Elitler Sınıfı - Cilt 23.5 - Bölüm 19
Cilt 23.5 – Bölüm 19 – Başarılı İlk Temas
“Bugün için teşekkürler.”
Babam, Chabashira-sensei’ye kibarca eğilerek selam verdi. Chabashira-sensei de aceleyle karşılık verdi.
“Asıl ben, yoğun programınıza rağmen geldiğiniz için teşekkür ederim.”
Bununla birlikte, onun rolü sona erdi.
Ancak bu umut dolu düşünceler bir anda yok olup gitti.
“Bu arada, Sensei. Bunun oğlumla bir ilgisi yok ama sizinle bir dakika daha görüşebilir miyim?”
Babam, rehberlik odasından çıkar çıkmaz, bizi uğurlamak üzere olan Chabashira-sensei’ye seslendi.
“Elbette. Aklınıza takılan bir şey mi var?”
Aslına bakılırsa, sıradaki işi Kouenji ile iletişime geçmek olmalıydı ancak babamı göz ardı edemeyeceği için, isteksizlik belirtisi göstermeden ciddiyetle yanıt vermeye devam etti.
Neyse ki başlayan sohbetin benimle hiçbir ilgisi yoktu. Bu yüzden zihnimi boşaltıp konuşmayı sessiz bir şekilde dinledim.
Pencereden dışarı bakarken tek istediğim odama gitmekti.
Telefonumu kullanamadığım için saatin tam kaç olduğunu bilmiyordum ama muhtemelen beş dakika kadar konuştular.
Tam Chabashira-sensei’nin yüzünde sabırsızlık belirtileri baş göstermeye başlamıştı ki babam başını sertçe salladı.
“Tüm sorularımı yanıtladınız.”
“Bunu duymak güzel.”
Chabashira-sensei rahat bir nefes verirken, gerginlik ve rahatlamanın iç içe geçtiği bu anlar sona erdi.
“Bugün vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.”
“Okula kadar zahmet edip geldiğiniz için size de teşekkür ederim. Sanırım Kiyotaka-kun da durumdan memnun.”
Hayır memnun falan değilim.
Yine de… Olgun bir tavır sergilemek adına, başımı kararlılıkla salladım.
Babam Chabashira-sensei’ye bir kez daha teşekkür etti ve en sonunda bakışlarını bana çevirdi.
“Okul hayatının geri kalanında kendini fazla zorlamamaya dikkat et.”
“Tabii…”
Biraz gecikmeli de olsa, gayet sıradan geçen bu üçlü görüşme sona ermişti.
Daha fazla oyalanmadan, babam hızla arkasını döndü ve uzaklaştı.
“İyi bir babaya benziyor. Hayalimde canlandırdığımdan epey farklı.”
Beklendiği üzere, Chabashira-sensei bizi sıradan bir ebeveyn ve çocuk olarak görmüştü.
“Belki de öyledir.”
Chabashira-sensei’ye aksini açıklamanın hiçbir anlamı yoktu.
“Eh… Bir engeli aştık ama sırada bir tane daha var. O da bittiğinde, ben de rahatlayabileceğim.”
“Kouenji mi? Umarım tıpkı bizimki gibi sorunsuz biter.”
“Umarım. Sen uslu durmuştun ama Kouenji’nin durumunda neler olacağını kestirmek zor.”
Muhtemelen onun, ailesinin yanında süt dökmüş kedi gibi uslu davranmasını istiyordu ama bu pek olası değildi.
Aniden Chabashira-sensei koridorun ilerisine doğru baktı. Bakışlarını takip ettiğimde, babamın ayakta dikildiğini ve bize baktığını gördüm.
Görünüşe göre beni bekliyor.
“Baban seni bekliyor. Fırsatın varken, konuşmak istediğin her neyse şimdi konuşmalısın.”
“Gidip konuşayım o zaman.”
Yeterince konuşmamış olmamızın imkânı yok.
Acaba bu oyalama taktiklerini sadece ikimiz arasında sürdürmeyi mi planlıyor?
Yoksa şimdi bana karşı bir tür hamle mi yapacak?
Her halükârda, bundan kaçınmak imkansızdı. Sadece bu süreci atlatmam gerekiyordu.
Başımı eğip oradan ayrıldım. Chabashira-sensei ise hızla rehberlik odasına geri döndü.
İstemeye istemeye, yavaş adımlarla babama… hayır, o adama doğru yürüdüm.
Yanında durdum ama o adam konuşmaya başlamadı.
“Beklemene gerek yoktu, değil mi?”
