Elitler Sınıfı - Cilt 23 - Bölüm 15
Her şey başladığında, on ikimizde hazır bekleyip dinleneceğimiz sınıfa doğru yöneldik.
Yol boyunca yapılan sohbet kaçınılmaz olarak özel sınav konusuna geldi. Yousuke ve Horikita katılımcılar hakkındaki kuralları tartışıyorlardı.
“Sınav sonrasına kadar doğrudan etkilenmeyecek olsak da üzerimizdeki yük hayal ettiğimden çok daha ağır, üstelik temsilci olmayan öğrencilere bile önemli bir görev verilmiş durumda.” dedi Horikita.
“Evet. Aslında temsilci olan bizlerin bile sınıfımızdaki katılımcıların iş birliği olmadan kazanmamızın mümkün olmadığını söylemek en doğrusu.”
Eğer bir katılımcı tartışmaya hiç düşünmeden katılır ve karşı sınıfın kendisini kolayca yönlendirme girişimlerine kanarsa, rolünün karşı tarafın temsilcisi tarafından fark edilmesi ve temsilci olan sizin Can Puanlarınızın azalması mümkündü.
Katılımcıların tartışmayı hafife almaları veya ona karşı küçümseyici bir tavır takınmaları nedeniyle gerekli bilgilerin elde edilemediği, dolayısıyla kimseyi aday gösteremediğiniz için rakibin Can Puanlarını azaltma fırsatı da bulamadığınız durumları gözümde canlandırabiliyordum.
Hiç ipucunun bulunmadığı ve kazananın tamamen şans eseri belirlendiği zamanlar da olabilirdi. Kendi güçleriyle kazanabileceklerinden emin olmayan sınıflar haricinde, bunun kimsenin istemediği bir gelişme olduğunu rahatlıkla söyleyebilirdik.
“Ike-kun ve grubundakilerin kuralların ne kadarını anlayacağı konusunda endişeliyim.”
Görünüşe göre Horikita, Ike ve arkadaşlarının katılımcı olarak görevlerini layıkıyla yerine getirip getiremeyecekleri konusunda emin değildi.
Elinde olsa, Horikita şu anda Ike’nin durumu anlamasını sağlamak için ona doğrudan ve açık bir dille açıklama yapardı. Normalde bu onun yapacağı türden bir şeydi ancak sınavda, buna izin verilmiyordu.
“Endişeli olmadığımı söylersem yalan söylemiş olurum ama eminim diğer sınıflar da öyledir.”
Yousuke kısık sesle konuştu. Sıranın en arkasında yürürken önümüzdeki dokuz öğrenciye bakıyordu.
“Haklısın. Koşullar tamamen aynı. Bu tartışma görevi herkes için ilk kez yaşanan bir deneyim.”
“Muhtemelen başlangıç biraz sancılı olacak. Sınıflar arası bir kapışma olduğu için normalde insanın aklına yediye yedi bir format geliyor. Ancak gerçekte, aynı rollere atanan öğrencilerin müttefik olması gayet mümkün. Yıl sonu sınavında başka bir sınıfla çalışma fikri, herkes için ani bir şok etkisi yaratmış olmalı.”
Düşüncelerimi dile getirdim.
İnsanlardan doğrudan el ele vermeleri ve birlikte çalışmaları istense bile bu, söylemesinin yapmasından kolay olduğu türden bir işti.
“Dürüst olmak gerekirse işlerin nasıl gideceğini tahmin bile edemiyorum.”
Yousuke durumun nasıl olacağını gözünde canlandırmaya çalıştı ancak belki de zihninde buna dair net bir görüntü oluşturamadığından, kısa sürede vazgeçti.
Varış noktamıza ulaşana kadar geçen ki o azıcık vakitte, konuşmamıza devam ettik.
Az önce bulunduğumuz sınıfın aksine, girdiğimiz bekleme odasında sadece iki monitör vardı. Odanın diğer tek özelliği ise yan yana dizilmiş on iki adet steril ve boş koltuktu.
