Elitler Sınıfı - Cilt 23.5 - Bölüm 31
Cilt 23.5 – Bölüm 31 – Kutlama
Nihayet pazartesi günü başlayacak yeni dönemle birlikte üçüncü sınıf olarak son yılımızla karşı karşıya kalacaktık.
Horikita ve ben 2-B sınıfına ilk varanlar olmuştuk; üzerlerine üniformalarını çekmiş öğrenciler de peşi sıra toplanmaya başlamıştı.
Kimsenin etrafı kirletmemesi veya dağıtmaması şartıyla sınıfı sadece bir saatliğine kullanmamıza izin verilmiş gibi görünüyordu.
Buradaki sıra sayısı, Yagami’nin okuldan atılmasıyla bir eksilerek yeni ikinci sınıf B Sınıfı’na uyarlanmış ve 39’a ayarlanmıştı.
Herkes kendi içeceğini getirmekle yükümlü olsa da Sudō basketbol kulübünden içi çay dolu, termos tipi büyük bir kap ödünç almayı başarmıştı.
Bir diğer deyişle, koca bir su termosu ödünç almıştı.
Ayrıca birkaç kız öğrenci de kendi incelikleriyle demlikler getirip sıcak kakao ve soğuk çay ikram ediyordu.
Çok geçmeden Karuizawa’ya yakın olan Satō gibi kızlarla göz göze geldim fakat burada üzerime gelmediler.
Kutlama havasını bozmak istemiyor gibiydiler.
Yine de onlarla olan ilişkilerimin gözle görülür şekilde gerilediği ortadaydı.
Arkadaşlarına ne kadar değer verdiklerini ve onun hislerini ne kadar derinden paylaştıklarını gösteriyordu bu.
Hakikaten takdire şayan bir huydu.
Bunun yanı sıra, sınıftan birkaç kişinin bana doğru tedirgin bakışlar attığını fark ettim.
Yeteneklerime ucundan da olsa şahit olanlar, okula giriş töreninden bu yana şimdiye dek hiç hissetmediğim tuhaf bir huzursuzluk duyuyorlardı.
Nihayet belirlenen vakit geldiğinde toplamda 35 kişi toplanmıştı.
Karuizawa ve Kōenji ortalıkta yoktu.
Kutlama, tüm sınıf toplanmadan başladı.
“Karuizawa-san katılmayacak gibi görünüyor… Dediğin gibi seni terk eden sahiden o muydu?”
Horikita, ayrılığı başlatan taraf Karuizawa olsaydı bugün hiçbir şeyi dert etmeden kutlamaya katılacağını düşünüyordu.
Satō ve diğerlerinin bana attığı o soğuk bakışları fark etmiş olmalıydı.
“Belki de sadece başka planları vardır ya da kendini iyi hissetmiyordur?”
“…Doğru ya, haklısın.”
Karuizawa’nın adını duyan Yōsuke, endişeli bir tavırla yanımıza yaklaştı.
“Biraz konuşabilir miyiz? Karuizawa-san hakkında… Olanları duydum.”
Horikita, konuşmamıza karışmayacağını sessizce belli ederek derhal bir adım geri çekildi.
“Bana o kadar yardım etmene rağmen beklentilerini karşılayamadığım için kusura bakma, Yōsuke.”
“Bunun için özür dilemene hiç gerek yok. İlişkinizin bitmesi üzücü elbette ama hayat bu işte. Hem başkalarını yargılayacak konumda olan biri de değilim.”
Sahte bir ilişki olsa dahi Horikita’nın önünde Yōsuke de vaktiyle Karuizawa’nın terk ettiği biri rolünü oynamak zorundaydı.
“Karuizawa’nın ne durumda olduğunu duydun mu, Yōsuke?”