Onu görmezden gelebilirdim ama sebebini öğrenmek için konuşmaya karar verdim.
Ortada beklenen bir amaç olsa bile, onu bu konuda konuşturmak hiç de kolay olmazdı.
“Sonuçta biz baba oğuluz. En azından havadan sudan bir sohbet etmemiz gerektiğini düşündüm.”
“Demek baba oğul, ha? Ne yazık ki ben olaya hiç öyle bakmıyorum.”
“Sanırım bakmıyorsun.”
Kesin olan bir şey varsa o da bu adama karşı içimde özel bir kin beslemiyor oluşumdu.
İlişkimiz, bir ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkiden ziyade bir öğretmen ile öğrenci arasındaki ilişkiye daha yakındı.
Hayır, bu ifade bile yanlış olabilir.
Daha mesafeli, aşılması imkânsız hiyerarşik bir ilişkiydi bu.
“Son bir yıldır, mezuniyetinin ardından seninle ilgili nasıl bir yol izleyeceğim konusunda kafa yoruyordum.”
“Açıklamana gerek yok, anlıyorum. Ve buna karşı çıkmaya da hiç niyetim yok.”
“Seni Beyaz Oda’nın yeni lideri olarak atayacak ve seni geride bırakacak bir sonraki nesli yetiştirmeni sağlayacağım.”
Anladığımı söylememe rağmen konuyu bilerek açtı.
“Uzun vadeli düşünürsen, bu en güvenli seçenek olur. Eğer lider olup Beyaz Oda’yı yönetirsen, 20 yıl içinde arzuladığım o üstün nitelikli insana kavuşabilirim.”
Geleceği hayal ederek kayıtsız bir tavırla konuşuyordu.
“Ama o güvenli seçenek, gelecekteki çok uzak bir ihtimal. Üstelik, hayalden yoksun bir hikâye. Tıpkı dünyanın durumu her an değişirken benim çevremin de sadece bir yıl içinde epey değişmesi gibi.”
“Çevrenle ilgilenmiyorum.” diye karşılık verdim.
“Nelerle ilgilendiğin umurumda değil. Önemli olan, bu yeteneğin nasıl kullanılacağı.”
“Ne yapmamı istiyorsun?”
“Muhtemelen bir fikrin vardır, değil mi?”
Bakışları üzerime çivilenmişti.
İster bu adamın sezgileri olsun isterse başka bir şey, gizli düşüncelerime ustaca şüphe tohumları ekiyordu.
“Kim bilir?”
“Her halükârda, hazırlıklar zaman alacak. Bir yıl daha dilediğin gibi davranabilirsin. Hiçbir şekilde müdahale etmeyeceğim.”
Görünüşe bakılırsa okul hayatımın geri kalanı garanti altındaydı. Ancak ona hiç güvenmiyordum.
Yarın fikrini değiştirip hiç utanmadan bir suikastçı daha göndermesi beni şaşırtmazdı.
“O süre zarfında fikrimi değiştirip sana karşı çıkabileceğimi hiç düşünmedin mi?”
“Karşı çıkmak mı? Pek olası değil. Her şeyi anlayabilecek kapasitedesin. Değerini ve amacını tam anlamıyla ortaya koyabilmen için iş birliğimiz şart. Ancak olur da bana meydan okumaya karar verirsen… bunun tek bir sonucu olur.”
Mesele sadece özgürlük ya da onun yokluğu değildi.
Bu, bir ölüm kalım meselesiydi.
Onun öz çocuğu olup olmamam, bu adam için tamamen önemsizdi.
“Fiziksel gücüne ne kadar güvenirsen güven, beklenmedik bir kaza kurşunu her şeye son verebilir.”
Yılın 365 günü, günün 24 saati. İnsanın kendini tamamen korumasının bir yolu yoktu.
Nitekim Beyaz Oda’daki simülasyonlarda defalarca kez başarısız olmuştum.
Uyku sırasındaki saldırılar…
Kör noktalardan açılan ateşler…
Ya da yiyeceklere kurulan tuzaklar…
Zihnimi en üst düzeyde keskinleştirmek ve hayatta kalma şansımı artırmak üzere eğitilmiş olsam da hayatın kesinlikler üzerine kurulu olmadığını da çok iyi öğrenmiştim.
“”Gereksiz hiçbir şey düşünme, Kiyotaka.”
Daha önce konuştuğumuz, ileri eğitimle ilgili o saçmalıklar da dahil olmak üzere gereksiz olan her şey.
“Eğer bunu istiyorsan, benim için yararlı biri olduğuna beni ikna etmeye devam etmen gerek.”
