Elitler Sınıfı - Cilt 23.5 - Bölüm 20
Cilt 23.5 — Bölüm 20 — Kouenji Belirsizliğini Koruyor
Onun merdivenlerden aşağı inen sırtını izlerken, sanki babasının yerini alacakmışçasına oğlu Kouenji Rokusuke belirdi.
Kendi kendine bir melodi mırıldanarak bulunduğum koridorda ilerledi.
Öylesine geçip gideceğini sanmıştım ama mırıldanması kesildiği anda uzun bacakları da durdu.
“Ayanokouji-çocuk, biraz vaktini alabilir miyim?”
“Tabii. İletişimi başlatan taraf olman, pek sık rastlanan bir durum değil.”
“Benimle konuşman senin için bir sorun mu?”
“Hayır. Sadece senin böyle biri olduğunu düşünmemiştim. Biraz şaşırdım.”
Kouenji hafifçe sırıttı ve eliyle saçlarını geriye doğru taradı.
“Sana ufak bir uyarıda bulunayım dedim. Son zamanlarda dikkat çeken hamleler yapıyorsun.”
“Dikkat çeken hamleler mi? Neyden bahsettiğini anlamadım.”
“Bilmiyormuş gibi davranmaya gerek yok, değil mi? Mesela, yıl sonu özel sınavı.”
Ses tonundan, aklındaki tek şeyin bu olay olmadığı anlaşılıyordu.
“Maezono meselesi mi? Bu, sınıfın kazanması için yapmak zorunda kaldığım bir seçimdi. Sınavdan sonra durumu açıklamıştım, öyle değil mi?”
Kouenji, korkusuz bir gülümsemeyle konuşmaya karşılık verdi.
“Daha önce sana, sende ne doğruyu ne de yalanı göremediğimi söylemiştim, hatırlıyor musun?”
“Şey, bunu merak ediyorum.”
“Sözlerini sık sık safsatalarla dolduruyorsun. Sınıfın zaferi için hainle uğraşmak zorunda kaldığını iddia ettin. Ancak bu, istediğin gibi davranman için bir bahane değil mi?”
“Görüyorum ki çok yanlış anlaşılmışım.”
Bu, Kouenji’nin bana dair eşsiz bakış açısıydı. Kushida ve Karuizawa’nınkinden tamamen farklıydı.
“Diğerlerini kandırabilirsin ama bana işlemez.”
Nedense Kouenji bir el aynası çıkardı ve önümde tuttu.
“Aynadaki yüz ifadesine bak. Gerçeği açıkça yansıtmıyor mu?”
Aynada gördüğüm şey, her zamanki halimdi.
“Üzgünüm ama anlamıyorum. Ayna sadece aynadır. Yalnızca önündekini yansıtır.”
“Görünüşe göre gördüğümüz şeyler birbirinden farklı. Hayır, belki de görüyorsun ama görmezden geliyorsun.”
“Her şeyden önce, sınıfla hiç ilgilenmiyordun, değil mi Kouenji? Kimin başına ne geldiği senin umurunda olmamalı. O halde neden zahmet edip uyarıda bulunuyorsun ki?”
“Gözünün önünde sürekli sivrisinekler vızıldayıp durduğunda, hiç ilgilenmesen bile elinle onları kovmaya çalışmaz mıydın? İşte bu da tıpkı öyle bir şey.”
“Madem öyle, o zaman kendini tutmana gerek yok. Eğer göze batıyorlarsa, en hızlı çözüm onları ezmektir.”
Ona, uyarılarla vakit kaybetmek yerine işi bizzat halletmesini önerdim.
“Ama bunu yapmazsın, değil mi? Biraz can sıkıcı olsa da ortada doğrudan bir zarar yok sonuçta.” diye ekledim.
Kouenji, durup dururken harekete geçen biri hiç olmamıştı.
Yamauchi ya da Hirata’nın kontrolden çıkıp birine fiziksel saldırıda bulunduğu türden bir durum söz konusu olmadıkça, böyle şeylerle uğraşmazdı.
“Tavsiyene uyacağım. Ancak, yalnızca kendi düşüncelerim doğrultusunda hareket edeceğim.”
Çalılıkların arasından zorla geçmeye çalışmak, Kouenji’nin tavrında kayda değer bir değişiklik yaratmadı.
“Bundan sonra dilediğini yapabilirsin. Birinin zihnini ve kalbini nasıl mahvedeceğin, bunu ne zaman ve nerede yapacağın ya da arzularının peşinden nasıl gideceğin tamamen sana kalmış. Eğer gücün yetersizse, güçlüler tarafından ezilirsin. Zayıfların kaderi budur. Bu dünyada ne ahlak ne de sağduyu geçerlidir. Buna engel olamayanlarınsa şikâyet etmeye hakkı yoktur.” diye ekledi.
Aynen öyle.
Kouenji Rokusuke tam da böyle bir insan.
İşte bu yüzden, neden burada durduğuna dair kafamda soru işaretleri oluşmuştu.
Üçlü görüşme başlamak üzereydi, uzun uzadıya sohbet etmenin sırası değildi.
Yine de o, bilerek bir uyarıda bulunmuştu.
Beni sinir bozucu, vızıldayan bir varlığa benzetme gereği duyduğuna göre, onu bir şekilde etkiliyor olmalıydım.
“Eğer gerçek niyetlerini kendine saklıyorsan, onları dile getirmekten çekinme. Zaten şu an burada bulunarak buna vakit ayırıyorum.”
Kouenji’nin tepkisini biraz daha yoklamaya karar verdim.
Sınıf içinde bu adamla başa çıkmak, son ana kadar bir sorun kaynağı olmaya devam etmişti.
