Elitler Sınıfı - Cilt 23 - Bölüm 13
Pazar gününün sonlarına doğruydu, saat neredeyse gece onu bulacaktı.
Sakayanagi’nin son zamanlarda meşgul olduğu göz önüne alınırsa, bundan sonra biraz daha farklı bir yöntemle iletişim kurmamıza karar verilmişti.
Telefonum çaldı, arayan kişi Sakayanagi’ydi.
Televizyonu kapatıp arama yanıtlama tuşuna bastım.
“Geciktiğim için kusura bakma. Konuşmak için müsait misin?”
“Evet, sorun yok.”
“Benimle bir şey konuşmak istiyor gibiydin…”
Önemli bir mesele gibi duruyordu ama ben hiçbir şey bilmiyormuş gibi salağa yatarak sordum.
“Kısaca özetlemek gerekirse; Ryūen’in, kaybedenin okuldan atılacağı o meydan okumasını kabul ettiğini duydum.”
“Konu bu muydu? Bunu duymanın an meselesi olduğunu biliyordum ama sana kim söyledi? Yoksa bunu sormam kabalık mı olur?”
Bilginin kaynağını öğrenmek için ufak bir merak gösterse de hemen geri adım attı.
“A Sınıfı’nın konumu ve Koruma Puanı’nın varlığı veya yokluğu düşünüldüğünde, şartlar epey sıra dışı.”
“Sadece şartlara bakacak olursak öyle görünebilir. Ancak ona kaybetmeyeceğim ve şu anda Ryūen-kun sadece kendi bacağına sıkıyor.”
Şartlar ne kadar dengesiz olursa olsun, kaybetmediğiniz sürece hiçbir sorun yoktu.
Takındığı tavır tam olarak buydu.
Farklı bir konumda olsalar da aslında Ryūen ile tamamen aynı kafadalardı.
“Beni merak ettiğin için aramadın, değil mi?”
“Merak etmemi gerektirecek bir durum var mı ki?”
“Hiç yok. Sadece savaşın sonucuna tanıklık etmen kâfi.”
Hattın diğer ucundaki Sakayanagi hafifçe kıkırdadı.
Hemen ardından küçük bir esneme sesi duyuldu.
“Şimdiden yatıyor musun?”
“Ne de olsa sabahın köründen beri ayaktayım.”( ÇN:Yövmiyeci Sakayanagi)
“Kapatayım mı o zaman?”
“Böyle üzücü şeyler söyleme. Uykum için tüm hazırlıklarımı tamamladım zaten.”
“Hazırlıklar mı?”
“Banyomu yaptım, dişlerimi fırçaladım, pijamalarımı giydim ve şu an yatağa uzanmış durumdayım; yani konuşma biter bitmez kendimi uykunun kollarına bırakabilirim.”
Anlaşılan Sakayanagi telefonun diğer ucunda çoktan yatağına kurulmuştu.
“Gerçekten de dört dörtlük bir hazırlıkmış.”
“Evet, bu yüzden uzun bir sohbeti seve seve kabul ederim.”
Sözlerim onun için bir nevi ninni görevi görecekmiş gibi konuşuyordu.
“Görünüşe göre Ryūen-kun ve Ichinose-san da seninle buluşmuş.”
“Yamamura tarafından takip edildiğimi hiç hatırlamıyorum… Takdire şayan.”
“Senin gibi biri için bile diğer öğrenciler ve hatta yetişkinler de dahil olmak üzere bu kadar insanın gözünden tamamen kaçmak zor olmalı.”
Sadece öğrencilerle değil, bazı yetişkinlerle -yüksek ihtimalle hocalarla veya çalışanlarla da- bağlantıları olduğundan bahsediyordu.
Elbette söylediği her şey doğru olmayabilirdi, bu yüzden anlattıklarını biraz ihtiyatla dinlesem de elinde sağlam bilgilerin olduğu gün gibi ortadaydı.
“Bu arada, bu özel sınavda temsilci olarak yer alacak mısın Ayanokōji-kun?”
“Buna cevap veremem. Senin her zamanki istihbarat kaynakların bir şeyler fısıldamadı mı?”
“Bu sefer senin ve Ichinose-san’ın sınıfına odaklanmadım.”
Bir ilgisi vardı elbet ama bu, yakından takip etmeye yetecek kadar değildi.
Fakat bilse bile, bu Sakayanagi’nin benden gizlemesini gerektirecek türden bir bilgi olmazdı.
Tahmin ettiğim gibi, bilgi Sakayanagi’ye değil sadece Ichinose’nin tarafına sızdırılmış gibi görünüyordu.