“Öyle mi? Peki, senin herhangi bir arzun var mı?”
Sanki benim herhangi bir arzum olabileceğini hayal bile edemiyormuş gibi konuştu.
Aslında, maddi bir arzum da yoktu.
“Beni okuldan attırmak, hayır, durumumu kontrol etmek için gönderilen Yagami’ye ne oldu?”
“Bilmek istediğin şey bu mu?”
Dürüst olmak gerekirse, bu benim için önemli değildi. Ancak Amasawa için öyleydi.
“Elbette ki onu dışarı attım. En azından, geçen seneye kadar böyle derdim.”
Bir an duraksasa da yüzünde hiçbir şeyi belli etmeyen bir ifadeyle konuşmaya devam etti.
“Yine de Beyaz Oda’daki en seçkin öğrencilerden biriydi. Şimdiyse yeniden eğitiliyor.”
“Yeniden eğitim, ha?”
“Senin aksine, ona gereğinden fazla duygu yükledim. Bu yeniden eğitimi, o duyguyu söküp atmaya yönelik bir test olarak da görebilirsin.”
“O halde, Amasawa da sonunda Yagami’nin izinden mi gidecek?”
“Aynen öyle. Ancak onu iki yıl daha olduğu gibi bırakacağım. Mezuniyet ya da okuldan atılma sonrasında onu geri alıp Yagami ile aralarındaki farkları inceleyeceğim.”
“Umarım Amasawa, kendisine söyleneni itaatkâr bir şekilde yerine getirir.”
“Onları, kendilerine söyleneni yapacak şekilde eğitiyoruz. Tıpkı senin, yeteneğine rağmen bana kolay kolay başkaldıramadığın gibi. Şayet olur da itaat etmezse, gerekeni yaparız.” (çn= adam çok güçlü beyler yapacak bir şey yok.)
Normalde, bir başkasının hayatını nasıl yaşayacağını ya da yaşayıp yaşamayacağını kolayca etkilemek o kadar da basit bir iş değildi. Ancak bu adam bunu yapabiliyordu.
En azından, daha doğmadan önce Beyaz Oda’ya girmeleri kaderlerinde yazılı olan çocukların geçmişlerine dair tüm ayrıntıları biliyor olmalıydı.
Amasawa, okul hayatı boyunca isyankâr bir tutum geliştirse bile, nihayetinde Yagami’yi bir kalkan olarak kullanmak yeterli olacaktı.
Amasawa, Yagami’yi yüzüstü bırakamazdı.
İşin ters tepmesine yol açacak olan şey, tam da içine bu denli yoğun duyguların yerleştirilmiş olmasıydı.
Hayır; aslında o duyguların varlığından bağımsız olarak da sonuç aynı olabilirdi.
Nesnel bir bakış açısıyla, Amasawa’nın bu adamın emirlerini kolayca görmezden gelebileceği görülüyordu.
Karşısındaki kişi olağanüstü yetenekli bir takipçi olmadığı sürece, bu durumun üstesinden gelebilirdi.
Ayrıca Beyaz Oda’yı ifşa edip planı zorla sekteye uğratması da mümkündü.
Düşününce, Amasawa’nın böyle bir şey yapacağını sanmıyorum.
Böyle bir şeyi ben bile aklımdan geçirmemiştim.
Bunun akla hayale gelmeyecek bir şey olduğunu söylemek daha doğru olurdu.
Küçük yaştan itibaren aldıkları eğitim içlerine öylesine işlemişti ki, silinip atılması mümkün değildi.
“Yagami ve Amasawa’yı önemsiyorsun, öyle mi?”
“Onları şahsen tanımasam da benim küçük kardeşim gibiler.”
“İlginç. Görünüşe göre normal bir öğrenci olarak geçirdiğin son iki yıl, sende kesinlikle iz bırakmış.”
Beyaz Oda’da eğlenceye dair hiçbir şey yoktu.
“Sence bendeki bu değişim olumlu bir şey mi? Yoksa tam tersi mi?”
“Bu memnuniyetle karşılayacağım bir durum. İyi veya kötü Beyaz Oda’dayken tam bir robot gibiydin. En azından bir nebze olsun insani bir yanın ortaya çıkmış olması, ileride bir avantaj sağlayacaktır.”
Sonunda onu kontrol edebiliyorsa, endişelenecek bir durum yoktu.
“Beni kontrol etme işin çoktan bitmiş olmalı. Artık gidebilir miyim?”
“Acele etme. Benimle konuşma fırsatı, sık yakalayabileceğin bir şey değil.”
