Elitler Sınıfı - Cilt 24 - Bölüm 7
Cilt 24 – Bölüm 7 – Parti
Mashima-sensei’nin yarından itibaren geçerli olacak ders programı ve dersler hakkındaki açıklamalarını dinledikten sonra bugünkü okul günü sona erecekti.
Üçüncü sınıf öğrencileri olarak zamanımızı kullanma şeklimiz, önceki iki yıla kıyasla muhtemelen kökten değişecekti.
Hayatın dönüm noktalarından biri olduğundan, üçüncü sınıfların yaz aylarına kadar gelecekteki rotalarını belirlemeleri ve günlük okul hayatının yanı sıra harekete geçmeye başlamaları gerekiyordu.
Gerçi yolunu çoktan çizmiş olanlar veya benim gibi hiçbir müdahaleye gerek kalmadan gideceği yön zaten belirlenmiş olan birkaç öğrenci için bu durum önemsizdi.
“Başka sorusu olan yoksa bugünkü ders saati…”
Mashima-sensei dersi bitirmeye girişti.
3-C Sınıfı’na transfer olduğum son dakikaya kadar diğerlerine bildirilmediğinden, Horikita dahil 3-A Sınıfı öğrencilerinin kapıya yığılma ihtimali vardı.
Yine de panikleyip kaçacak değildim.
Ne de olsa er ya da geç bir yerlerde karşı karşıya gelmemiz kaçınılmazdı.
Yine de burada kopacak böylesi bir tantana beklenmedik bazı pürüzlere yol açabilirdi.
O gerçekleşmeden önce mekanı değiştirmek daha emniyetli olurdu.
Üstelik hemen ardından belirli bir öğrenciyle buluşmam vardı.
Ders saatinin bittiği ilan edilir edilmez ayağa kalkmak üzereydim.
Ne var ki sandalyesini aceleyle geri itip benden önce ayağa fırlayan kişi Hashimoto oldu.
“Pekala. O zaman Keyaki AVM’de Ayanokōji için şöyle tantanalı bir hoş geldin partisi patlatalım mı millet?”
Sınıf arkadaşlarına sunduğu teklif buydu.
Fakat hemen ardından sınıfı gergin bir hava sardı.
Hafifçe kalkmışken kendimi tekrar sandalyeye bıraktım.
Sınıftan çıkmak üzere olan Mashima-sensei de duraksadı ve öğrencilerinin tepkilerini yoklamak için arkasını döndü.
Birkaç saniye boyunca süren o sessizlikte kimseden çıt çıkmadı.
Sessizliği bozan Yoshida oldu.
“Kusura bakma ama ben karşıyım.”
Sesinde en ufak bir duygu kırıntısı dahi olmadan, dümdüz bir şekilde reddettiğini belirtti.
“Hadi ama, niye öyle diyorsun ki şimdi?”
Hevesi kursağında kalan Hashimoto abartılı bir tavırla omuzlarını düşürdü.
“Yeni kankaları tarafından daha ilk günden dışlanıp görmezden gelinirse Ayanokōji’nin neler hissedeceğini bir düşünsene.”
Dışlanmak mı—durum sahiden bu mu olacaktı yani?
Şimdilik bunun insana ne hissettireceğini düşünmeye çalıştım.
…Şey, en azından hoş bir his olmasa gerekti… herhalde.
Beni rahatsız eden şey hoş karşılanmamam değil, sınıftaki havanın benim merkezinde olduğum bir mevzu yüzünden bozulmasıydı; bir seyirci gibi bunu izlemek karmaşık hissettiriyordu.
Ortada henüz kurulmuş hiçbir ilişki yokken bir hoş geldin partisi teklifi beklemediğimden, böylesi bir çıkış yapıldıktan sonra izlemekten başka yapacak bir şey kalmamıştı.
Bulunduğum konum gereği ne ‘lütfen yapalım’ diyebilirdim ne de ‘reddediyorum’.
Kendi adıma, işlerin her zamanki gibi devam etmesi en iyisi olurdu…
Hashimoto beni düşündüğünden böyle hareket etmişti, bu yüzden onu suçlayamazdım.
“Ayanokōji’yi reddettiğimizden falan değil. Onu aramıza almaya hazır olduğumuz için sınıf transferini desteklemek adına hepimiz Özel Puan verdik zaten. Ama onu öyle içtenlikle kabullenmenin kolay olmadığını anlıyorsundur herhalde? C Sınıfı’na gerilediğimiz şu noktada, bundan sonra hiçbir özel sınavda çuvallamaya lüksümüz yok. Öncelikle onun değerli bir müttefik olduğunu kanıtlayan sonuçlar görmemiz şart. Şayet bu gerçekleşirse, sen tek bir laf etmek zorunda kalmadan biz Ayanokōji’yi bir yoldaş olarak tanır, bağrımıza basarız zaten Hashimoto.”
Hoş geldin partisini neden reddettiğini açıklayan Yoshida sırasından kalktı.
“Ben de katılıyorum. Ortada henüz yaptığı hiçbir şey yok, üstelik casus olma ihtimali bile varken yüzüme sahte bir gülücük yerleştirip hoş geldin partisi yapacak havamda değilim hiç.”
