Elitler Sınıfı - Cilt 23 - Bölüm 10
O gece saat 22:00’dan sonra kapımın hafifçe çalındığını duydum ve ziyaretçimi karşılamak için kapıyı açtım.
Gelen kişi etrafına hiç aldırmayan, gündelik kıyafetler içindeki 2-A sınıfı öğrencisi Hashimoto’dan başkası değildi.
“Seni gören herhangi biri oldu mu?”
“Neler olup bittiğini kontrol etmem gerekti, o da epey vaktimi aldı. Her ihtimale karşı, buraya gelirken gerekli önlemleri aldım.”
“Öyleyse sorun yok. Senin şu anda benimle buluşman eminim kimsenin hoşuna gitmeyecektir.”
“Eğer benimle bir işin varsa, sadece arasan olmaz mıydı? Ya da en azından buluşma yeri konusunda biraz daha kafa yoramaz mıydın?”
Sanki beni tartıyormuşçasına, bakışlarını üzerime çevirdi.
Bu muhtemelen, sürekli başkalarından şüphelenen birinin sergilediği bilinçdışı bir davranıştı.
“Telefondan konuşamayacağın bazı konular vardır. Ayrıca dışarıda buluşmanın da kendine has riskleri var.”
“Peki, tamam. Eee? Benimle ne konuşmak istemiştin?”
Beni kapıda dikilerek dinlemesini istemediğimden onu içeri davet ettim ve oturması için yer ayarladım.
“Yıl Sonu Özel Sınavı duyurulduğuna göre konuşmamız gerektiğini düşündüm. Bu konudaki duruşunun ne olduğunu tekrar sormak istedim sadece.”
“Okul kuralların tam olarak ne olduğunu açıklamadı, değil mi? Henüz ne yapacağımı bilmiyorum.”
“Ne yapacağını sormadım, nerede durduğunu sordum. Daha önce Ryuuen’in tarafında olacağını söylemiştin.”
Hashimoto’nun, daha geçen gün tam da bu odada benimle konuştuğu anları hatırlayarak söylemiştim bunu.
“Hiçbir şey değişmedi. Bu okulda kalmamın tek yolu, Ryuuen’in kazanmasına izin vermek. Yine de işlerin iyi gittiğini söyleyemem. Sınav duyurulduğunda Ryuuen’e yardım etmeyi planlamış olsam da okulun bize kuralları açıklamayacağını tahmin edemezdim.”
Sınav kurallarına bağlı olarak, ön hazırlık aşamasında ona yardım etmiş olması kesinlikle mümkündü.
“Sınıfına ihanet edeceksen, aslında bunu işine gelen bir durum olarak görmelisin.”
Ha?”
Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
Hashimoto olayların bu şekilde gelişmesinden yüksek sesle yakınıyordu ancak bu yakınma ihanetinin açığa çıkmayacağı varsayımına dayanıyordu.
“Eğer sınavın içeriği bize açıklanmış olsaydı, Sakayanagi bunu kullanarak seni ve Ryuuen’i tuzağa düşürecek bir strateji geliştirirdi. Ancak içeriği bilmediğimiz sürece, önceden hazırlanmış bir karşı önlem geliştiremez. Yapacağı şey en fazla seni temsilci olarak seçmemektir. Ne de olsa asıl sınavda senin ne yapacağını öngöremez.”
Sakayanagi açısından, özel sınav aslında olumsuz bir noktadan başlıyordu.
“Anlıyorum. Bu da başka bir bakış açısı.”
Hashimoto büyük bir ilgiyle başını salladı. Yine de bu düşünce tarzına bel bağlayacakmış gibi görünmüyordu.
Aksine, sanki asıl sorun başka bir yerdeymiş gibi huzursuz görünüyordu.
“Bence bana cevabını verme vaktin geldi, Ayanokouji. Biliyorsun uzun süredir bekliyorum.”
“Ryuuen’in sınıfına geçmeye istekli olup olmadığımla ilgili, değil mi?”
“Evet. Önemli bir risk alıp Sakayanagi’ye ihanet etmeye karar verdim. Çünkü içinde yer alıp kalacağın sınıf, benim gelecekteki yolumu da belirleyecek.”
Hashimoto her zamanki gibi, doğru ve yalanların karışımından oluşan bir yanıt vermişti.
Eğer Ryuuen Yıl Sonu Özel Sınavından galip çıkarsa, Hashimoto’nun planının ilk aşaması gerçekleşmiş olacaktı.
