Youkoso Jitsuryoku, Cilt 3, Bölüm 1, Part 8(A)

Saat 5’e geldiğinde Kushida ve grubu geri dönmüştü. Hirata da Kushida’nın grubu ile gelmişti.

Liderimizin geri dönmesiyle öğrenciler, hemen etrafında toplandılar. Yiyecek bir şeyler bulmuşlardı ve onları kampa taşıyorlardı.

Uzaktan bakıldığında, bir çeşit küçük kırmızı meyve, çilek gibi bir şeydi, hatta küçük domates taşıyorlarmış gibiydi ve ayrıca üzüm ve kivi şeklinde olan şeyler de vardı.

“Gerçekten …. Bunları yiyebilir miyiz? Meyveye benziyorlar ama yine de… hımm bilemedim…”

Kendine güvenemedikleri için öğrenciler birilerinin denemesini ya da en azından bir şeyler söylemesini bekleyerek birbirlerine baktılar.

Ama kim daha önce hiç görmediği bir meyveyi yemeye cesaret eder ki?

“Neyse ne, boğazım kurudu …. ve açım.”

“Ben de, boğazım biraz kurumuş gibi hissediyorum …”

Hava kararıyordu ve biz hala bir şey yapmadan aynı konuşmayı yapıyorduk. Tüm bu sıkıntıya, tek başıma katlanıyor gibiydim.

Ancak akşam yemeği vakti yaklaştığında, yeterli yiyecek ve su olmadığı problemi daha net anlaşılıyordu.

“Hey! Bu bataklık yabanmersini değil mi? Sen de bir Çin çançiçeği mi buldun? Bu harika!”

Kargaşayı başlatan, şenlik ateşine yakın oturan Ike’dı, ateşe daha da yaklaştı. Meyvelerden birini kavrayarak konuştu.

“Kanji, bunun ne olduğunu anlıyor musun?”

“Ah, bu bir yaban mersini. Otoyama’da kamp yapmaya gittiğimde bundan yemiştim. Tadı da görüntüsü gibi yaban mersinini andırıyor. Bu Akebia Canada (çikolata asması). Lezzetli ve tatlı. Ah, kesinlikle eski günleri hatırlatıyor.”

İşin garibi, başka bir yere bakmaya çalışmıyordu. Geçmişini hatırlatan bu meyveleri bulduktan sonra çocuk gibi gülümsüyordu, ama herkes orada durdu, Ike’de seyretti ve kimse bir şey demedi.

Shinohara sorusu ile Ike’ye saldırmaya karar vermişti, ancak ağzının payını aldı.

“Huh? … Oha, sanırım hatırladıklarımdan çok daha iyi bir tada sahipler.”

Kargaşanın nedeni artık çözüldüğünden, sınıf çoğunlukla bu konunun etrafında toplanıyordu.

Azda olsa yiyecek bulabilmek hala kazancımızı belirleyebilecek bir faktör.

“En azından bir şey yapabildin. Kamp ateşi için teşekkürler, Ayanokouji.”

“Ben değildim, Ike’ye teşekkür et.”

Ateş yanmaya devam ediyordu ve dumanı garip şekiller yaratıyordu. Gruptakilere, sorumluluklarını hatırlatıyor gibiydi. Ike’ye seslendiğimde yanıma geldi.

“Ormanda kaybolursak, sadece dumana bakarak kampın yerini bulabilir ve geri dönebiliriz, değil mi?”

“Bu kadar çabuk geri dönmemizin nedeni bu, senin sayende Kanji!”

Boa seviniyorlar ya. Bu şekilde kampımızın diğer sınıflar tarafından da kolayca bulunabileceğini anlamayacak kadar geri kafalılar…

Sadece Kushida değil, diğer öğrenciler de Ike’ye hayranlıkla bakarak başlarını salladı. Beklenmedik dikkatli ve onurlandırıcı bakışlar onu Tengu ya da başka bir şeye çevirecek gibiydi, ama Ike Kushida’ya bakmıyordu bile, Shinohara’ya bakıyordu.