“Bekleme sırasındaki öğrenciler sınavın durumunu bu monitörlerden gerçek zamanlı olarak takip edebilecekler. Ancak yalnızca temsilcilerin Can Puanı değerlerindeki değişimleri ve kimin kazanıp kimin kaybettiğini kontrol edebilirler. Daha önce de açıkladığım gibi, sınavda olup biten her şeyi doğrudan göremezler.”
Mashima-sensei’nin açıklamasının ardından, iki monitörün sol tarafında da örnek niteliğinde görünen bir metin görüntüleniyordu.
Sonuçlar
2-B Sınıfı Öncü
Temsilcinin Adı: OO – Kalan Can Puanı: 0
2-D Sınıfı Merkez
Temsilcinin Adı: OO – Kalan Can Puanı: 4
2-B Sınıfı Merkez
Temsilcinin Adı OO, lütfen sıranız geçmeden sınava başlayın.
Mola – Kalan Süre: 10 Dakika
“Bu, temsilciler arasındaki kazanan belli olduğunda ekranda gösterilecek olan bilgilendirmenin bir örneğidir. Gerçek sınav sırasında, temsilci isminin yer aldığı ‘OO’ yazan kısımda öğrencinin adı görünecek. Diğer ekranda yalnızca A ve C sınıflarının sonuçları gösterilecek.”
Bu ekrandan edinilebilecek bilgi çok azdı, sınav stratejilerinde kullanılabilecek ipuçları ise kesinlikle bulunmuyordu.
“Ayrıca, sınav sona erene kadar temsilcilerin bu kattan ayrılması yasaktır. Yalnızca bekleme sırasında tuvaleti kullanabilirsiniz. Sıralar arasında hareket ederken size tanınan süreyi aşmanız durumunda ceza alacağınızı unutmayın. Bunları aklınızda bulundurmalısınız.”
Bu muhtemelen, temsilcileri ve katılımcıları birbirinden ayırıp yalnızca kendi grupları içinde kalmalarını sağlamaya yönelik bir önlemdi.
Telefonlarımıza el konulması, üzerimizin aranması ve bulunduğumuz kattan ayrılmamızın yasaklanması da katılımcılarla bilgi alışverişinde bulunmamızı engellemeye yönelik tedbirlerin bir parçasıydı.
Onlarla iletişim kurmanın bir yolunu bulsak bile kesinlikle çok yakından izleniyorduk. Gerçekten gerekmedikçe şüpheli sayılabilecek herhangi bir eylemde bulunmamak muhtemelen en iyisi olacaktı.
“Şimdi her sınıftan üç temsilcinin oturup otuz beş kişiyi belirlemesini ve onları beş gruba ayırmasını istiyorum. Bir saatiniz var.”
Mashima-sensei’nin talimatıyla beraber, Yousuke ve ben Horikita’ya doğru yürüdük. Aynı anda, Ichinose’nin sınıfındaki temsilcilerin de üç kişilik küçük bir grup oluşturduğunu fark ettim. Sakayanagi ve Ryuuen’in gruplarına gelince, her ne kadar birbirlerine yakın dursalar da kendi aralarında konuşuyor gibi görünmüyorlardı.
“Görünüşe göre o ikisi tüm grupları tek başlarına oluşturacaklar.”
Horikita’nın sesinde şaşırdığına dair bir ifade yoktu.
“Demek en başından beri sınıf arkadaşlarının fikirlerini dikkate alma niyetleri yokmuş, ha?”
Horikita’ya verdiği bu yanıtla Yousuke, söylenenleri dikkatle dinlediğini belli ediyordu. Horikita biraz şaşırmış görünse de Yousuke yüzündeki sıcak gülümsemeyi bozmadı.