Bunun peşi sıra Machida da fikrini belirtti ve C Sınıfı öğrencileri birer birer sınıfı terk etmeye başladı.
“Harbiden… zor iş be.”
Başını kaşıyan Hashimoto bana dönüp hafifçe özür dileyen bir jest yaptı fakat ben de sorun etmediğimi belirten bir hareketle karşılık verdim.
Öğrenciler birbiri ardına çıkıp gitti ve çok geçmeden sınıfta sadece birkaç kişi kaldı.
Bir nebze şimdiye kadar düşman olmamızdan kaynaklansa da bu sınıfın öğrencileriyle daha önce pek öyle aktif bir etkileşimim olmamıştı.
Geride kalanlar arasında Hashimoto, Morishita, Yamamura ve Sanada vardı—yani çeşitli olaylar vesilesiyle aramızda bir tür bağ oluşmaya başlamış olan üyeler.
Diğer bir deyişle, onların haricinde neredeyse kimse kalmamıştı.
“Ayanokōji Kiyotaka, dudak uçuklatacak derecede popülerlikten uzaksın. Elde kalmış indirimli mal gibisin adeta.”
“Beni öyle samimiyetle karşılayamamaları son derece doğal.”
“Doğru, peki ya nakil öğrenci Ichinose Honami, Kushida Kikyō ya da Hirata Yōsuke gibi biri olsaydı yine aynısı mı yaşanırdı?”
“O—”
Sıraladığı öğrencilerin benim konumumda olması halinde neler yaşanacağını zihnimde canlandırdım.
Kısa bir an bile düşünmek gözümün önüne son derece berrak bir manzara getirmeye yetti.
“Herkes olmasa bile etraflarını tebessümler sarar, yeni geleni kollarını açarak karşılarlardı.”
“…Şey… olabilir.”
“‘Olabilir’ değil, gerçeğin ta kendisi. Değerlendirmende bu kadar temkinli davranmak biraz cimrilik olmuyor mu sence de?”
Böyle bir şeyin yaşanmayacağı bir gelecek ihtimalinin kırıntısını bile acımasızca yerle bir etti.
“Bir diğer deyişle, senin sevilmeyen biri olduğun inkâr edilemez bir gerçek, Ayanokōji Kiyotaka.”
Ağır bir ithamdı.
İstesem bile inkâr edemezdim gerçi.
“İşe bu gerçeği kabullenmekle başlamalısın.”
“Fena fikir sayılmaz…”
Nedense içimde hafiften bir burukluk hissetmiş olabilirim.
Morishita’nın lafları kulaklarımda çınlamaya devam ederken Yamamura ve Sanada da mahcup bakışlarla sınıftan ayrıldı.
Onları yolcu ettikten sonra Hashimoto yaklaşıp sağ omzuma hafifçe vurdu.
“Kusura bakma, Ayanokōji. Sayımız biraz azalmış olabilir ama gel biz yine de yapalım şu hoş geldin partisini.”
“Kimler katılıyor?”
“Şimdilik sadece ben.”
Buna ‘biraz’ demek bin şahit isterdi fakat reddetmek için bir sebep göremiyordum.
Beni karşılayan tek bir kişi bile olsa, işe onun bu karşılamasını kabul ederek başlardım.
“Ah, doğru ya. Sen de gelirsin değil mi Morishita? Kızlar olmadan hiç çekilmiyor.”
İkinci bir kişiyi davet etmeye yeltenen Hashimoto, hâlâ orada duran Morishita’ya seslendi.
Morishita anında karşılık verdi…
“Hayır, reddediyorum.”
Bir saniye bile tereddüt etmeden kestirip attı.
“Hadi ama, reddetmesene. Sen bizim taraftansın, değil mi?”
“Lütfen kesin şunu. Bir hain ve bir yalnızla yan yana anılmak istemiyorum. Okul çıkışı maceraya atılma planım var, o yüzden müsaadenizle. Ben kaçar.”
Çantasını hızla kaptığı gibi ayağa kalktı ve seri adımlarla sınıftan çıktı.
Artık sınıfta kızlı erkekli sadece birkaç öğrenci kalmıştı.
Yanımda oturan kız öğrenci bizim tarafa doğru bakıyordu fakat Hashimoto ile göz göze gelince ayağa kalktı.
Hoş geldin partisinin baş başa kalması kaçınılmaz görünüyordu.
“Bu arada, ‘macera’ derken tam olarak neyi kastediyor?”
“Boş ver gitsin be kanka.(ÇN:Kanka mı? Çek o elini omzumdan.) Morishita’nın söylediklerinin yarısına, hatta dur, beşte birine falan kulak asacaksın. Onu ciddiye almak sadece vakit kaybı.”
Şaşkınlığını dile getirirken sırtımı hafifçe itekleyip yürümeye başladı.
“Bu kasvetli hava bünyeye zarar. Hadi yaylanalım artık, ne dersin?”
Hashimoto’nun peşine takılarak sınıftan ayrıldım.
Çevirmen: ayanokojiayniben
Diğer serilere göz atmayı, yorum yapmayı, instagramdan bizi takip etmeyi, en önemlisi bol bol su içmeyi unutmayın.