“Hey … Shinohara. Bütün gün bunu düşünüyordum, davranışlarımı yani.  Medeniyetten uzak bu adada, tuvalet olmaması herkes için zor… Buradan gelecek puanlara muhtacız diye abarttım…. Özür dilerim. “

“Ha? Neden bir anda böyle özür diliyorsun ki?”

“Anılarım yüzünden. Kampa ilk gittiğim zamanı hatırladım. O zamanlar bayağı zordu, onca şeyin arasında bir de tuvalet konusunu düşünüyordum, temizlenememek bi yana, etrafta bir sürü böcek oldu. Geri döner dönmez de aileme çemkirip durdum. Bunun ne kadar zor olduğunu hatırladım. Bunun kızlar için daha zor olduğunu söylememe gerek yok sanırım … “

Ike, soğukkanlılığını korurken durumunu açıkladı.

Kendini böyle güzel ifade edebilmesi, gerçekten takdire şayan ya. Mükemmel bir birey olarak göze çarpıyordu ve benimle kıyaslandığında çok iyi bir şekilde rekabet edebilirdi. Tabii ki bu hikayeyi bizimle paylaşması da büyük cesaret gerektiriyor.

Ancak, özür dilemek bulaşıcı bir şeye dönüştü. Çok geçmeden Shinohara kendi durumunu açıklamaya başladı.

“Ben de… Özür dilerim. Daha önce özür dilemeliydim. Nehirden su içmeyi reddererek, yeterli olmadığını söyleyerek… Bunlar… haddimi aştım, çok duygusallaştım sanırım. Hepimizin bir şeyler yapması gerekiyor ki puanlarımızı hem koruyalım hem puan kazanalım. “

Her ikisi de birbirlerinin gözlerinin içine bakamıyorlardı ama aralarındaki sorunu çözmüşlerdi.

Neyi istiyorsanız o en beklenmedik anda olur. D sınıfı, puan kazanabilecek potansiyeldeydi artık. Bu gelişme, bu alâmet diğer öğrenciler tarafından da hissedilmişti sanki.

Hirata bu şansı kaçıramazdı. Herkesin dikkatini çekmek için ellerini kaldırdı.

“Millet ne olursa olsun, hepimizin tek bir hedefi var. İlk defa böyle özel bir sınavla karşı karşıyayız, ancak neden bu şaşırtıcı duygulara sahip olabileceğimizi anlıyoruz. Yanlış anlaşılmaların olması doğal. Ancak, panik olmadan, kimseye rahatsızlık vermeden, sonuna kadar, birbirimize güvenmek ve ilerlemek istiyorum. “

Bunu gayet açık bir tonla söyledi. Kendisini destekleyerek ve ne söylediğini anlayarak konuşmaya devam etti.

“Sadece bir puanımız kalsa bile vazgeçmeyelim. o bile çabamıza değebilir. Olur mu? Çünkü herkesin kendince haklı sebepleri var. Ancak, doğru yolda ilerlemek için bir puan aralığı belirlemeliyiz. Bu sadece sınavın sonunda kesinleşecek ama 120 veya daha az puanla kalabiliriz. Bu, D sınıfının uğruna savaşması gereken amaç olmalı. “

“Öyleyse, 180 puan kullanmayı mı düşünüyorsun? Dediklerinden bu sonucu çıkartıyorum da.”

Puanlarımızın yarısından fazlasını kullanırsak … Çoktan hesabı yapan Yukimura keskin bir bakış attı, bu konudan, bu kadar kolay vazgeçmek istemedi.

Hirata etrafında neler döndüğünü hissedebiliyordu, bu yüzden el kitabını yerde bıraktı ve bu sonuca nasıl ulaştığını açıklamaya başladı.

“Öncelikle, söyleyeceklerimi bitirene kadar beni dinlemenizi istiyorum. Yemek ihtiyacımız için puan kısmak zorundayız. Çünkü 1.numaralı harcamamız bu. Gıda ve su ihtiyacımızı set haline getirebiliriz.”