“Şahsen, bana verebileceğin herhangi bir tavsiye olursa bunu kesinlikle dikkate almak isterim. Sen ne düşünüyorsun?”
Horikita sınıf arkadaşlarımızı nasıl gruplara ayırması gerektiğini çözmeye çalışırken benim de fikrimi almak istedi.
“Bence sadece yetenekli öğrencilerden oluşan bir grup kurmalıyız. Bu grubun bir kez görev aldıktan sonra ara vermesi gerekecek olsa da böyle bir hamlenin elimizi güçlendirecek bir koz olacağını düşünüyorum.”
Yetenekli derken kastettiğim şey akademik anlamda iyi olan öğrenciler değildi. Kastettiğim şey; kıvrak zekalı, ortamı iyi okuyabilen ve iletişim becerileri iyi olan öğrencilerdi. Ayrıca, olumsuz dikkat çekmekten kaçınabilen öğrenciler tercih sebebiydi.
“Bence bu özel sınavda temsilci olarak benden ziyade Kushida-san daha iyi bir seçim olabilirdi.” dedi Yousuke.
“Artık bu konuda yapabileceğimiz bir şey yok. Bize önceden verilen bilgilere dayanarak elimden gelen en iyi kararı verdim.” diye karşılık verdi Horikita.
Eğer her şeyi biliyor olsaydık mümkün olan en iyi stratejiyi planlayabilirdik ki bu tüm sınıflar için geçerliydi.
“Her halükârda, Kushida’yı yetenekli bir öğrenci olarak değerlendirmek yerinde olur.”
“Evet. Kushida-san’ın bireysel düzeyde bile olsa iyi sonuçlar elde edeceğinden hiç şüphem yok.”
Horikita’ya bakıp başını sallarken Yousuke, önerime karşılık verdi.
“Sınıfa destek sağlasın diye çok fedakârlık yaptım. Gerçekten emek vermesine ihtiyacım var.”
Bu sözlerinin üzerine Horikita, tableti kullanarak üstün yeteneklere sahip öğrencilerden oluşan özel bir grup kurmaya başladı.
Zaman zaman benden ve Yousuke’den fikir istiyor, Yousuke de elinden geldiğince fikirlerini onunla paylaşıyordu.
Ben ise çoğunlukla izlemekle yetiniyor, istendiği anlar dışında nadiren tavsiyede bulunuyordum. Çünkü anlaşma gereği merkez rolündeki Horikita’nın, işleri en iyi şekilde yürütebileceğini düşündüğü grupları bizzat oluşturması gerekiyordu. (çn= horikita ve koji arasındaki anlaşmaya göre horikita, sıra kojiye gelmeden kazanmalı bu yüzden grupları horikitanın istediği şekilde kuruyorlar ki horikitanın başarı şansı artsın.)
“Bu arada… Kuralları duyduğunda bu özel sınav hakkında ne düşündün, Horikita-san?”
Kendine has tavrıyla Yousuke, ayrıntıları duyduktan sonra bu konuda kendi düşüncelerine sahip olmuş olmalıydı. Sanki kendi kafasındaki sorulara yanıt arıyormuşçasına Horikita’ya bir soru yöneltti.
“Sınavlarımızın sonucunu doğrudan etkileyecek tek şeyin salt akademik başarı ya da fiziksel yetenek olacağını düşünmesem de bu durum kesinlikle beklentilerimin çok ötesinde. Hatta burada kazanmakla kaybetmek arasındaki farkı tam olarak neyin yaratacağından emin bile değilim. Elbette birileri bunun ideal bir grup oluşturmak olduğunu söyleyecektir. İyi de ideal olanı belirleyen tam olarak ne ki?”
“Evet. Bana da her şey çok bulanık geliyor. Yani, Kushida-san gibi öğrencileri tek bir grupta toplasak bile bu durum sınıfımızın nasıl zafer kazanmasını sağlayacak ki?”
