Elitler Sınıfı - Cilt 23.5 - Bölüm 8
Cilt 23.5 – Bölüm 8 – Alışılmadık Üçlü
Morishita ve Yamamura ile aramızda geçen karides muhabbetini takip eden günlerde aslında epey meşguldüm.
Mezunlarla ilgili ufak bir meseleye dahil olmuş, çözmek için oraya buraya koşturup yardım eli uzatmak zorunda kalmıştım.
Neyse ki işler sorunsuz tatlıya bağlanmıştı da harcadığım emeğe değmişti.
Bu süre zarfında birileri, Sakayanagi’nin kendi isteğiyle okuldan ayrılacağı haberini muhtemelen bilerek yaymıştı.
Sadece kendi sınıfı değil, diğer sınıflardan pek çok öğrenci de bu haberi duymuştu.
Sakayanagi şu sıralar ne hissediyor acaba?
Kaldırımda tesadüfen birbirimizin yanından geçmiş olsak da son zamanlarda Sakayanagi ile doğrudan konuşmamıştım; bu yüzden ne düşündüğünü ayrıntısıyla bilmiyordum.
Fakat acele etmeye lüzum yoktu.
İkimiz de henüz zamanının gelmediğinin farkındaydık.
Saat 10:30’u geçtikten sonra yurttan çıkıp Keyaki AVM’ye doğru yürürken üç kızın—Matsushita, Mii-chan ve Onodera—ayaküstü lafladığını gördüm.
“Ah… G-Günaydın, Ayanokōji-kun.”
Beni ilk fark eden Mii-chan selam verdi.
Yakın bir arkadaşının okuldan atılmasında parmağım olmasına rağmen benimle konuşurken bir ş’kilde gülümsemeyi başarıyordu.
‘En azından dışarıdan kabullenmek zorundayım.’
Muhtemelen kendi kendini bu şekilde uyarılarda bulunuyordu.
Yine de karşı taraf nasıl davranırsa davransın benim takındığım tavır değişmedi.
“Pek alışılmadık bir üçlü olmuşsunuz.”
“Mii-chan Keyaki AVM’ye gidecekti, biz de tam burada denk geldik. Beraber eşlik edelim dedik.”
Matsushita gülümseyerek durumu izah etti, Onodera da başını birkaç kez sallayarak onu onayladı.
Anlaşılan bu üçlü planlanmış bir buluşmanın sonucu değildi.
“Bu arada Ayanokōji-kun, Sakayanagi-san’ın okuldan ayrılacağını duydun mu? Biz de tam ondan bahsediyorduk.”
Matsushita biraz abartılı bir tavırla Mii-chan ve Onodera’dan onay bekledi.
“Evet, ben de geçenlerde duydum.”
“Cidden çok şaşırtıcı değil mi? Ryūen-kun’un sınıfının kazanması zaten beklenmedik bir şeydi ama perde arkasında böyle bir olayın koptuğunu düşünmek…”
Onodera kollarını kavuşturup boş bakışlarla yurt tarafına doğru baktı.
Kendi sınıfının içindekilerin bile detayları kavramakta zorlandığı bir sınavdı bu.
Bunu göz önüne alırsanız diğer sınıflarla ilgili bilgilerin kulağınıza ulaşmasının çok daha geç sürmesinin sebebini anlıyordunuz.
Bundan sonra benim bile bilmediğim başka detayların ortaya çıksa hiç de şaşırtıcı olmazdı.
“Dün kulüp çıkışı dönerken yurdun lobisinde Kitō-kun’un Ryūen-kun’un karşısına dikildiğini gördüm. Ortam felaket gergindi.”
“A Sınıfı ile C Sınıfı’nın her zamankinden daha düşmanca olduğunu hissediyordum ama işin bu noktaya varacağını hiç tahmin etmemiştim…”
“Her an kavga patlak verecek gibi bir hava vardı.”
Onodera o anı hatırlayarak hafif heyecanlı ve keyifli bir ifadeyle başını salladı.
Mii-chan ise işin şiddete varma ihtimalini sezmiş olacak ki tedirgin görünüyordu.
“Son zamanlarda okulun havası pek tekin gelmiyor. Umarım ters bir şeyler yaşanmaz.”
Sınıf lideri gidince hayal kırıklığı, hatta düşmanlık doğal olarak Ryūen’e yönelecekti.
Kavgaya meyilli tipler birbirine denk gelirse en kötü senaryoların yaşanması işten bile değildi.
“Kavgaya denk gelirsem ayırabileceğime hiç güvenemiyorum…”
“Ayırmak zorunda değilsin ki. Erkekler arasındaysa bırakın yesinler birbirlerini.”
“Aynen öyle. Hatta böyle bir şey olursa bizim açımızdan balla kaymak falan olur.”
Ortalıkta sıkıntılı bir durum yaşanırsa bunun yönetimin kulağına gitme ihtimali daha yüksekti.
Sınıf puanlarına doğrudan etki edebileceği gerçeği zaten çoktan tescillenmişti.
“Üstelik en dişli rakibimiz A Sınıfı özel sınavda kaybetmekle kalmadı, üstüne bir de Sakayanagi-san’ın ayrılması piyango gibi geldi. Rüzgar kesinlikle bizden yana esiyor.”
Matsushita bu yaşananların avantajını çoktan sezmişti.