“Zaten pek de istediğim bir şey değil.”
Rahatsız edici bir şekilde orada oyalanmaya devam etti.
“Az önce sınıf öğretmenin, senin çabaların sayesinde sınıfın seviye atladığından bahsetti. Sınıf dediğin küçük bir dünya olsa da A Sınıfı’na yükselmek hiç de fena değil. Aferin.”
“Böylesine önemsiz bir konudan dolayı beni övmen şaşırtıcı.”
“Yeteneklerini düşününce, üst sınıfa geçmek senin için sorun olmamalı. Seni bunun için değil, zirveyi hedefleme arzun için takdir ettim. Bu okula gelmeden önce böyle şeyleri hiç önemsemezdin.”
“Belki. Ama durum buysa, beklentilerin yersiz. Bunu zirveye yerleşmek için yapmıyorum. Buna bir kanıt olarak, sonrasında daha alt bir sınıfa geçmeyi planlıyorum.”
“Bak sen? Bilerek aşağı mı iniyorsun? Bir sınıfı en üste taşıyıp daha sonra alt bir sınıftan dibe mi çekeceksin?”
“Kim bilir? Belki öyledir, belki de değildir.”
Bu konuda, şahsen rüzgâr hangi yöne eserse, işleri o yöne doğru akışına bırakmak gerektiği görüşündeydim.
Sonuçlara bilerek bakmamanın, durumu daha keyifli hale getirdiğini düşünüyordum.
“Bu, başlı başına ilginç bir durum.”
Burada laflayarak vakit kaybetmeye hiç niyetim yoktu ama o hâlâ gitmeme izin verecek gibi görünmüyordu.
“Amacın…”
Artık sabrım taşmıştı. Tam konuya doğrudan girecektim ki merdivenlerden gelen ayak seslerini duydum.
Kouenji ailesinin gelme vakti yaklaşmıştı.
Ayak seslerinin sahibi göründüğü anda, yanı başımda duran adamın yüz ifadesi bir anda bambaşka bir hâl aldı.
Bu, Kouenji’nin babasıydı. Uzun boylu ve oldukça yapılı biriydi.
Bakışlarının yöneldiği noktada öylece durduğumuzu fark eden Kouenji’nin babası, merdivenleri çıkmayı tamamladı ve bir anlığına duraksadı.
Tam o sırada adam harekete geçti ve söze girdi.
“Yoksa Şirket Başkanı Kouenji mi?
Yolunu kesin bir tavırla kesip öne çıkan adam, şaşırmış gibi yaparak başını hafifçe eğdi.
Üçlü görüşmenin yapılacağı mekânda, bazı baba ve oğullarla karşılaşma durumu gerçekten de bir tesadüfmüş gibi kurgulanmıştı.
Karşıdaki kişi, tek bir kelime bile etmeden adama tepeden baktı.
Varlığı ve yaydığı ürkütücü hava hiç de sıradan değildi.
“Sormamda bir sakınca yoksa, acaba siz kimsiniz?”
Hemen bir kartvizit çıkardı ve Kouenji’nin babasına uzattı.
“Kendimi geç tanıttığım için kusura bakmayın. Ben Kyoei Partisi’nden Ayanokouji Atsuomi. Uzun zamandır Şirket Başkanı Kouenji ile tanışmayı arzuluyordum. Sizinle burada, oğlunuzun toplantısında karşılaşacağım hiç aklıma gelmezdi… Tesadüfler bazen gerçekten akıl almaz olabiliyor.”
“Gereksiz kartvizitleri geri çevirmek benim prensibimdir.”
“Öyle mi? O halde, bunu sizin için kabul edilebilir kılmaya çalışacağım. Mümkünse, oğlunuzla olan görüşmenizin ardından bana biraz vaktinizi ayırabilir misiniz? Pişman olmayacağınıza söz veriyorum.”
Adam tekrar eğilerek selam verdi.
Kouenji’nin babasıyla neden ilgilendiğini bilmiyordum, umurumda da değildi. Bu zahmetli işi kendi başına halletmesini istiyordum.
“Üzgünüm ama üçlü görüşmeden sonra bir randevum var. Teklifi geri çevirmek zorundayım.”
Adam bir tesadüf görüntüsü altında yaklaşsa da görünen o ki Kouenji’nin babası onun gerçek niyetini anlamıştı.
Kolay kolay geri adım atması pek olası değildi. Yine de nasıl bir karşılık vereceğini bilmiyordum.
“…Anlıyorum. Bahsettiğiniz o randevuyla yakından ilgileniyorum, Şirket Başkanı Kouenji.”
