Elitler Sınıfı - Cilt 23 - Bölüm 35
Şiddet ve beraberinde getireceği cezalarla sonuçlanma riski taşıyan, kritik ve patlamaya hazır bir tartışma geride kalmıştı.
Görüşmelerin ikinci turunda Shiina’nın fedakârca davranışları sayesinde o gergin durum yatıştırılmıştı. Ne var ki Sakayanagi, bunun sadece tesadüf eseri olan bir mucize olmadığını kısa sürede fark etti.
“Anlıyorum… Tokitou-kun’un sınıfına karşı bir hoşnutsuzluğu var. Bundan faydalanacağımı öngördün ve bu yüzden Shiina-san’ı, Tokitou-kun ile aynı gruba yerleştirdin.”
“Heh, Tokitou bir kez kontrolden çıkıp ortalığı birbirine katmaya başladı mı, onu durdurmak hiç de kolay olmaz. Gördüğün gibi karşısında başka biri olsaydı, sadece ateşe körükle gitmiş olurlardı. Onu durdurması için kimi gönderirsen gönder, alacağın sonuç aşağı yukarı aynı olurdu.”
“Peki, o zaman nasıl oluyor da Shiina-san onu durdurabiliyor?”
“Heh heh. Çünkü tıpkı sana davrandığı gibi, kadınlara karşı yumuşak davranır. Bir kadına yumruk atacak cesaret yok onda.”
“Senin mantığın, başkaldıran unsurları önceden saf dışı bırakmak üzerine kurulu değil miydi?”
“Tokitou’nun fevri çıkışları ‘başkaldırı’ sayılacak düzeyde değil. Sadece ateşle oynuyor.”
“Ona gelişmesi için bir fırsat tanıyorsun demek. Dışarıdan göründüğünün aksine, oldukça naziksin.”
“Çünkü birileri, bir yerlerde, bu tür şeyler yapmaktan hoşlanıyor.”
Çevredeki unsurları kullanarak başkalarının gelişimini tetiklemek, Ayanokouji’nin sıkça başvurduğu bir yöntemdi.
Böylesine farklı insanlar olmalarına rağmen Sakayanagi, Ryuuen’de Ayanokouji’ye dair ufak bir iz sezmişti. Ryuuen ile mücadele etmekten, hayal ettiğinden çok daha fazla keyif aldığını fark etti.
“Yine de ikinizin arasındaki tek benzerliğin aynı doğum gününe sahip olmanızdan ibaret kalmasını umuyorum.”
Ryuuen, Sakayanagi’nin aniden ve beklenmedik iğneleyici yorumuna güldü.
“Haha! O konu umurumda bile değil. Ne bildiğim var ne de ilgilendiğim. Ben sadece onun yaptığını taklit ettim.”
Ryuuen, A Sınıfının Tokitou’nun durumundan faydalanamaya çalışacağı ihtimalini hesaplamış, bu konuyla ilgilenmesi için sınıf temsilcisi adayları arasından elediği Shiina’yı gayet iyi bir şekilde kullanmıştı.
Sakayanagi, Ryuuen’in izlediği bu stratejiyi gerçekten takdir etmişti. Elbette bu strateji birtakım riskler barındırıyordu ancak bunun da ona has bir durum olduğunu düşünüyordu.
Bu özel sınavın sonucu üzerinde somut bir etkisi olup olmayacağı bir yana, her iki sınıfın bakış açısından bakıldığında, Ryuuen’in tarafı bir ivme kazanmıştı.
“Her iki temsilci de pas geçmeyi tercih etti. Dolayısıyla aday gösterme işlemi örnek öğrenciler tarafından yapılacak.”
Bu turda her iki temsilci de pas geçmeyi tercih etmişti. Shiina hedef alınmış ve tartışmadan çekilmişti.
Ardından, üçüncü turda Shimizu yine Tokitou’ya yüklense de Tokitou, artık herhangi bir rahatsızlık belirtisi göstermiyordu.
Shiina’nın isteklerine ihanet edemezdi ve buna sadık kalma konusundaki kararlılığı ekranın ötesinden bile hissediliyordu.
“Sakayanagi-san ve Ryuuen-kun’un her ikisi de Machida-kun’un örnek öğrenci olduğunu başarıyla tespit etti. Dolayısıyla bu aday gösterme işlemi berabere sonuçlanacak.”
Önceki turu pas geçen temsilciler, bu turu da berabere bitirdiler.
