cins üzerindeki cazibesinin farkındaydı ama bundan pek de hoşnut görünmüyordu.
Basitçe, hoşlanmadığı birine ilgi duymadığı için mi böyle? Yoksa bu, artık alışılmış doğal bir durum mu?
“Bir dahaki sefere, lütfen bana neden transfer olduğunu söyle.”
Shiraishi, unutmadığını belli edercesine başka yöne bakarken gülümsedi.
Nazik bir sıra arkadaşı.
Ama belki de Shiraishi hakkındaki analizim bundan ibaret değildi.
Çevirmen: Mesela Kek 2
İyi okumalar.
İnstagram: @turkcelightnovels
Discord sunucumuza gelmeyi ve aktif hale gelen yorumlar kısmından bölüm hakkında yorum yazmayı unutmayın.
Ayrıca diğer serilerimiz olan Fate/Zero, Tavşan Kostümlü Senpai’m ve Eczacı Günceleri’ni de okuyabilirsiniz.
Daha fazlaaaaa
ellerinize sağlık
teşekkür ederiz
Ne naziği kız hem manipülatif hem dobra