Adam başını kaldırıp konuşurken, belli ki çoktan gerekli araştırmayı yapmış ve kurum içi durumu kavramıştı. Üstelik sözleri, üstü kapalı bir tehdit barındırıyordu.
Artık, sözde tesadüf eseri gerçekleşen bu karşılaşmanın aslında bir yalandan ibaret olduğu iyice açığa çıkmıştı.
Bunun iyi bir izlenim bırakmayacağının da gayet iyi farkındaydı. Yine de bir konuşma başlatabilirse, konuyu kendi istediği zemine çekebileceğine inanıyordu.
“Görünüşe göre vakit geldi. Müsaadenizle.”
Kouenji’nin babası bu sözleri söylerken, adam yavaşça kenara çekilip yol verdi.
Birbirlerinin yanından geçerken, bir anlığına gözlerim Kouenji’nin babasınınkilerle buluştu.
Bakışlarındaki keskinlik ve yoğunluk, Ayanokouji Atsuomi’ninkinden bile daha güçlüydü.
Bunun sadece bir statü veya unvandan değil, kusursuz bir fiziksel yapıdan kaynaklanan bir özgüvenin dışavurumu olduğu barizdi.
Her ne kadar 40’lı veya 50’li yaşlarında olup fiziksel açıdan zirve dönemini geride bırakmış olması gerekse de onun son derece heybetli ve zorlu bir kişilik olduğunu hissedebiliyordum.
Kouenji, yeteneğini şüphesiz bu adamdan miras almıştı.
“Bir çocuk için, sen epey—”
Bana bir şey söyleyecekmiş gibiydi ama devam etmedi.
Duraksamadan, koridorun ilerisindeki görüşme odasına doğru yöneldi.
“Ona ulaşmak kolay olmayacak. Yani, olmamalı da zaten.”
“Üçlü görüşmeyle ilgilenmediğini başından beri biliyordum ama görünen o ki asıl amacın Kouenji’nin babasıyla görüşmekmiş.”
Görüşme saatimin Kouenji’ninkiyle aynı saatte planlandığını fark edince, görüşme tarihine sayılı günler kala okula gelmeye karar vermişti.
Toplantının zamanı değişmişti. Gerçi bunun söz konusu şahsın talimatları nedeniyle olması pek olası değildi.
Yine de Kouenji’nin üçlü görüşmesinin tarihi veya saati kayda değer ölçüde farklı olsaydı, belki de gelmezdi.
“O adam, tartışmasız Yurttaş Partisi’nin en büyük destekçisi. Ortaya çıkıp konuşmaz ama maddi katkıda bulunur. Yurttaş Partisi için çok önemli bir müşteri.”
Bu, o adam açısından bir düşmanı desteklediği anlamına geliyordu.
“Eğer taraf değiştirmesini sağlayabilseydik, durum önemli ölçüde değişirdi.”
“Yine de bunu okulda yapmana gerek yoktu, değil mi?”
“Başka türlü işe yaramazdı. Özel hayatı bir sır perdesiyle örtülü ve vaktinin çoğunu yurt dışında geçiriyor. Biri ona gerçekten ulaşmaya çalışsa bile, bu hiç de kolay olmazdı.”
Demek buraya apar topar gelmesinin sebebi bu.
Bu ele avuca sığmaz adamın burada ortaya çıkacağını biliyordu.
“Yine de beni epey kolayca başından savdı.”
Böyle söylese de bundan pek rahatsız olmuş görünmüyordu. Vakit kaybetmeden telefonunu çıkartıp bir görüşme yaptı.
“…Evet. Buna göre ayarlama yapacağım.”
Kısa konuşmayı bitirip telefonu kapattı.
Ardından, bana tek kelime bile etmeden merdivenlerden inmeye başladı.
İlk temasını başarıyla gerçekleştirdikten sonra, benimle geçirilecek fazladan vaktin artık sadece bir zaman kaybı olduğu açıktı.
Onunla yan yana merdivenlerden inmeye hiç niyetim yoktu. Bu yüzden arkasından gidişini izledim.
Çevirmen: Mesela Kek 2
İyi okumalar.
İnstagram: @turkcelightnovels
Discord sunucumuza gelmeyi ve aktif hale gelen yorumlar kısmında bölüm hakkında yorum yazmayı unutmayın.
Ayrıca diğer serilerimiz olan Fate/Zero, Tavşan Kostümlü Senpai’m ve Eczacı Günceleri’ni de okuyabilirsiniz.
Sana baba diyene ben
Geldi bölümmmm