Bu odadaki temsilciler ve tartışmaya katılanlar, iki farklı sınıftan bir araya getirilmiş öğrencilerden oluşuyordu. Dahası, katılımcılara temsilcilerin kazanma koşulları gibi hususlar hakkında tam bilgi de verilmemişti. Kendilerinden yalnızca tartışmalara katılmaları beklendiğinden, herhangi somut bir katkı sağlamaları da beklenemezdi.
Başka bir deyişle, belirli bir gruptaki öğrencilerin üstün nitelikli olup olmadığı meselesi önemsizdi. Asıl önemli olan, bir araya getirilen bu on dört öğrencinin yönlendirdiği tartışma sırasında, temsilcilerin yalnızca söylenenlerden yola çıkarak kimin hangi role sahip olduğunu ne kadar hızlı tespit edebileceklerini görmekti.
“En azından temsilcilerin; keskin bir göze, derin bir kavrayış gücüne ve olayları olduğu gibi görebilme yeteneğine sahip kişilerden oluşması gerekiyor.” dedi Yousuke.
“Evet katılıyorum. Ancak bu durumda rakibimiz sandığımızdan daha büyük bir sorun olabilir.”
Horikita konuştuğu sırada göz ucuyla Ichinose’ye baktı. Neyse ki Ichinose ve diğer temsilciler grup oluşturma konusunda çok ciddi bir tartışma içindeydi ve hiçbiri bu tarafa bakmıyordu.
“Bunu söylemem belki pek nazikçe olmayacak ama Ichinose, bizim sınıfımızı senden ya da benden bile daha iyi anlıyor olabilir, Horikita.”
“Muhtemelen haklısın.”
Bunun epey ilginç bir özel sınav olacağını hissetmiştim.
Özellikle sınav formatının, temsilcilerin kazanması için çeşitli yollara olanak tanımasını takdir etmiştim.
Çoğu zaman sınavın içeriği açıklandığında kimin kazanıp kimin kaybedeceğine dair belli önyargılar oluşurdu ancak bu sefer Horikita, Ichinose, Sakayanagi ve Ryuuen’in her biri, izleyecekleri stratejiye bağlı olarak kazanma şansına sahipti.
Horikita’nın liderliğinde ve Yousuke’nin yardımıyla grupları oluşturma işlemimiz tamamlandı.
Onları izlerken, sormam ve teyit etmem gereken yalnızca tek bir şey olduğunu hissettim. Bunun nedeni, özel sınav kurallarını dikkatlice okuyup analiz ettikten sonra, gerekli olduğunu düşündüğüm bir hususun ortaya çıkmasıydı.
“Doğrudan konuya girip, grup oluşturmayla hiç ilgisi olmayan bir şeyi sormak istiyorum. Haini belirleme hakkını bana devreder misin?”
Soruyu sorduğum anda, Horikita’nın tabletin üstünde gezinen parmak uçları duraksadı.
“Görüyorum ki yine gülünç bir şey istiyorsun. Bu koşulları bana dayatan sendin. Merkez rolündeki kişi olarak üstünlüğü ele geçirmemi sağlayacak vazgeçilmez bir koz olacağını düşünmüştüm. Buna rağmen şimdi onu mu istiyorsun?”
Katılıyordum, Horikita rakibin generalini indirmeye zihnen hazırdı. Ayrıca, bu sınavda bir silah olarak büyük fayda sağlama potansiyeli taşıyan o hain belirleme hakkını kullanmayı istediğine de emindim. Ancak tam da böyle düşündüğü için, bu noktada araya girip bu talebi dile getirmeye karar vermiştim.
“Sesin biraz hoşnutsuz geliyor. Anlaşılan onu bana vermeyeceksin, ha?”
“Duruma göre değişir. Her şeyden önce, tam olarak ne için ihtiyacın var?”
Onun bu sorusu aslında başka bir şeyi teyit etme çabasıydı; Onsuz kazanamaz mısın?