Tokitou’ya destek vermiş olan Shiina’nın aniden saf dışı bırakılması, tıkanmış olan tartışmayı hızlandırmıştı.
“İş bu noktaya geldiğine göre, Shimizu-kun’un adaylığı kaçınılmaz görünüyor.”
“Ben de tam olarak aynı şeyi düşünüyordum.”
Her iki taraf da bu adaylık turunda fikirlerini karşılıklı dile getirdi.
“Sakayanagi-san ve Ryuuen-kun’un her ikisi de Rokkaku-san’ın örnek öğrenci olduğunu başarıyla tespit etti. Dolayısıyla bu aday gösterme işlemi berabere sonuçlanacak.”
Her iki temsilcinin de önceden beyan ettiğinin aksine, öne çıkan ve örnek öğrenci olarak doğru tespit edilen kişi Shimizu değil, Rokkaku olmuştu.
Böylece, her iki tarafın da Can Puanlarında herhangi bir değişikliğin yaşanmadığı sıra dışı bir durumla, tartışmanın ikinci turu sona erdi.
Üçüncü tartışmaya geçildiğinde bile durum büyük ölçüde değişmedi. Bu da işlerin bir çıkmaza girdiğini gösteriyordu.
Hem birinci hem de ikinci turda her iki temsilci de art arda pas geçmeyi tercih etti. Ancak üçüncü turdan itibaren her iki taraf da eş zamanlı olarak atağa kalktı. Arka Arkaya gelen turlarda aday gösterme işlemleri yapmalarına rağmen sonuç yine beraberlikle noktalandı.
Beşinci tura geçildiğinde Ryuuen, bir alt sınıf öğrencisini başarıyla tespit ederek Can Puanı sayısını yediye çıkardı.
Hemen ardından gelen altıncı ve yedinci turda ise her iki taraf yine pas geçti ve tur beraberlikle sonuçlandı.
“İnatçılığının bu kadar uzun süre devam edeceğini tahmin etmemiştim.” dedi Sakayanagi.
“Ben de seni yanlış değerlendirmişim. Sadece laftan ibaret değilmişsin.”
Tahmin ettiklerinden çok daha uzun süren bir mücadelede, taraflar sergiledikleri çabadan ötürü birbirlerini tebrik etmişlerdi.
Sakayanagi riskli hamlelerden kaçınıyor, tartışma boyunca tek bir özel rol için bile aday göstermiyordu. Ortada şüpheli bir durum olduğunu sezerek, saldırgan olmayan bir tutum sergiliyordu.
Bunun sonucunda tartışma birkaç tur daha sürdü ve nihayetinde, tüm sıradan öğrencilerin odadan çıkmasıyla, geriye kalan örnek öğrencilerin zaferiyle sonuçlanan alışılmadık bir tablo ortaya çıktı.
“Hiç değilse su getiremez misin?” diye tersledi Ryuuen.
Ara verildiğinde ve Ryuuen su isteğini dile getirdiğinde, sınav görevlisi aceleyle birkaç plastik şişe getirdi.
Ryuuen şişelerden birini görevlinin elinden sertçe kaptı, kapağını açtı ve yarısını bir dikişte kafasına dikti.
“Vücudun susuz kalmaması önemlidir. Sanırım zihnini kullanmaya pek alışkın değilsin. Bu iş, düşündüğünden çok daha fazla enerji tüketiyor olmalı.”
Yaptığı yorum, kendisinin suya hiç ihtiyaç duymadığını ima eden, kötü niyetli ve alaycılıkla dolu olsa da Ryuuen bunu görmezden geldi.
“Ayanokouji-kun ile rövanş yapmayı bu kadar çok mu istiyorsun? Kazanamazsın.”
“Belki şimdi kazanamam. Ama inat edip peşini bırakmazsam, er ya da geç bana bir açık verecektir.”
“Senin iyiliğin için öyle olmasını umarım. Ne var ki Ayanokouji-kun, o denli hoşgörülü bir rakip değildir.”
Sakayanagi’nin konuya zerre ilgi duymadığı belliydi. Yalnızca üstünlüğünü kabul ettirmeye çalışıyordu.
“İliklerine kadar berbat bir kadınsın.”
“Çok teşekkür ederim.”
Dördüncü tartışma için vakit yaklaşıyordu ve her iki taraf da birbirini alaşağı etme konusunda kararlıydı.
Bu yeni tartışmada Sakayanagi bir rol sahibini tespit ederken, aynı turda Ryuuen hatalı bir aday gösterme işlemi yapmış, sonucunda da toplamda iki Can Puanı kaybetmişti.
