Elitler Sınıfı - Cilt 23.5 - Bölüm 27
Cilt 23.5 – Bölüm 27 – Bizim Sınıfa Gelsene
Buluşma vaktine pek zaman kalmadığından, Ishizaki’nin teklif ettiği gibi derhal yurttan çıkıp Keyaki AVM’nin yolunu tuttum.
“Şey…”
Elimde telefonumla etrafta Ishizaki’yi aradım fakat henüz görünürde kimse yoktu.
Aradan bir beş dakika daha geçmesine rağmen beni çağıran kişiden hâlâ hiçbir iz yoktu.
Tekrar arayıp aramamak ya da sessizce beklemek arasında gidip geldiğim sırada—
“Ayanokōji-kun.”
Shiina Hiyori yanıma yaklaşıyordu.
Ishizaki ile tek ortak noktası aynı sınıfı paylaşıyor olmalarıydı.
“Günaydın. Ne tesadüf ama, değil mi?”
“Hakikaten.”
Böyle diyordu demesine ancak bunun sahiden bir tesadüf olup olmadığını merak ettim.
Günün bu saatinde Keyaki AVM’de birine rastlamak, üstelik beni buraya çağıran kişiyle aynı sınıftan biriyle karşılaşmak… bu ihtimal epey düşüktü.
“Aslında az önce Ishizaki-kun’dan bir telefon aldım… Pek bir şey anlamadan çıktım geldim ama senin durumun da aynı mı, Ayanokōji-kun?”
Görünüşe göre Hiyori de içten içe benimle aynı şeyleri düşünüyordu.
“Aynen öyle. Ishizaki beni de çağırdı. Konunun ne olduğunu da söylemedi.”
Hiyori ellerini birbirine kenetlerken hafifçe sevinmiş ya da içi rahatlamış gibi görünüyordu.
“Bana da hiçbir şey söylemedi. Sahiden ne olabilir ki?”
“Kötü bir şey olmadığını umuyorum diyelim…”
“Selam millet, erkencisiniz bakıyorum~”
Hiyori ile birbirimize baktığımız sırada Ishizaki gamsız bir tavırla yanımıza yaklaştı.
“On bilemedin 15 dakikaya orada olurum diyen sendin, Ishizaki.”
“Üzerimde sadece tişörtle çıkmıştım, hava epey soğuktu. Üstüme bir şeyler almak için geri döndüm. Sonra yolda bir arkadaşa denk geldim falan… Neyse, ufak tefek detaylara takılma sen. Sonuçta buradayım işte, değil mi?”
“‘Ufak tefek detaylar’… şey, hakikaten de önemsiz ayrıntılardan ibaret gerçi.”
Buluştuğum insanların vaktinde, hatta vaktinden önce gelmesine alışkındım normalde.
Belki de buna fazla alıştığımdan bu konuda biraz fazla hassaslaşmıştım.(ÇN: haklısın Ayanokoji ben de çok sinir olurum)
“Değil mi ya?”
Ishizaki’nin kahkahayla başını sallayışını izlerken kendimi düşüncelere dalmış halde buldum.
İnsanlar arasındaki ilişkiler her geçen gün değişirdi fakat Hiyori’yke epey samimi—hayır, daha ziyade dostane bir yakınlık kurmuşuz gibi hissediyordum.
Geçmişte de Ishizaki’ye karşı benzer bir hisse kapılmıştım.
Yine de aramızdaki ilişkinin geçirdiği evreleri hatırladıkça hissettiğim şaşkınlık bana ilginç geliyordu.
Bu herkes için sıradan bir şey miydi yoksa daha önce sosyal ilişkiler kurmamış olan bana mı özgüydü, bilmiyordum.
“Günaydın, Ishizaki-kun.”
Aramızdaki sohbeti tebessümle izleyen Hiyori de usulünce Ishizaki’yi selamladı.
“Selam selam, günaydın.”
“Ee, bizi buraya neden çağırdın?”