Sonrasında eğer sınıf değiştirmeye karar verirsem, o da amacına ulaşmış olacaktı.
“Peki gitmek istemediğimi söylersem ne olur?”
“Şey, bu büyük bir sorun olur. Çünkü böyle bir durumda A Sınıfından mezun olma şansımın düşeceği gerçeğinden kaçınmam mümkün olmaz.”
“Bunu daha önce bilerek sormamıştım ama ya Kişisel Puanlar meselesi? Ryuuen’in sınıfı öyle servet sahibi falan sayılmaz. Hem seni hem de beni saflarına katmaları için büyük bir para gerekiyor, Hashimoto.”
Sorumun cevabı gayet bariz görünüyordu ama bu sözlerim, Hashimoto’nun dudaklarında yalnızca hafif bir gülümsemeye yol açtı.
“Şey, tam olarak öyle değil. Dinle, duyduğuma göre Ryuuen birinci ve üçüncü sınıflarla anlaşmalar yapıyor ve epey yüklü miktarda Kişisel Puan topluyormuş.”
“Anlaşmalar mı yapıyormuş?”
“Tam ayrıntıları ben de bilmiyorum ama diğer dönemlerden para topluyorsa, iki kişinin transferini karşılayacak kadarının onda olması gerçek dışı sayılmaz, değil mi?”
Eğer bu doğru olsaydı, evet bunu başarmak gerçekçi olabilirdi. Ancak buna ne ölçüde inanmam gerektiği konusunda emin değildim.
“Şey, puanlarımız biraz eksik kalsa bile endişelenmene gerek yok ne de olsa geçen gün Nagumo’dan beklediğimizden daha fazla Kişisel Puan elde ettik. Bu büyük bir yardımdı.”
Kastettiği şey, kamptayken üzerine bahse girdiğim Nagumo’nun bana vadettiği ödüldü, ki bu sayede 3.000.000 puan kazanmıştım.
Bana hayal bile edemeyeceğim kadar çok Kişisel Puan vermişti, bu yüzden gerçekten şaşkına dönmüştüm.
Kamp süresince işi üstlenip inisiyatif aldığı için, talep edildiği üzere kazancın yüzde 20’sine denk gelen 600.000 puanı Hashimoto’ya vermiştim.
Geriye kalan 2.400.000 puanı ise grubumuzdaki diğer on beş üye arasında eşit olarak paylaştırmış ve her birine 160.000 puan vermiştim.
Transfer işlemi için gereken 20.000.000 puanlık tutar düşünüldüğünde, elimdeki bu miktar o tutarın olsa olsa yüzde üçünü karşılardı.
Yine de yüzde üç, yüzde sıfırdan iyiydi.
“Başroldeki kişi sensin o yüzden kendine bir ya da bir buçuk milyon ayırmalıydın. O kadarını kendine saklamana hiç itiraz etmezdim. Grubun geri kalanıyla aynı payı kabul etmek, fazlasıyla azizce bir davranış.”
Kamp döneminde yaşananları hatırlayarak bıkkın bir ifadeyle konuştu. Doğrusu, Kişisel Puanlar bu okulda neredeyse mutlak bir güce sahipti. Yine de ben, sadece Kişisel Puanlara bel bağlayacak biri değildim.
“Eh, sanırım paranın seni öyle kolayca etkileyememesi iyi yönlerinden biri.”
Ben karşılık vermeyince, Hashimoto sessizce mırıldandı.
“Her neyse, hafta sonu ortalıkta görünmemeyi ve sessiz kalmayı planlıyorum o yüzden şimdi sorayım, sınavla ilgili bir tavsiyen var mı?”
Şu anda Hashimoto’ya söyleyebileceğim pek bir şey yoktu.
Ayrıca, bir şey söylemeliymişim gibi de hissetmiyordum.
Sadece…
“Vay canına, pekâlâ, tavsiye yerine sessizlikle karşılaşıyorum… Tamam.”
Sakayanagi ile Ryuuen arasındaki yüzleşmeye kendi inisiyatifimle müdahale etmeye hiç niyetim yoktu. Bu yüzden en doğrusu, olayları akışına bırakıp dikkatle izlemekti. Ancak olay gerçekleştiğinde, en azından esnek bir şekilde başa çıkabilmek için hazırlıklı olmak fena bir fikir değildi.
“Azıcık düşünüyordum.” diye cevap verdim.