İbre Sakayanagi’nin lehine dönüyor gibi görünüyordu.
Tartışmanın dördüncü ve beşinci turlarında her iki temsilci de sırasıyla bir rol sahibini ve örnek öğrenciyi doğru bir şekilde tespit edip durumu berabere bitirmişlerdi ki bu akıl almaz bir gelişmeydi.
Her ikisi de altıncı turda pas geçti.
Yedinci turda temsilciler bir kez daha örnek öğrenciyi tespit ederek tartışmayı sonlandırdı.
Generaller arasındaki mücadele başlayalı çoktan üç saati geçmişti ve beşinci tartışmaya girmek üzereydiler.
“Görünüşe göre ikimiz de birbirimize kesin bir darbe indiremiyoruz.” dedi Sakayanagi.
“Öyle görünüyor.”
Ryuuen’in beş, Sakayanagi’nin ise sekiz Can Puanı vardı.
Uzun süredir karşılıklı aday gösterme hamleleri yapıyorlardı ve ikisi de geri adım atmıyordu. Yine de aralarında bir fark oluşmaya başlamıştı.
Beşinci tartışmanın ikinci turunda, hatalı bir aday gösterme işlemi yüzünden Ryuuen’in Can Puanı dörde düştü.
O ana dek Ryuuen, Tokitou’dan devraldığı ivmeyle sakinliğini koruyup mücadelesini sürdürse de giderek daha fazla hüsrana uğruyordu.
Son derece önemli bir rakip olan Sakayanagi’yi tek bir adım bile geri püskürtemediği anlar oluyordu.
Tüm bunların ortasında, zihnini kemiren tek bir düşünce vardı: Hesaplama ve öngörü yeteneğinin, Sakayanagi’ninkini aşamayacağı gerçeği.
Aslına bakılırsa Sakayanagi tek bir kritik hata bile yapmamıştı.
Ryuuen ise sadece aday gösterme aşamasında tek bir hata yapmakla kalmamış, yer yer yaptığı ufak hatalarla Can Puanlarını da yavaş yavaş tüketmişti.
Sanki adım adım bir uçurumun kenarına itiliyormuş gibi hissediyordu.
“Sen tam olarak ne görüyorsun, Sakayanagi?”
“Senin fark ettiklerini ben de kesinlikle fark ediyorum. Ancak benim fark ettiklerimi sen fark edemeyebilirsin. Bütün mesele bundan ibaret değil mi? Yine de çok sabırlısın. Sence de artık ibreyi tersine çevirmek adına, hain belirleme hakkını kullanmanın vakti gelmedi mi?”
Ryuuen yavaş yavaş puan kaybederken, içinde bulunduğu durumun aleyhine olduğunu kabul etmekten başka yapabileceği bir şey yoktu.
Gidişatı tersine çevirmenin en hızlı yolu, yalnızca kendisinin elinde bulundurduğu o hakkı kullanmaktı.
Sakayanagi bu noktada şaşkınlık içindeydi. Ryuuen’in, sahip olduğu hain hakkını daha erken aşamalarda kullanacağını düşünmüştü.
Ryuuen Can Puanlarının yarısından fazlasını kaybetmişken, dikkatli davranmadığı takdirde bir sonraki tartışmada yenilgiye uğraması gayet mümkündü.
Şayet böyle bir durum gerçekleşirse, hain belirleme hakkını kullanmaya fırsat bile bulamadan kaybedecekti.
Elbette Sakayanagi’nin, Ryuuen’in bu hakkı ne pahasına olursa olsun kullanmaktan kaçınmasını istemesi gayet doğaldı. İşte bu yüzden, beşinci tartışmadan altıncı tartışmaya ve sonrasına uzanacak hamlesinin zeminini hazırlıyordu.
Ona bunu kullanması gerektiğini söylerken ki asıl amacı, onun bu kozu elinde tutmasını sağlamaktı.
Dördüncü turda Ryuuen bir risk aldı.
Geriye kalan katılımcılar arasında, örnek öğrenci rolüne sahip olma ihtimali en yüksek olan kişi kimdi?
Ryuuen, gözleriyle gördüklerine ve kulaklarıyla duyduklarına dayanarak zihninde oluşturduğu cevaba güvendi ve hamlesini yaptı.
“Ryuuen-kun, Nishi-san’ın örnek öğrenci olduğunu başarıyla tespit etti. Dolayısıyla Sakayanagi-san üç Can Puanı kaybedecek.”