“Rakibimiz Ichinose. Kuralları doğru anlıyorsam, bu sefer karşımızda çok zorlu bir rakip olacak. Merkez konumunda tüm rakipleri yenip sıranın bana gelmesine gerek kalmadan sınavı kazanmanı tercih ederim ancak düşük bir ihtimal de olsa, hain belirleme hakkını kullandıktan sonra kaybetme riskin var. Bunu göz önünde bulundurarak, bu seçeneği her ihtimale karşı açık tutmanın daha iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum.”
“Ne demek istediğini anlıyorum. Gerçekten anlıyorum. Hatta haklı bile olabilirsin. Yine de şartları biraz olsun esnetmediğin sürece, bunu kabul edemem.”
Eğer Horikita hain belirleme hakkını devrederse, bu hakkı hala elinde bulunduran Ichinose’yi bu şekilde yenmesi gerekecekti. Can Puanı farkının yanı sıra, bu dezavantaj da onun üzerinde büyük bir yük oluştururdu.
“Peki, madem öyle. O zaman şuna ne dersin? Eğer hain hakkını bana bırakırsan ve yine de kaybedersek, mezun olana kadar senin sınıfınla tam bir iş birliği içinde çalışacağım, Horikita. Bunu hallettikten sonra, istediğin her işi üstleneceğim. Buna ne diyorsun?”
“Yani, sadece altı aylığına yardım edeceğine dair o son derece cimri ifadeni geri mi alıyorsun?”
“Evet, tam olarak bundan bahsediyorum.”
“Genelde iş birliğine bu kadar istekli olmazsın. Hainin kim olduğunu tespit edebildiğin sürece kesinlikle kaybetmeyeceğinden emin görünüyorsun. Pekâlâ, anlaştık.”
Altı aylık kısa vadeli teklifimin böylesine meyveler vereceğinden hiç haberim yoktu.
“Gerçi, senden bu denli iş birliği görebileceksem, kaybetmemizin bir sakıncası yok. O halde işin kolayına mı kaçsam?”
Horikita, yüzünde hafif kötücül bir alaycılık barındıran bir gülümsemeyle karşılık verdi.
Elbette, Horikita’nın işi ağırdan alması söz konusu bile olamazdı.
Grupları belirlemek için sadece bir saatimiz olmasına rağmen hiçbir sınıf bu konuda bir sorun yaşamadı ve yaklaşık kırk dakika içinde hepsi işlemlerini tamamladı. Ardından tabletleri Mashima-sensei’ye teslim ettik. Geriye kalan tek şey, boş koltuklara oturmak ve sınavın başlaması için verilecek olan işareti beklemekti ancak…
Tüm kurallar açıklandıktan sonra bile temel yaklaşımımda bir değişiklik olmamıştı. Yine de arzuladığım o tek şeyin peşinden gitmeye ve bu süreçte izimi bırakmaya devam edecektim, bu yüzden bakışlarımı Ryuuen’de sabitledim.
Kısa süre sonra Ryuuen ile göz göze geldik ve ona koridorda buluşmak istediğime dair bir işaret yaptım. Sanırım işaretimi gayet net anlamıştı. Ne de olsa Ryuuen hiç vakit kaybetmeden sınıftan çıkan ilk kişiydi.
“Bir dakikalığına tuvalete gideceğim.”
Sıradan bir tavırla izin isteyip koridora çıktım. Tam o anda, bir figür beni dışarıya kadar takip etti.
“Ayanokouji-kun.”
Hoshinomiya-sensei, koridoru kaplayan sessizliği bozmamaya özen gösterirken, alçak bir sesle bana seslenip yanıma geldi.
“Tuvalete mi gidiyorsun? Bir dakikanı rica edebilir miyim?”
Durup arkamı döndüğümde Hoshinomiya hızla aramızdaki mesafeyi kapattı ve elimi uzatsam dokunabileceğim kadar yakınıma geldi.