Konuya girmesi için üstelediğimde bilerek duraksadı ve abartılı bir kahkaha patlattı.
Ardından yumruğunu sıkıp tam önümde havaya kaldırdı.
“Artık yoldaş olalım!!”
Sabahın erken saatlerinde Keyaki AVM’de böyle bir ses yankılandı.
Yankılanan sesinin gürlüğünden ötürü ağaçtaki bir kuş havalanıp kaçtı.
“Kusura bakma ama ortamın havasını pek yakalayabilmiş değilim henüz. Bütün bunlar da ne demek oluyor?”
Düzgün bir açıklama yapılmadığından Ishizaki’nin sözlerine ve hareketlerine bir anlam veremiyordum.
“Hadi ama! Yoldaş olmak demek sınıf değiştirmek demek işte—transfer olmak!”
“Konuşmak istediğin mevzu bu muydu? Ortada sınıf değiştireceğime dair bir söylenti bile olmamasına rağmen, sabahın bu kör saatinde?”
“Aynen öyle. Nisan kapıya dayandı sayılır, o yüzden bugün seni bir daha çağırayım dedim.”
Ishizaki kollarını kavuşturup memnuniyetle burnundan soluyarak başını salladı.
“Bizi davet etmen harika bir düşünce, Ishizaki-kun. Ancak Ayanokōji-kun çoktan A Sınıfına yükseldi. Ne yazık ki bu saatten sonra alt sınıflardan birine geçmesi pek mümkün görünmüyor.”
Hiyori mevcut durumu Ishizaki’ye nazikçe izah etti.
Gayet net bir açıklamaydı fakat Ishizaki ikna olmuşa benzemiyordu.
“Ama sınıf puanları arasında öyle uçurum yok ki. Buradan sonra Ryūen-san inanılmaz bir ivmeyle yardırıp gidecek. Hem ileride bizim sınıf onların sınıfını sollarsa ve o zaman transfer olursa, bu Ayanokōji’nin adına leke sürer, haksız mıyım? Hâlâ gerideyken geçmesi çok daha iyi—”
Gelişigüzel konuşuyordu fakat Ishizaki’nin bakış açısı fena sayılmazdı.
Normalde yerini sağlamlaştırmış bir A Sınıfına geçmek adettendi ancak gelecekteki itibarını ön planda tutacaksan bu zamanlama kötü bir tercih sayılmazdı.
Nitekim ben çoktan başka bir sınıfa geçmeyi planlamıştım, sadece Ryūen’in sınıfına değil.
“Şimdi davet etmezsek başkası kapıp götürebilir.”
Görünüşe göre Ishizaki’nin içgüdüleri de transferi sezmiş olabilirdi.
Böylesi bir çıkış karşısında Hiyori bile bir nebze ikna olmuş gibiydi ve etkilenmiş bir ifade takındı.
“Gördün mü? O yüzden hemen şimdi bizim sınıfa transfer ol diyorum ya Ayanokōji. Kendimi tekrarlıyor gibi olabilirim ama senle Ryūen-san el ele verirseniz en güçlü biz olmaz mıyız? Değil mi? Haksız mıyım?”
Ishizaki üzerime gelse bile yapabileceğim bir şey yoktu.
“Kusura bakma ama bu imkânsız. Daha doğrusu, hiç gerek yok.”
“‘Gerek yok’ derken neyi kastediyorsun?”
Bunu efendi efendi kabullenmesini nasıl sağlarım diye düşündüğümde, muhtemelen en iyi yöntem…
“Ryūen geçenlerde Sakayanagi’yi mağlup etti ve A Sınıfına fazlasıyla yaklaştı. Benim gücüm olmadan da kazanma şansınız gayet yüksek. Üstelik senin de dediğin gibi Ishizaki, Ryūen buradan sonra daha da ileri gidecektir. Bu durumda takviyeye gerek kalmıyor. Yoksa ileride Ryūen’in bensiz kazanamayacağını mı söylüyorsun?”