Ryuuen, Sakayanagi’den önce harekete geçmiş ve gruptaki ilk örnek öğrenciyi bulmayı başarmıştı.
“Görünüşe göre aradaki farkı nihayet kapattım.”
Kalp atışlarının hafifçe hızlanmasından duyduğu memnuniyeti sırıtışıyla belli ediyordu.
“Öyle görünüyor. Düşük ihtimallere rağmen örnek öğrenciyi tespit etmeyi başardın.”
Tartışma sırasında öğrencilerin pek çoğu konuşmaya istekli değildi. Bu sebeple her iki temsilcinin elinde de kesin bir bilgi bulunmuyordu.
“Pekâlâ, hayır, sanırım o kadar da basit değil. En azından bu aday gösterme konusunda, öngörün benimkini aşmış olmalı.”
Rakibiniz başarılı olduğunda hakkını teslim etmeniz gerekirdi. Ryuuen, bunu hak eden bir öğrenciydi.
Ryuuen’in az önceki turda yaptığı saldırı şüphesiz büyük bir darbe olsa da bir sonraki turda durum tam tersine dönecekti.
“Sakayanagi-san, Hoashi-san’ın örnek öğrenci olduğunu başarıyla tespit etti. Dolayısıyla Ryuuen-kun üç Can Puanı kaybedecek.”
Sakayanagi, Ryuuen’in daha önceki aday gösterme hamlesiyle açığa çıkan ipuçlarını kullanarak, tartışmada geriye kalan son örnek öğrenciyi fark etmişti.
“Sen…”
“Minnettarım. Sayende, geriye kalan örnek öğrenciyi bulabildim.”
Ryuuen’in aday gösterme işlemi yapması sayesinde Sakayanagi, kendi başına bulamayacağı bir bilgiye ulaştı ve örnek öğrenciyi tespit etti.
Ryuuen’in sevinci kısa sürmüştü.
Sakayanagi beş Can Puanına sahipken, kendisinin geriye tek bir Can Puanı kalmıştı.
Her iki temsilci de birer örnek öğrenci belirlemeyi başarmış olsa da seçimlerin farklı zamanlarda yapılmış olması, durumun beraberlikle bitmesini engellemiş, aksine nihai sonuca daha da yakınlaştırmıştı.
Tartışma sona erdi ve mola başladı.
“Artık nihayet tek bir hatanın sonunu getireceği bir durumdasın, öyle değil mi?”
Bir sonraki tartışma için kazandıracak bir strateji belirleyen Sakayanagi, kibre kapılmadan meydan okumaya kararlıydı.
Öte yandan Ryuuen gözlerini kapatıp başını tavana doğru kaldırdı.
Sakayanagi’nin ilk hamleyi yapmasını ne pahasına olursa olsun engellemesi gerekiyordu.
Her şeye rağmen, örnek öğrenciyi başarıyla aday göstermiş olması ona bir nebze olsun rahatlama hissi veriyordu. Ne de olsa sırf bekleyip görmek istediği için böyle bir aday gösterme fırsatını kaçırmak hata olurdu.
Ancak buradan geri döndürmenin de bir yolu yoktu.
Geriden gelip sürpriz bir zafer kazanma ihtimalinin cılız belirtileri de silinip gidiyordu.
Hepsi bu kadar mıydı?
Burası yolun sonu muydu?
Gerçekte ne kadar yetenekli olduğunu Ayanokouji’ye kanıtlamak için, Sakayanagi’ye doğrudan meydan okumuştu.
Ryuuen, elindeki tüm yaratıcılığı kullanarak yapabileceği her şeyi ortaya koydu. Ne var ki haddini aşan bir hamle yapmıştı ve farkı bir türlü kapatamıyordu.
Bir sonraki hamle kesinlikle nihai ve belirleyici hamle olacaktı. Fırsatını bulduğu an Sakayanagi, hiç çekinmeden ve risk almaktan korkmadan üzerine gelecek, yapacağı bir aday gösterme hamlesiyle Can Puanlarını düşürecekti.
Hain belirleme hakkını kullanmayıp masada bırakmak yerine bu hakkı kullansaydı, daha iyi bir mücadele verebilir miydi?
Bir an için böyle düşünse de kısa süre sonra, bunun durumu eşitlemeye bile yetmeyeceğini fark etti.
Sakayanagi’nin şu ana kadarki dövüş tarzı, haini hızla saf dışı bırakabileceğini gösteriyordu.