“Bugün burada bir temsilci olarak seni görmek beni şaşırttı. Hiç tahmin etmemiştim.”
“Gerçekten beklenmedik bir durum mu? Geçen sene ki yıl sonu özel sınavında da öne çıkan kişi bendim.”
Ortaya çıkmamın gayet yerinde olduğunu göstermek adına kıyas yaptığımda, Hoshinomiya-sensei hafifçe burnundan soludu.
“Fark etmediysen söyleyeyim, alaycı bir tavır takınıyordum. Benim sınıfımın artık gidecek bir yeri kalmadı. Biz D Sınıfıyız. Anlıyor musun? Eğer sen buradaysan Ayanokouji-kun, kazanma şansımız suya düşmüş demektir.”
Hiçbir şeyi allayıp pullamadan ya da lafı dolandırmadan, dürüstçe hissettiklerini söyledi. Bir öğretmen olarak sınırları aştığını düşünsem de konuyu uzatmamanın daha iyi olacağına karar verdim.
“Sizi kolay rakipler olarak görmüyorum. Ichinose’nin sınıfı zorlu bir rakip olacak. Hatta kuralları duyduktan sonra edindiğim izlenime göre, durumları daha avantajlı olabilir.”
“Avantajmış, dezavantajmış… Bunların bir önemi yok. Önemli olan sonuçlardır. Zafer. Hepsi bu.”
Belirsizliklere takılıp kalmanın hiçbir fayda sağlamadığı kesinlikle doğruydu.
“Evet sanırım bu doğru. Hepimizin yapacağı şey en iyi şekilde savaşmak ve━”
“Lütfen zaferi bize ver. Maçı inandırıcı bir şekilde kaybetmeni istiyorum.”
Tam cümlemi bitirmek üzereydim ki Hoshinomiya-sensei sözümü kesti. Kanzaki de benzer bir şey söylemişti ama bu daha dolaysızdı.
“Bu saçmalık. Ayrıca atanmış bir general olarak maçı bilerek kaybetmemin hiçbir yolu yok.”
“Lütfen hayır deme. Peki ya bunun karşılığını sana ödeyebileceğimi söylesem?”
“Zaferi teslim etmenin karşılığı olarak sunulabilecek çok fazla şey yok. Üstelik siz bir öğretmensiniz Hoshinomiya-sensei. Bir öğrencinin mücadelesine bu denli pervasızca müdahale etmeniz, yazılı olmayan bir kuralı çiğnemek anlamına gelmez mi?”
Hoshinomiya-sensei etrafı kolaçan ederken yarım adım daha yaklaştı.
“Sae-chan’a yenilemem. Kaybetmeyi asla kabullenemeyeceğim tek kişi o. Bunun için her şeyi yaparım.”
“Anlıyorum. Yani öğretmenlik konumunuzu ve benzeri şeyleri hiç önemsemediğinizi söylüyorsunuz, öyle mi?”
“Aynen öyle.”
“Pekâlâ, o halde şunu sormama izin verin: Bana ne tür bir karşılık sunmaya hazırsınız, Sensei?”
“Elimden geliyorsa, her şeyi. Örneğin, üçüncü sınıftaki özel bir sınava dair bilgileri erkenden öğrenebilirsem, bunu gizlice sana aktarabilirim.”
Ona bu soruyu öğretmenlik rolünün sınırlarını ne ölçüde aşabileceğini görmek için sormuştum ancak bu hayal ettiğimden çok daha ileri bir adımdı.
Şu an üzerimde herhangi bir kayıt cihazı bulunmadığına dair kesin ve sarsılmaz bir güvencesi olmasaydı, şaka ya da yalan yoluyla bile olsa bu sözleri asla ağzına almazdı.
“Madem o kadar ileri gitmeye hazırsınız, neden bilgiyi doğrudan şu an sorumlu olduğunuz sınıfa aktarmıyorsunuz?”