Ryūen bunu duysa şüphesiz küplere binerdi.
Bunu kestirmek Ishizaki için de zor değildi.
“Hayır, öyle demek istemedim…!”
“Durum bundan ibaret. Onun en yakınındaki adam olarak Ryūen’den şüphe etmemelisin. Sadece onun yeteneklerine güven. Katsuragi de geldiğinden beri sınıftaki açıklar neredeyse tamamen kapandı.”
Bunun üzerine Ishizaki daha fazla üsteleyemedi.
“Ama… ama ben…”
Kem küm edip direnmeye çalışsa da bu zayıf transfer teklifini sürdüremeyeceğini anladı.
Gelecekte Ryūen’in benimle ortaklık kurmayı seçeceği düşünülemeyeceğinden, Ishizaki’nin bu davetinin sınıf liderinin iradesine ters düştüğü de söylenebilirdi.
“Ama mesele sadece bundan ibaret değil ki…”
Yine de Ishizaki yüzünü asarak ısrarını sürdürdü.
“Ben seni çok seviyorum. Sınıflarımız ayrı olursa ve kora kor bir mücadeleye girişirsek tamamen düşman olacağız. El sıkışma ihtimalimiz sıfıra inecek. Ama şimdi olursa; Ryūen-san, Albert, Shiina ve sen, Ayanokōji… Hepimiz yoldaş olabiliriz. Hem hep birlikte güzel vakit geçirelim istiyorum. Sen yeter ki ‘evet’ de, Ryūen-san’dan yumruk yemeye dünden razıyım!”
An itibarıyla Ryūen’i herkesten çok destekleyen Ishizaki, sırf beni davet etmeyi sürdürebilmek uğruna fırça yemeyi bile göze alarak içindekileri döküyordu; mesele sadece yeteneklerden ibaret değildi.
“Bunu bu şekilde dile getirmen kötü hissettirmiyor. Seninle ve Hiyori ile vakit geçirmekten keyif alıyorum. Hatta bazı açılardan Horikita’nın sınıfına kıyasla daha bile iyi…”
“Değil mi ama!?”
Ishizaki’nin gözleri parıldadı fakat umutlarını uzun süre canlı tutamazdım.
“Ancak sırf dostluk hatırına sınıf değiştiremem. Üstelik gerekli Özel Puanları denkleştirmek başlı başına büyük bir engel, Ryūen dışındaki diğer sınıf arkadaşlarının bunu kabullenip kabullenmeyeceği de cabası. Doğal olarak karşı çıkanlar olacaktır. Ibuki kesinlikle itiraz eder mesela.”
“Alt tarafı Ibuki, ben onun sesini keserim!”
“Ibuki sadece bir örnek. Bu mesele birdenbire ortaya atılırsa her taraftan şüphe dolu bakışlar üzerime çevrilir. İşler ters giderse transferimin ardından Ryūen’in sınıfını içeriden sabote etmek için Horikita’nın sınıfından gönderildiğimi düşünen öğrenciler bile çıkabilir.”
A Sınıfına ulaşmaya bu kadar yaklaşmışken böylesi sert bir tepki uyandırmak işten bile değildi.
“Ve Hiyori’nin az önce belirttiği gibi, Horikita’nın sınıfının A Sınıfına yükselmesi an meselesi. Alt sınıfa geçme riskini göze almaya kesinlikle karşıyım.”
“Orası öyle de…! O zaman! Şöyle yapalım!”
“Nasıl yapalım?”
Konuşmayı vazgeçme noktasına getirmeye niyetlenmiştim fakat görünüşe göre hâlâ pes etmemişti.
Aklına nasıl bir fikir geldiğini bilmiyordum ama nafileydi.
Önceden planladığım bazı durumlardan ötürü Ryūen’in sınıfına geçmek gibi bir niyetim yoktu.
“Bizim sınıfa gelirsen Shiina ile çıkabilirsin! Buna ne dersin?”(ÇN:NEY?)