Elinden başka bir şey gelmiyordu.
Geriye kalan tek seçenek, tartışmadaki on dört katılımcıdan sadece ikisini oluşturan örnek öğrencileri aday göstermek ve bir mucizeye inanmaktı.
Böyle bir mucizenin bir kez gerçekleşmesi gibi düşük bir ihtimal söz konusu olsa bile, muhtemelen ikinci kez gerçekleşmeyecekti. Yine de denemekten başka çaresi yoktu.
Ryuuen kaybettiğinde nasıl hissedeceğini merak etmişti. Şu anda yüzü gayet aydınlık ve neşeli görünüyordu. Bunun nedeni, bizzat karşısındaki ufak tefek rakibinin dış görünüşüne rağmen kesinlikle yetenekli olduğunu kabul etmekten başka çaresinin olmadığı bir noktaya gelmiş olmasıydı.
Özel sınavlarda ileriye dönük plan yapabilme becerisi, vizyonunun genişliği ve daha da önemlisi, hiç hata yapmayarak adeta aşılmaz, çelikten bir savunma duvarı örmüş olması…
Ryuuen dövüşlerinde ağırlıklı olarak sahte bir güç gösterisi, blöf ve tehditler yoluyla baskı ve zorlamaya başvururken, Sakayanagi kendi ilkelerini silah olarak kullanıyordu.
Onunla düzgün ve adil bir mücadeleye girdiğinde, hâlâ Sakayanagi kadar yetenekli olmadığı pek çok alan bulunduğunu fark etti.
“Vay be, işlerin bu noktaya geleceğini hiç düşünmemiştim.” dedi Ryuuen.
Ryuuen’in elinde bir Can Puanı kalmışken, Sakayanagi’nin beş Can Puanı vardı.
Ekrana kaç kez bakarsa baksın, mevcut puan değerleri değişmiyordu.
“Yapabileceğin hamleler sınırlı, değil mi? Neden hakkını kullanmıyorsun?”
Bu noktada Ryuuen’in zafer ihtimalini yeniden yakalayabilmesinin tek yolu, o ana dek sakladığı haini devreye sokmaktı.
Sakayanagi’nin sözleri bir tavsiye gibi gelse de Ryuuen işin aslını görmüş, bunun bir yalan olduğunu anlamıştı.
“Bu aşamada haini kullanarak durumu tersine çevirmeyeceğim. Aslına bakarsan, bu sadece şansımı azaltır. Şu ana kadar ölümüne savaştık ama savaşın gidişatını göremeyecek kadar da aciz duruma düşmedim, anlıyor musun?”
Bu durum Ryuuen için bir nevi koz haline gelebilecek olsa bile, artık çok geçti.
Hain belirleme hakkını kullanmak, pas geçme ve turu ilerletme isteği uyandırırdı.
Gerçekleşme ihtimali düşük olan örnek öğrenciyi bulma işini başaramasa bile, içten içe bir şekilde her şeyin yoluna girebileceği düşüncesine kapılırdı.
Başka bir deyişle, hain belirleme hakkını kullansa bile, bunun faydalarını görmek zaman alırdı.
Bir veya iki katılımcının bilgileri açığa çıksa dahi, nihayetinde bu bilgileri es geçip art arda iki başarılı öğrenciyi hedef almak zorunda kalacaktı. Bu kumar tutsa bile, Sakayanagi muhtemelen bunlardan en az birini engelleyecekti. Dahası, Sakayanagi büyük ihtimalle tartışma sırasında rol sahiplerini tespit edip önce onu saf dışı bırakırdı.
Mücadelenin sonu, ufukta görünür hale gelmişti.
“Anlıyorum. Görünüşe göre hâlâ biraz bilgeliğin var. En azından o kadarını görebilecek kadar…”
Belki de hain belirleme hakkını kullanmadan sahneden çekilmek, Ryuuen’e daha çok yakışırdı.
“Sen güçlüsü—”
Ryuuen isteksizce bir şeyler söylemeye yeltenirken, zihninde bir anlık düşünce belirdi.
“Bu maçı… Kaybettim.”
Gerçek hislerinin dışa vurmasıyla beraber gelen, erkenden kabul edilmiş bir yenilgiydi bu.
Başta bunu dile getirmemek için dirense de nihayet kelimelere döktüğünde, kendini rahatlamış hissetti. Bu, Sakayanagi’nin gerçekten de diğerlerinden bir gömlek üstün olduğunu düşündüğünün tartışılmaz kanıtıydı.