“Görünüşe göre Satō-san onu buraya davet etmiş ama gelmeye yanaşmamış. Gelecekte onun için ne yapabilirim bilmiyorum fakat başı sıkıştığında yardımına koşmaya niyetliyim. Sadece Karuizawa-san da değil; herkesin kendine güvenerek ilerleyebilmesi için sınıfımıza göz kulak olacağım. Bu yüzden endişelenme.”
Karuizawa’nın durumunu bir kenara bıraksak bile Yōsuke’nin dile getirmek istediği bir iki sitemi muhakkak vardı.
Sözleri, Maezono’nun okuldan atılmasından zerre memnun olmadığını ele veriyordu.
Fakat sadece sızlanmakla bir yere varamayacağını çoktan kavramıştı.
Tam da bu yüzden sınıfı koruma kararlılığını bir kez daha tazelemişti.
‘Endişelenme’ derken Yōsuke aslında kendi durumuna da gönderme yapıyordu.
“Kendini çıkmazda hissedersen, Ayanokōji-kun… benimle konuşmanı isterim.”
“Horikita da benzer bir şey söyledi. Teşekkür ederim, Yōsuke.”
“…Ne demek. Neyse, ben biraz diğerleriyle de takılayım.”
Her zamanki Yōsuke gibi olmasa da o kendine has tebessümünü takınıp sınıf arkadaşlarının yanına geçti.
“İçten içe o da biliyor—yaptığın seçimin aslında doğru olan seçim olduğunu.”
“Bunun doğru olduğunu düşünmek için kendimizi zorlamaya sahiden gerek var mı, Horikita? Ne var ki dünya sadece ideallerin etrafında dönmüyor. İnsanlar da öyle kolay kolay olgunlaşmıyor. İşler o kadar basit değil. Bu yüzden bu meseleyle dilediğince boğuşmasında hiçbir sakınca yok.”
Bu sınıfın içinde debelene debelene doğruya daha yakın bir cevap bulabilseydik ne güzel olurdu.
“Gerçekten çok güçlüsün, Ayanokōji-kun.”
“Yalnızca derim kalın, hepsi bu. Suçlanmayı dert etmediğim gibi övgüden mahrum kalmak da umurumda değil.”
Başkalarının başarılarımı takdir etmesine gerek yoktu.
Kendimi herkesten üstün bir birey olarak tanıyor ve analiz ediyordum.
“Anlıyorum… yine de sana minnettarım. Bunu sana açıkça belirtmek istedim.”
“Olaylar Maezono’nun okuldan atılmasıyla sonuçlanmış olmasına rağmen mi?”
“Sonuçta biri okuldan atılmadan kazanamayacağımız bir sınavdı. Üstelik günün sonunda bu senin sorunun değil, benim sorunum. Daha fazla gelişmem gerek. Sadece tek bir seçeneğe mahkûm kalmayıp iki ya da üç seçenek arasından tercih yapabilecek duruma gelmeliyim. Artık kimseyi feda etmek zorunda kalmadan kazanabilecek kadar güçlenmem şart.”
Horikita bu cevabın ardından burukça gülümsedi.
“Bunu defalarca kez aklımdan geçirdim ama bir türlü o noktaya ulaşamıyorum sanki.”
“Doğru. Zaman akıp gitmiş olsa da bu ömrümüzün küçücük bir kesitten ibaret. Her şeyin altından kusursuzca kalkabilecek becerileri geliştirmek için henüz yeterli vaktimiz olmadı.”
Horikita başıyla onayladı ve sınıf arkadaşlarının seslenmesi üzerine kürsüye doğru yöneldi.
Çevirmen: ayanokojiayniben
Instagram hesabımız: @turkcelightnovels
Diğer serilerimize de bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Discord sunucumuza gelmeyi, instagram hesabımızı takip etmeyi, bölümle ilgili yorum yapmayı ve en önemlisi kendinize iyi bakmayı unutmayın. Sonraki bölümlerde görüşmek üzereeee…
Ah Horikitam ah. Ayanokoji’ye tapmaktan gerçek yüzünü anlayamıyorsun