Ishizaki bunu söylerken bir elimi, diğer eliyle de Hiyori’nin elini kavrayıp bizi zorla el sıkıştırdı.
“Şey, ne…?”
Ishizaki’nin bu pervasız teklifine az önce gülümseyen Hiyori, bu sürpriz karşısında açıkça afallamıştı.
“Bu nasıl bir teklif böyle…?”
İkimizin de hisleri zerre hesaba katılmamıştı, oldukça cüretkâr bir hareketti.
“Sizin sınıfta olmayan ama bizim sınıfta olan bir ayrıcalık işte!”
“Benim zaten bir kız arkadaşım var, biliyorsun değil mi?”
“Ne olmuş yani, sınıf değiştirirken Karuizawa’dan ayrılıverirsin!”
“Saçmalık.”
“O zaman Shiina’dan hoşlanmıyorsun demek ki?”
“Ondan hazzetmediğimi söyleyemem.”
Bu noktayı net bir şekilde ortaya koyabilirdim.
“E sorun yok o zaman, değil mi? Sen de Ayanokōji’den hoşlanıyorsun, haksız mıyım Shiina?”
“Ş-Şey…!?”
“İnsanları zora sokacak şeyler söylemesen daha iyi, Ishizaki.”
“Yok yok, kimseyi zora soktuğum falan yok. Aksine, böyle şeyleri dobra dobra söylemek en iyisidir. Sevgi karşılıklıysa mevzu basitleşir. İki taraf için de kazançlı bir ilişki.”
Yorumu fazla zorlamaydı fakat ortadaki durum kesinlikle Ishizaki’nin burnunu sokabileceği bir şey değildi.
“…Ayanokōji-kun’u zor durumda bırakmanın doğru olmadığını düşünüyorum.”
Ellerimiz hâlâ zorla birleştirilmiş haldeyken Hiyori, Ishizaki’yi yatıştırmaya çalıştı.
“Bir kızdan hoşlandım mı gözüm hiçbir şey görmez benim. Yürü be!”
“Hayır, şey… Ayanokōji-kun’un zaten harika bir kız arkadaşı var.”
“O zaman Karuizawa’dan ayrılırsa ne yapacaksın?”
“Efendim…?”
“Bu anlama gelmiyor mu yani? Sırf kız arkadaşı var diye çocuğun peşinden gitmiyorsun, değil mi?”

“Yeter artık, Ishizaki. Hiyori’yi daha fazla sıkıştırmasan iyi edersin. Hoşlansın ya da hoşlanmasın, birini muhatabının önünde duygularını açıklamaya zorlamak acımasızca. Birinin yüzüne karşı ondan hoşlanmadığını söyleyebilecek çok az insan vardır.”
“İyi de Shiina aklındakini pat diye söyleyen biridir normalde…”
Yüzünde genellikle pek bir ifade belirmeyen Hiyori, ardı arkası kesilmeyen bu densiz laflar karşısında şaşkınlığını koruyordu.
Tuttuğum elinden, avucunun epey ısındığını hissedebiliyordum.
Hakikaten de Hiyori onunla ilk karşılaştığım zamana kıyasla bir nebze farklı görünüyordu.
“Şey… bu çok güç bir durum.”
Ishizaki’nin ellerimizi birleştiren tutuşundan kurtulmaya çalışıyor gibiydi fakat elini çekip kurtaramıyordu.
Ishizaki öyle çok güç uyguluyor gibi görünmüyordu ama elini sertçe çekip kurtarmak Hiyori gibi biri için fazla kaba kaçardı.
Bu yüzden küçük bir uyarıda bulunduktan sonra Ishizaki’nin elini zorla ayırdım.
Böylece Hiyori’nin elinin benimkinden ayrılması için gereken engel kalkmış oldu.
Hiyori’nin elini tutan kavrayışımı gevşetmeye başladım fakat nedense o, ellerimiz zorla birleştirildiği andakinden bile biraz daha sıkı kavradı elimi.