“Görünüşe göre sen de bu savaştaki şah matı gördün.” dedi Sakayanagi.

“Evet. Kabul ediyorum.”
“İyi savaştın. Övgüyü hak eden, yetenekli bir insan olduğunu açık yüreklilikle kabul ediyorum.”
Aslında Sakayanagi de bu karşılaşmanın sona ermesinden dolayı üzgündü.
Ryuuen’in savaşını biraz daha izlemek istiyor, ona karşı ebeveyn sevgisine benzer bir his besliyordu.
Ryuuen’den böyle bir yenilgi itirafı duymasına rağmen, Sakayanagi ne dikkatsizliğe ne de kibre kapılmıştı. Bunun nedeni, onun ölü taklidi yapıyor olabileceği ihtimalini, yani başka bir deyişle kaçınılmaz bir yenilgiye uğramış gibi davranarak durumu tersine çevirmeye çalıştığı ihtimalini göz önünde bulundurmasıydı.
Sakayanagi’nin ona yan gözle bakarken gözlerinde beliren keskin parıltıyı gören Ryuuen, ister istemez ağzından bir şeyler kaçırıverdi.
“Teslimiyetimden sonra bile gardını düşürmüyorsun. Sen gerçekten de kurnaz bir kadınsın.”
“Elbette. Okuldan gelecek sonuçları görene dek en ufak bir geri adım atmayacağım.”
Muhtemelen sonuncusu olacak bir sonraki tartışmaya yaklaşık üç dakika kalmıştı.
Ryuuen’in elinde yalnızca tek bir Can Puanı vardı. Ayrıca hain belirleme hakkı da hâlâ duruyordu.
“Çhh…” Ryuuen aniden dilini şaklattı.
“Neden dilini şaklatıyorsun?”
“Ah, önemli bir sebepten değil.
Günün erken saatlerinde yaşanan bir olay yüzünden farkında olmadan dilini şaklatmıştı.
“Belki de bu şekilde kaybedeceğimi önceden fark etmişti.”
“Ayanokouji-kun’dan mı bahsediyorsun?”
“Evet. Özel sınavın kuralları açıklandıktan sonra, bu sabah beni çağırdı.”
“Ayanokouji-kun’un sana baktığını biliyorum, Ryuuen-kun. Yanılmıyorsam tuvalete gidiyordun. İkiniz arasında bir konuşma geçtiğini tahmin etmiştim.”
Doğal olarak durumu kavramıştı. O anı zihninde canlandırırken başını salladı.
“O sırada bana bir şey söyledi. Eğer kaybedersem, sana bir mesaj iletmemi istediğini söyledi, Sakayanagi.”
“Anlıyorum. Demek seni bu yüzden çağırmış.”
Tam da Ayanokouji’nin öngördüğü gibi, Ryuuen yenilginin eşiğine gelmişti.
“Pekâlâ, dinleyelim bakalım. Benim için nasıl bir mesajı varmış?”
Mesajın doğru mu yoksa yalan mı olduğunu, Ryuuen’in söyleyeceklerini dinleyerek anlayabilirdi. Sakayanagi’nin ilgisini çeken şey de tam olarak buydu. Ne var ki Ryuuen, beklenmedik sözlerle karşılık verdi.
“Bilmiyorum. Kesin olarak bildiğim tek şey, mesajın Hashimoto’nun elinde olduğu.”
“Hashimoto-kun mu?”
“Üstelik, bunun ancak bu özel sınav sayesinde anlaşılabilecek bir mesaj olduğunu söyledi. Gerçi doğru mu değil mi, orasını bilemem.”
Biri çıkıp böyle bir şey söyleseydi, Sakayanagi’nin buna ilgi duymaması imkansızdı.
“Son tartışma için Hashimoto’nun bulunduğu grubu seçersen, hain belirleme hakkımı kullanacağım.”
Bu mücadele başladığında, Hashimoto’nun dahil olduğu grup Sakayanagi’nin elediği ilk gruptu.
Mücadelenin sonucunun belirlenmek üzere olduğu şu anda Ayanokouji’den gelen mesaj, onun Hashimoto’yu kullanacağı bir gelişmeye yol açacaktı.
Sakayanagi, işin içinde bir bit yeniği olduğunu düşünmekten kendini alamadı.
“Bu, hâlâ mücadeleden vazgeçmediğin anlamına mı geliyor?” diye sordu Sakayanagi.
“Böyle düşünmek istiyorsan, hiç durma.”