Yiyecek ve içme suyu dahil 1 öğün, 6 puan ediyor. Beraber alırsak, 1 öğün için 10 puan vereceğiz. Günde 2 öğün yemek yersek, bu 20 puan yapar. Sınav bitene kadar bugünden başlarsak, toplamda 12 öğün eder. Yani, toplam 120 puan harcarız.

Eğer son günü atlar ve açlığımızı tolere etmeye çalışırsak, o zaman 110 puanla bitirebiliriz. Geçici tuvaletimiz bize 20 puana mal oldu, erkeklerin 2 çadır kullanımı için 20 puan daha harcadık. Tüm bunlar 150 puan demek.

30 puanımız kalıyor ve burada neredeyse bir hafta yaşayacağız. Toplamda 180 puanımızı kullanmış olacağız. Hirata’nın planının gerçekleştirilebilir bir temeli vardı ve herkesi kelimeleri ile cezbediyordu.

“Sadece 120 puan kaldığını duyduğumda, onları da kısa sürede harcayacağımızı düşünüyordum. Ancak, bu puanlar geçici verildi bize ve sadece 300 puanımız olduğunu hatırlatıyorum size. Sınavın sonunu görmeden iyi bir sonucumuz olup olmadığını bilemeyiz. Yaz tatilimizden önceki yazılı sınavlarda puanlarımızı arttırıp değiştirdik, ancak A sınıfını geçemedik ve hala 100 puana ulaşamadık. Durumu değerlendirince, 120 puanın az ama ulaşılabilir ve tatmin edici bir puan olduğunu düşünüyorum. Dahası, herkes puan biriktirebilirse, bize ekstra getirisi olabilir. Gayet karlı çıkabiliriz bu sınavdan.”

“Şey, bu puanlarımızı korumanın yollarını da arıyorum. Eer bir gün yiyecek ve suyu bulabilirsek, 20 puan cebimizde kalır, o zaman başarabiliriz. Eğer bir hafta içilebilir su sorunu yaşamazsak, o zaman 50 puandan fazlasını kazanabiliriz ve bu oyunu lehimize değiştirmemize yardımcı olabilir. “

Akarsuyun sesi eşliğinde Hirata konuşmaya devam ediyor ve nehrin önemi bir kez daha gün yüzüne çıkıyordu.

“Öyleyse… işte böyle yapmalıyız, eğer kendimizi kontrol etmeyi deneyip, başarabilirsek, birazcık bile olsa, mevcut konumumuzu değiştirebiliriz…”

Benzer konular hakkında konuşurken bile, ses tonu ve duruşu farklı bir izlenim bıraktı. Hirata ses tonu ile ikna ediyordu resmen.

Alt limitlerimizi bize bildirdikten sonra nihayet yaklaşık 200 puan tasarruf etme olasılığımız vardı. Bunu yaparak, sınıf arkadaşlarının yüksek hedefler koymasını sağladı.

Elimizden gelenin en iyisini yaparsak, çok fazla puan kazanabilirdik. Aynı zamanda istikrarlı olursak puanlarımızın bir şekilde artacağının garantisini de veriyordu.

“Problem yok, değil mi Hirata? En az 120 puan kazanabiliriz. Eğer dediğin gibi yaparsak, sadece performansımızı ekleyerek puan kazanabiliriz, değil mi? Hadi deneyelim!”


Bir önceki bölümü okumak için tıklayın! Yokoso Jitsuryoku, cilt 3, bölüm 1, part 7


Merhaba Değerli Takipçiler

Uzun bir aradan sonra yine sizlere çeviri yapmaya devam edeceğim. Bu uzun gecikme için hepinizden özür dilerim. Ne zamandır çeviri yapmıyorum birazcık paslandım sanırım. Bölüm içindeki hatalarımı, kusurlarımı ve eksiklerimi söylerseniz, onları elimden geldiğince düzeltirim.

Keyifli okumalar:)