“…Hiyori?”
“Sonuçsuz kalacağını bilsem bile… tek bir şey söyleyebilir miyim?”
Kararlı bir ifadeyle başını kaldırıp bana baktı.
“Aşk itirafı mı geliyor yoksa!?”
Ishizaki’nin takılmasını duymazdan gelen Hiyori derin bir nefes alıp konuştu.
“Bizim sınıfımıza gelebilsen, Ayanokōji-kun, bunu gerçekten çok isterdim… ama bu imkânsız, değil mi?”
“Şey—”
Neden imkânsız olduğunu Ishizaki’nin bile anlayabileceği şekilde izah ettim.
Hiyori muhtemelen açıklamaya gerek kalmadan da bunu anlamıştı.
Yine de cesaretini toplayıp beni davet etmeye yeltenmişti.
“Bak bu harikaydı Shiina. Sen bu transfer işinde benden daha etkilisin!”
Düşününce, Albert’ın yanı sıra buradaki hem Ishizaki hem de Hiyori beni samimiyetle karşılamaya çalışıyorlardı; üstelik bu his şu an bana her zamankinden çok daha net geçiyordu.
“Benim gibi biri için fazla büyük bir lütuf.”
Evet, hiçbir şeyi hesaba katmam gerekmeseydi, Ryūen’in sınıfına geçmek en eğlencelisi olurdu.
Son yılımı sınıflar arası mücadelelere bulaşmadan, yakın dostlarla çevrili bir halde geçirirdim.
Bu okula kaydolurken en başta en çok arzuladığım şey tam olarak buydu.
O gerçeklik muhtemelen hemen önümde uzanıyordu.
Onlardan yardım isteseydim Ishizaki ve diğerleri muhakkak bana sonuna kadar destek olurlardı.
“Düşünceniz için minnettarım ancak bu daveti sahiden kabul edemem.”
“Öyle mi… Anlıyorum. Kusura bakma. Fazla şey istedim, değil mi?”
Hiyori, bırakmak istemiyormuş gibi bir tavırla elimdeki tutuşunu gevşetti.
“Kahretsin, olmadı ha? Mevcut sınıfına fena bağlanmışsın anlaşılan. Bu tarz şeylere pabuç bırakacak bir tip olmadığını sanıyordum.”
Son çare olarak gördüğü Hiyori’nin ikna çabası da suya düşünce Ishizaki’nin vazgeçmekten başka çaresi kalmamış gibiydi.
“Beni tekrar çağırdığın için teşekkür ederim. Belki de gelecek yıl bu zamanlar teklifini kabul etmediğim için pişman olurum.”
Bir yıl sonra hangi sınıfın kazanacağını kimse bilemezdi.
Ishizaki, Hiyori ve sınıf arkadaşlarının kazanma şansı kesinlikle vardı.
Aynısı Horikita’nın sınıfı için de geçerliydi.
Ve umarım geride kalan diğer iki sınıf için de durum aynı olurdu.
Mücadeleyi her sınıf için bir kazanma ihtimali barındıracak şekilde sürdürmek istiyordum.
Bunun için de umut şarttı.
Umut olduğu takdirde öğrenciler sonuna kadar var güçleriyle mücadeleye devam ederlerdi.
Tam da bu yüzden rekabetin sürmesi adına gereken ortamı inşa etmek zorundaydım.
Ve bunu nasıl yapabileceğimin cevabı da muhtemelen çok geçmeden gelecekti.
Çevirmen: ayanokojiayniben
instagram:@turkcelightnovels
Diğer serilerimize göz gezdirmeyi, instagramdan bizi takip edip discorda gelmeyi, yorum yapmayı ve en önemlisi sağlıkla kalmayı unutmayın. Sonraki bölümlerde görüşmek üzere!
Tam hödüksün la ishizaki. Ne kadar Horikitacı olsam da Hiyori de fena kız değildir. Her türlü Kei’den iyi