Sakayanagi’nin içgüdüleri ona, ‘Bu teklifi kabul etme’ diyordu.
Kazanma ihtimalinin neredeyse %100 olduğu bir durumda, bu olasılığı az da olsa düşürmek aptallık olurdu.
Buna rağmen Ryuuen’in yalan söylediğini düşünmüyordu.
Bunun gerçekten Ayanokouji’den gelen bir mesaj olduğunu hissettiği için bilinçaltında temkinli davranmaya başlamıştı. Ancak aynı zamanda, Ayanokouji’nin mesajının ne olduğunu da öğrenmek istiyordu.
“Eğer şu ana kadar hain belirleme hakkını bilerek elinde tuttuysan, bu, kendini dezavantajlı bir duruma sokarak bana karşı savaştığın anlamına gelir. Bu hiç hoşuma gitmedi.”
“Bu tamamen benim hatamdı. Mümkün olan en kısa sürede kullanmalıydım.”
Sakayanagi, Ryuuen’in haini kullanmadan kazanmaya çalıştığından emindi. Ancak zorla ilerlemeye çalışmadan önce, Ryuuen’in başvurabileceği başka hamlelerde vardı.
Buna rağmen Sakayanagi, Ayanokouji’nin mesajını merak ediyordu.
“Hashimoto-kun aracılığıyla bir mesaj göndererek aklından neler geçirdiğini merak ediyorum.”
“Benim de hiçbir fikrim yok. Ama bir tahminde bulunacak olursam, bunun bir tuzak olduğunu söyleyebilirim. Hain için tek risk okuldan atılmak. Gerçi, Hashimoto masum olduğunu iddia etmeye kalkıştığı senaryoda bu ihtimal zaten mevcut.”
Ryuuen, Hashimoto’yu hain olarak gösterecek ve Sakayanagi de onunla yapacağı bir görüşmede konuyu gündeme getirecekti.
Hashimoto fark edilmeden süreci atlatabilirse büyük miktarda Kişisel Puan kazanabilirdi. Öte yandan Sakayanagi onun gerçek durumunu bilirse, hiç tereddüt etmeden bir karar verip Hashimoto’nun okuldan atılmasını sağlayabilirdi.
“Durumu hafife alacak, hain olarak seçilmesinin hiçbir yolu olmadığını düşünecektir. Üzerine gitsen bile muhtemelen sessizliğini koruyacak ve hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranacaktır.”
“O yolu seçerse okuldan atılma riskini göze alacağı kesin. Ama bu pek olası değil, değil mi?”
Hain rolü son derece dezavantajlıydı. Kimlikleri açığa çıktığı takdirde, aday gösterme aşamasında itirafta bulunma ihtimalleri yüksekti.
Elbette, hain olduğu iddia edilen öğrenci aslında hain değilse, temsilci cezalandırılırdı. Ancak temsilci yalnızca bir Can Puanı kaybedeceği için bu durum büyük bir aksilik sayılmazdı.
Hashimoto muhtemelen kendisinin hain olarak seçilme ihtimalinin çok düşük olduğunu düşünse de Ryuuen seçim hakkını kullanırken, kurnazca bir hamleyle ve Sakayanagi’yi zekasıyla alt etme amacıyla Hashimoto’yu seçebilirdi.
Durum böyle olmasa bile, işin içinde bir hain olması halinde Sakayanagi’nin Hashimoto’yu şüpheli olarak göreceği ve en azından onunla görüşmek üzere kendisini çağıracağı gerçeği değişmezdi.
“Onu çağırdığımda kesinlikle itiraf edecektir. Bu kararı alma konusunda benim açımdan korkulacak bir şey olmadığından, Hashimoto-kun’un hain olduğunu kabul etmemesi okuldan atılması anlamına gelecek.”
Eğer Sakayanagi’nin elinde tek bir Can Puanı kalsaydı ve köşeye sıkışmış olsaydı, işler farklı olabilirdi. Ancak elinde beş veya daha fazla puan olduğu sürece, Hashimoto’nun masum ya da suçlu olmasına bakılmaksızın, onu hain ilan etmekten başka bir seçeneği yoktu.
“Eğer azıcık da olsa bir umut besliyorsan, boşuna. Hashimoto-kun’un masum ya da suçlu olması fark etmeksizin, onun hakkındaki hükmüm bu yönde olacak.”