“O çocuklar olmaz, yapamazlar. Kötü adam rolüne bürünemezler. Onlara böyle bir şey teklif etsem bunu kullanamazlardı. Aksine, sadece beni korumaya çalışırlardı.”
Ichınose ve sınıf arkadaşları, öğretmenlik konumu tehlikeye girecek olan Hoshinomiya-sensei’yi kesinlikle durdurmaya çalışırlardı. Görünüşe göre Hoshinomiya-sensei bu gerçeğin gayet iyi farkındaydı.
“Ama senin durumunda bu farklı olurdu değil mi, Ayanokouji-kun. O bilgiyi en iyi şekilde değerlendireceğini biliyorum.”
“Teklifiniz için teşekkür ederim ama risk çok büyük. Korkarım ki reddetmek zorundayım.”
Hoshinomiya-sensei’nin bile böylesine riskli bir teklifi kabul edeceğimi düşünmeyeceğinden emindim.
“Pekâlâ o zaman karşılığında ne istiyorsun? Bir teklifte bulunabilir misin, Ayanokouji-kun?”
“Aklımda belirli bir şey yok. Sizin başka bir teklif sunmanızı beklemem gerekecek.”
“Off…. Peki, bu durumda başka bir şey daha var. Evet. Sadece benim yapabileceğim bir şey… Mesela…” (çn= Mesela Kek’lere gönderme mi yoksa)
Kekeleyerek konuştuğu sırada sağ elini uzatıp nazikçe kulağıma dokundu.
“Benim için kulaklarımı mı temizleyeceksiniz?”
“Şakayı bırak. Ne demeye çalıştığımı anlıyorsun, değil mi?”
Bana, ne gerekiyorsa yapmaya gerçekten hazır olduğunu gösteriyordu. Eğer elinden bir şey geliyorsa, dışarıdan nasıl görüneceğine bakmaksızın onu yapardı.
Ancak karşılığında bana ne teklif ederse etsin, Hoshinomya-sensei ile güçlerimi birleştirmek fazlasıyla riskliydi.
Onu sadece kazanmayı arzulayan aptal bir öğretmen olarak görüp geçmek kolay olsa da gerçek hiç de öyle basit değildi.
Kazanmak uğruna her şeyi yapmaya dair kararlılığı hiç şüphesiz son derece samimiydi. Eğer durum buysa, söylediğim her şeyi alıp bana karşı kullanması mümkündü. Ne de olsa ağızdan çıkan söz geri alınamazdı. Çeşitli riskleri göz önünde bulundurmam gerekiyordu.
“Gözlerinde inanılmaz bir tiksinti ifadesi var, Ayanokouji-kun. Sanki… içimi, zihnimin derinliklerini görebiliyormuşsun gibi.”
“Şu anda yapabileceğin tek şey, Ichinose’nin sınıfının zaferine inanmak.”
“Sanırım bu, zaferi ne pahasına olursa olsun bırakmayacağını söyleme şeklin.”
“Elbette öyle. Sonuçta sınıflarımız doğrudan rakip.”
“Bu durumda, elimde ne gibi bir çare kaldığını kestirmek zor, öyle değil mi?”
“İlginç. Ben de bunu dört gözle bekliyor olacağım. Müsaadenizle.”
Sözlerim üzerine arkamı döndüm ve tuvalete doğru yöneldim.
Hoshinomiya-sensei bana tekrar seslenmediği gibi, peşimden geliyormuş gibi de görünmüyordu.
Çevirmen: Mesela Kek 2
İyi okumalar.
İnstagram: @turkcelightnovels
Discord sunucumuza gelmeyi ve aktif hale gelen yorumlar kısmında bölüm hakkında yorum yazmayı unutmayın.
Ayrıca diğer serilerimiz olan Fate/Zero, Tavşan Kostümlü Senpai’m ve Eczacı Günceleri’ni de okuyabilirsiniz.
Amk pedosu