Her şeyin olumlu yönde ilerlediğini hissediyordu.
“Kesinlikle. Okuldan atıldığı için sınıfları yüklü bir ceza puanı da alabilir. C veya D Sınıfı’na kadar gerileme ihtimalleri epey yüksek.”
İki yıl boyunca A Sınıfı koltuğunu korumuş bir sınıf dibi boylayacaktı.
Bunu olgunlukla karşılayabilecek öğrenci sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi.
“Anladım. Canlarının bu kadar sıkılması çok doğal o zaman.”
O ana kadar sohbetten keyif alan Onodera’nın yüzünde birden buruk bir ifade belirdi.
“Sevinmedin mi yoksa?”
“Yok, sevindim tabii ki. Ama ne bileyim, biraz kaza kurşunu gibi oldu sanki, değil mi? Ben A Sınıfı’nda bir öğrenci olsaydım kafayı yerdim herhalde.”
İyisiyle kötüsüyle sınıf, liderleri Sakayanagi’nin tek taraflı aldığı kararların peşinden gitmişti.
“Kız erkek demeden herkes birbirine iki tokat patlatsa belki havaları dağılır, daha iyi olur.”
Bu durumdaki stresi atmak için kendi yapacağı şeyi dile getirmişti.
“Eeeh? Hiç iyi bir fikir değil bence…!”
“Uç bir örnek tabii ki. Ama içlerinde birikenleri dışarı vurmazlarsa nasıl toparlanacaklar ki?”
“Bana kalsa daha da batsınlar. Saf yetenek söz konusu olduğunda Sakayanagi-san’ın sınıfı korkutucu. Liderleri atıldı diye çocukların akademik seviyesi düşecek değil ya.”
Haklılık payı vardı elbette.
Motivasyonları darbe alsa bile iş temel akademik yeteneklerin kapışmasına geldiğinde dört sınıf arasında yine zirveye otururlardı.
“Daha da batsınlar istiyorsun demek, ha?”
“Matsushita-san, biraz acımasızsın sanki…”
“Olaylara her zaman objektif bakan biri oldum ben. Önüme çıkan fırsatları hiç tereddüt etmeden lehimize kullanmam gerek. A Sınıfı’na tırmanmak öyle çocuk oyuncağı değil.”
Matsushita bilerek son derece pozitif bir tavırla cevap verdi.
Kendi özelliklerini öne çıkarmaktan ziyade, Mii-chan’a ufak detaylara takılmamasını söylemeye çalıştığı kolayca anlaşılıyordu.
Tam o sırada Mii-chan’a bir telefon geldi.
“Kusura bakmayın. Shinohara-san arıyor.”
Bizden müsaade isteyip rahat konuşmak için biraz uzaklaştı.
Mii-chan’ın asıl buluşacağı kişi muhtemelen oydu.
Onun uzaklaşmasını izleyen Onodera, telefon konuşmasını bölmeyecek bir ses tonuyla lafa girdi.
“Son zamanlarda Sudō-kun seni dilinden düşürmüyor Ayanokōji-kun. ‘O çocuk bir harika’ deyip duruyor.”
“Öyle mi? Sahiden mi?”
“İlk başta yarım kulakla dinliyordum ama Horikita’nın Ichinose-san’a karşı beyaz bayrak çektiği o anı görünce ne demek istediğini az çok anladım. Ah… tabii Maezono-san meselesi epey talihsiz oldu gerçi… değil mi?”
“Yeteneklerin nihayet hakkıyla takdir ediliyor gibi Ayanokōji-kun.”
“Demek sen de bir süredir ona dikkat kesilmiştin Matsushita-san?”
“Sadece içime doğmuştu diyelim. Şimdiye kadar göze batmak istemiyordu ve gerçek hünerlerini sergilemiyordu. Fakat bu kez komutanlık rolünü sırtlandı ve sonucu getirdi. Bundan sonra gaza sonuna kadar basacakmış gibi hissettiriyor.”
“Şey… aşağı yukarı öyle diyelim.”
“Heh, marifetli şahin pençelerini gizler mi diyorsun? Ne kadar da güven verici.”
Bunu söyleyen Onodera yumruğuyla göğsüme hafifçe vurdu.
“Maezono-san’ın atılması büyük şok oldu ama Mii-chan da anlıyor durumu. Senin hakkında tek bir kötü söz bile söylemiyor Ayanokōji-kun, o yüzden canını sıkma.”
“Sorun değil. Beni suçlasa bile buna hazırlıklıyım zaten.”
“Olur mu öyle şey. Bu sadece senin sorumluluğun değil ki.”
“Biz de yardıma hazırız, bir şey olursa çıtlatman yeter.”
Bir süre sonra üçümüz sohbeti noktaladık.
Ardından bir randevum olduğunu söyleyip onların önünden Keyaki AVM’ye doğru yola koyuldum.
Çevirmen: ayanokojiayniben
Instagram hesabımız: @turkcelightnovels
Diğer serilerimize de bir göz atmanızı tavsiye ederim.
Discord sunucumuza gelmeyi, instagram hesabımızı takip etmeyi, bölümle ilgili yorum yapmayı ve en önemlisi kendinize iyi bakmayı unutmayın. Sonraki bölümlerde görüşmek üzereeee…
Gaza basmaktan ziyade daha az yardım edecek gibime geliyor