“Bunu biliyorum. O halde, çok övündüğün yeteneklerini bana göster. Eğer tatlı dille Hashimoto’yu suçlu bulmayacağına inandırabilirsen, belki onu benimle birlikte alaşağı edebilirsin.”
Böyle anlarda Sakayanagi ‘Ya şöyleyse’ diye düşünürdü.
Ya Ryuuen, Hashimoto ile önceden bir anlaşma yapmışsa?
Ya bu, Ryuuen’in en başında beri kurduğu bir tuzaksa?
Ne var ki özel sınavın ayrıntıları bu sabah açıklanmıştı.
O aşamada temsilciler ve katılımcılar tamamen izole edilmiş durumdaydı. Dolayısıyla bilgi alışverişinde bulunmak için en ufak bir fırsatları bile olmamıştı.
Bu da Ryuuen’in, aslında hain olduğu halde hain olmadığı konusunda inatla ve göz göre göre yalan söylemesi yüzünden okuldan atılması gibi düşük bir ihtimal gerçekleşirse, onu kurtaracağına dair Hashimoto ile bir anlaşma yapmasının mümkün olmadığı anlamına geliyordu.
‘Hayır, bir dakika.’ diye düşündü Sakayanagi.
Böyle bir ihtimali zihninden bilerek elememeyi tercih eden Sakayanagi, asıl ‘ya şöyleyse’ sorusunun ne olabileceğini değerlendirdi.
Ya özel sınavın tüm kuralları önceden sızdırılmışsa?
Ryuuen’in Hashimoto’ya böyle bir anlaşma teklif edip etmediği meselesini bir kenara bırakırsak…
Hayır, bu kesinlikle imkansızdı.
Hashimoto itiraf etse de etmese de Sakayanagi onun hain olduğuna dair kararını rahatlıkla beyan edebilirdi.
Başka bir şey düşünmeye gerek yoktu.
Tek seçenek buydu ve geri dönüşü olmayacaktı.
Ne de olsa buna sebep olan Ryuuen değil, Ayanokouji’ydi.
“Görelim bakalım, Ayanokouji-kun’dan gerçekten bir mesaj gelmiş mi?”
Sakayanagi, Hashimoto’nun grubunu seçti. Ardından Ryuuen rastgele bir grup belirledi ve hain belirleme hakkını kullandı.
İkisi de Ayanokouji’nin mesajı doğrultusunda hareket ediyordu.
Ancak tartışma başladığında, Ryuuen ekrana bile bakmadı.
“Bir oyun çevirmediğini bu denli açıkça göstermek için zahmete girmen gerçekten nazikçe.”
“Heh, gereksiz bir direniş sergileme fikrinden pek nefret etmem aslında ama Ayanokouji’nin kışkırtmasına kanmış olmayı kendime yediremiyorum.”
Bu sınavda Ryuuen, kendi yeteneklerini kullanarak Sakayanagi’yi alt edeceğini bizzat Ayanokouji’ye ilan etmişti. Eğer bu gerçekleşmezse, o zaman bu karşılaşma çoktan bitmiş sayılırdı.
Sakayanagi, işini sağlama almak adına tartışmayı izledi. Tek bir turda elde edilebilecek bilgiler sınırlı olsa da aralarında özel role sahip olabileceğini düşündüğü birkaç kişi vardı.
Nihai zaferine yaklaşmışken, diyalog hakkını kullandı.
Sakayanagi elindeki bastonuyla yavaşça sınıftan çıktı.
Sakayanagi’nin gidişini izleyen Ryuuen, başını tavana doğru kaldırıp tüm gücüyle dizine bir yumruk indirdi.
Başından sonuna kadar üstünlüğü elinden kaçırdığına ve Sakayanagi’ye yetişemediğine hayıflanıyordu.
“Kahretsin…”
Burada bitsin istemiyordu.
Bu, gelişiminin de burada duracağı anlamına geliyordu.
Ancak bu istek artık gerçekleşmeyecekti.
Ryuuen Kakeru kaybetmişti.
Çevirmen: Mesela Kek 2
İnstagram: @turkcelightnovels
Discord sunucumuza gelmeyi ve aktif hale gelen yorumlar kısmından bölüm hakkında yorum yazmayı unutmayın.
Ayrıca diğer serilerimiz olan Fate/Zero, Tavşan Kostümlü Senpai’m ve Eczacı Günceleri’ni de okuyabilirsiniz.
ryuuen gitsin artık ya severiz ama arisu daha iyi net
Senden beklemezdim abi…
ejder çocuk da iyi ama arisu serideki en iyi kız