Horikita’nın iyiliği için onun saf dışı bırakılması gerekip gerekmediğini teyit etmeliydim.
“Görünüşe göre gerçekten de kötü adam rolüne bürünmeye niyetlisin.”
“Niyetlerimi anlayabiliyor musun?”
“Sanki avucumun içindeymiş gibi görebiliyorum. Sezgilerim kuvvetlidir, biliyorsun?”
Sezgisel olsun ya da olmasın, bu noktada asıl nedenin bir önemi yoktu.
Konuyu daha fazla tartışmanın da bir sakıncası olmazdı. Artık bir sorun çıkması için çok geçti.
“Bu okula ilk geldiğimde, sıradan bir öğrenci olmanın yeterli olduğunu düşünmüştüm. Üç yılımı öylece, sıradan bir öğrenci olarak tamamlamanın sorun yaratmayacağına inanıyordum. Ancak okul hayatı devam ederken, yapmak istediğim bir şeyi keşfettim. Şimdi de bunun peşinden gitmeyi düşünüyorum. A Sınıfı mücadelesinin sadece bir veya iki sınıfla sınırlı kalmasını istemiyorum. Bu rekabeti üç veya dört sınıf arasında süren, bitmek bilmeyen bir oyuna dönüştürmek istiyorum. Bütün mesele bu.”

“Yani, durumu zorla dengelemek için sınıflar arası geçiş yapmayı düşünüyorsun.”
Beklendiği gibi Kouenji, sınıftan ayrılmaya yönelik bir plana göre hareket ettiğimi biliyordu.
“Bunu inkâr etmeyeceğim. Hayata geçirilip geçirilemeyeceği, bundan sonra olacaklara bağlı. Ancak sınıf geçişi meselesi bir yana, sınıflar arasındaki dengeyi korumak uğruna her şeyi yapmaya hazırım.”
“İstediğini yapabilirsin. Umarım o Küçük Kız ve Ejder Çocuk ile oynamak seni tatmin ediyordur.”
“Üzgünüm ama işlerin o sınırlar dahilinde kalacağının garantisini veremem. Tıpkı Sakura ve Maezono’da olduğu gibi, gerekli görürsem Wan Mei-Yui’yi de okuldan attırmaktan çekinmem.”
Mutlak bencilliğin vücut bulmuş hali olan Kouenji için, Mii-chan’ın varlığı belki de tek istisnaydı.
Başından beri ifadesini hiç bozmayan Kouenji, kaşlarını hafifçe oynattı.
“Huhuhu.”
Sanki durum hoşuna gitmişçesine gülen tek kişi Kouenji’ydi.
“İlgilenmediğimi defalarca belirttim. Beni bu kadar mı çok istiyorsun?”
“Kim bilir? Sana hiçbir zaman bir şey yapman gerektiğini söylemedim.”
Bakışlarımız kesişti.
Onun A Sınıfına takıntılı olmadığını gayet iyi biliyordum.
İçerideyken elimden bir şey gelemese de dışarı çıktığımda durum kökünden değişecekti.
Horikita’nın sınıfından ayrılırsam, Kouenji için de durum önemli ölçüde değişirdi.
“Kes şunu. Sıra dışı becerikliliğini bir dereceye kadar kabul ediyorum ama bu, bende işe yarayacak bir seviye değil. Ciddileşirsem, kâğıt üzerinde dans eden o sayılar ve harfler bile seni utandırır.”
“Bunlar boş sözler. Ike ve Hodou bile bu tür şeyler söyleyebilir. Bu dediklerini kanıtlayabilir misin?”
“Bunu kanıtlamak gibi bir niyetim yok. Geleneksel çalışmalardan, bilinçli olarak yalnızca asgari düzeyde bilgi ediniyorum. Eğer düşüncelerimi yalnızca dünyanın ürettiği bilgiler üzerine temellendirip mükemmelleştirseydim, düşünce yapım tek düze hale gelirdi. Bu sıkıcı olurdu ve özgünlüğümü yitirirdim. Sana baktığımda, bu durum açıkça görülüyor.”
Gerçekten de bu dünyada birikmiş olan bilgilerin büyük bir kısmını özümsemiştim.
Bu bilgileri, düşüncelerimi şekillendirmek ve her şeyi inşa etmek için bir temel olarak kullanmıştım.
“Bilgisiz kaldığım için, kendime has cevaplara ulaşabiliyorum.”
Oldukça kendine has bir düşünce yapısı vardı ancak söyledikleri, muhtemelen yalan değildi.
Gerçekten de öyleydi. Kouenji, yüksek öğrenme kapasitesine sahip olmasına rağmen, her şeyi özümsemekten kasıtlı olarak kaçınıyor gibi görünüyordu.
Kouenji aynayı cebine koydu ve yürümeye başladı.
Horikita’ya engel olmak yerine ona gerçekten fayda sağlayacak şekilde davranmaya başlasaydı ilginç olurdu. Ancak o günün gelip gelmeyeceği meçhuldü.
Şimdilik, durum belirsizliğini koruyor.
Çevirmen: Mesela Kek
İyi okumalar.
İnstagram: @turkcelightnovels
Discord sunucumuza gelmeyi ve aktif hale gelen yorumlar kısmından bölüm hakkında yorum yazmayı unutmayın.
Ayrıca diğer serilerimiz olan Fate/Zero, Tavşan Kostümlü Senpai’m ve Eczacı Günceleri’ni de okuyabilirsiniz.
Ne demek ayrılcam Horikita’yı bırakma
3. Yıl çok zevkli olacak be
koenji çok garipsin…