“Eee? Yani bu, bir tavsiye bulduğun anlamına mı geliyor?”
Çok büyük beklentilere girmeden fikrimi almak istiyor gibiydi.
“Hashimoto, eğer bu koşullar altında yeni bir strateji geliştirmeden bu özel sınava girersen, işin sonunda kendini bir çıkmazda bulabilirsin.”
“Hey, hey, senden tavsiye istemiştim, değil mi dostum? Hadi ama, şu korkutucu lafları bir kenara bırakalım. Tamam, belki başım sıkışabilir ama üstesinden gelebilirim.”
“Her zamanki gibi işin içine yalanlar katarak mı?”
“Yalanlar güçlü bir silahtır, bilirsin.”
Bunu biliyordum.
Bazen bir yalan, fiziksel şiddetten bile daha güçlü olabilirdi.
Hatta bunu çok uzun zaman önce Horikita’ya da söylemiştim.
“Evet, yalanların güçlü olduğu doğru. Yalanlarla birinin hayatını mahvetmen bile çok kolay. Ancak yalanların herkeste işe yaramadığı da bir gerçek.”
“…Yani, yalanlarımın bu sefer rakibim üzerinde işe yaramayacaklarını mı söylüyorsun?”
“Hayır, yaramayacaklar.”
Sakayanagi yalanlar konusunda son derece temkinliydi ve keskin bir sezgiye sahipti.
Hashimoto kelimelerini ne kadar ustaca kullanırsa kullansın, verdiği mücadeleler yalanlar üzerine kuruluydu.
Bununla birlikte, kendisine ihanet etmiş olan Hashimoto’ya duyduğu güven de dibe vurmuş, yok denecek kadar azalmıştı.
Şu an muhtemelen onu dinlemezdi bile.
“Şey, öyle olsa bile bunu yapmaktan başka çarem yok. Hayatım boyunca hep böyle savaştım.”
Sanki övünebileceği tek silahı buymuş gibi konuştu. Aslında hayır, sanırım mesele başka bir savaşma yolu bilmiyor oluşuydu.
“Yine de bunu bir düşüneceksin, değil mi? Benimle birlikte Ryuuen’in sınıfına geçme konusunu.”
“Ryuuen’in tarafında yer alacaksın. Bu konudaki fikrini değiştirmeyeceksin, öyle mi?”
“Hayır.”
“Peki ya Ryuuen kendini zor bir durumda bulursa, o zaman ne olacak? Ya sen onun tarafında olsan da olmasan da kazanamayacağı kesinleşirse? O an geldiğinde yine taraf değiştirip Sakayanagi’nin yanına mı döneceksin?”
“Bu…”
“Eğer mücadelenin gidişatına göre saf değiştirirsen, çevrendekilerin gözünde utanç verici bir duruma düşmekten başka bir şey yapmış olmazsın.”
“…O zaman ne yapmalıyım? Ryuuen’in tarafında olacağım. Olacağım ama… Bunu düşünmek istemiyorum ancak öyle bir çıkmaza düşersem, başka ne seçeneğim var ki? Yapabileceğim tek şey dizlerimin üstüne çökmek ya da elimden gelenin en iyisini yapıp Sakayanagi’den af dilemek.”
En kötüsüne hazırlansa ve kaderini kabullenmiş olsa bile, son anda bir kaçış yolu arayacaktı.
Bu, şu ana dek analiz ettiğim Hashimoto Masayoshi’nin ta kendisiydi.
“O halde, hiç değilse kendine yalan söyleme. En azından bu kadarını yapabilirsin.”
Kapı arkasından kapanıp girişin ötesinde gözden kaybolana dek Hashimoto’nun ardından baktım.
Sınavın kurallarına bağlı olsa da eğer dikkatli olmazsa bu, Hashimoto’yu gördüğüm son sefer olabilirdi.
Zihnimde bu düşünceyle, uyumak için hazırlık yapmaya karar verdim.
Çevirmen: Mesela Kek 2
İyi okumalar.
İnstagram: @turkcelightnovels
Discord sunucumuza gelmeyi ve aktif hale gelen yorumlar kısmından bölüm hakkında yorum yazmayı unutmayın.
Ayrıca diğer serilerimiz olan Fate/Zero, Tavşan Kostümlü Senpai’m ve Eczacı Günceleri’ni de okuyabilirsiniz.
Hashimoto mal he
Hashimoto naneyi yedi