“Ryūen tam anlamıyla savaş moduna girmiş gibi görünüyordu ama sen her zamanki gibisin.”
Bu sözleri onun bu sakin tavrına bir iltifat olsun diye söylemiştim ama Sakayanagi’nin cevabı beklenmedik oldu.
“Öyle mi dersin? Gerçekten her zamanki gibi miyim?”
“Değil misin?”
“Son iki günde yeni bir şeyler denemeye karar verdim. Bu yeni deneme, sınıf arkadaşlarımla teke tek görüşmeler yapmayı içeriyordu. Eski ben olsaydı muhtemelen böyle bir adım atmazdı.”
Sakayanagi normalde sadece Kamuro, Hashimoto ve Kitō gibi sırdaşlarını etrafında tutardı.
İnsanlara temelden güvenmeyen Sakayanagi’ye özgü bir tarzdı bu.
Ryūen’in de muhtemelen paylaştığı bir eğilimdi.
“Sınıf arkadaşlarınla konuşmaya neden karar verdin peki? Onlara özel bir şey çıtlatmamışsın, yıl sonu özel sınavı için stratejiler konuştuğunuz da pek söylenemez, değil mi?”
“Evet, sınavla hiçbir alakası yok. İşte bu yüzden… evet, bu bir problem olarak görülebilir.”
Kafasındaki eylemlerinin nedenlerini toparlayıp kelimelere döktü.
“Masumi-san hakkında daha fazla şey bilmeliydim. Yamamura-san’ı daha yakından tanımak isterdim. Belki de beni gereksiz duygular harekete geçirdi.”
Pişmanlıklar için artık çok geçti.
Kamuro çoktan okuldan atıldığı için artık onunla konuşamazdı.
Sınıf arkadaşı Yamamura ile olan ilişkisi ilk başta tamamen karşılıklı çıkarlara dayalı olsa da, gerçek birer arkadaş olma yolunda adımlar atmaya başlamıştı ve şimdi geride pişmanlık bırakmamak adına ilişkilerini derinleştirmeye çalışıyordu.
Diğer sınıf arkadaşlarıyla olan bağlarının ne zaman ve nasıl değişeceğini veya tamamen kopacağını kestiremiyordu.
İşte tam da bu yüzden şu anki müttefiklerini daha iyi tanımak istiyordu.
Muhtemelen Sakayanagi’nin bizzat kendisinin bile kafasını karıştıran bir değişimdi bu.
“Dürüst olmak gerekirse bu duygunun pek verimli olduğunu düşünmüyorum. Hatta boş işlerle uğraştığım bile söylenebilir. Yine de bunu yapmam gerektiğine karar verdim. Pek bana göre değil, değil mi?”
“Evet. Cidden pek sana benzemiyor.”
O nazik ifadesine rağmen Sakayanagi, her daim beyninin komutlarına göre soğuk ve mekanik kararlar alırdı.
Bu değişim Kamuro ve Yamamura ile başlamış, son yaşanan o hadiseden de fazlasıyla etkilenmişti.
“Senin yüzünden, Ayanokōji-kun. Beni değiştiren kişi sensin.”
“Her şeyin benden kaynaklandığını sanmıyorum ama bir payım olduğunu kabul ediyorum.”
“…Neden Yamamura-san ile benim arama girmeye, aramızı yapmaya çalıştın peki?”
Sanki o olmasaydı her zamanki gibi kalabilirmiş gibi konuşuyordu.
“İstemeden de olsa Yamamura’nın başına iş açtım. Bu yüzden borcumu açık bir şekilde ödedim, hepsi bu. Bundan fazla bir açıklama yapamam.”
Yamamura, göze batmayan silik varlığını bir silah gibi kullanarak Sakayanagi’nin gizli ajanı olarak görev yapıyordu.
Buna çomak soktuğum için sorumluluk almam gayet doğaldı.
Ama burada Sakayanagi’ye tüm detayları uzun uzadıya anlatmanın hiçbir mantığı yoktu.
“Anlıyorum. Sadece senin nezaketin sanmıştım ama arkasında sağlam bir gerekçe varmış meğer.”
“Yok, bunu nezaket olarak kabul etsen daha iyi sanki. Demin söylediklerimi geri alabilir miyim?”
“Hehe. İmkânsız.”
Sakayanagi’nin kıkırtısına uykulu bir ton karıştı.
Şu ana kadar Sakayanagi telefonda o her zamanki sakinliğini korumuştu.
Telefonu şimdi kapatabilirdim ama…
“Gereksiz bir şey yaptın.”
“Kendi değişiminden hoşlanmıyorsun ama bunların hepsi kötü değil. Eğer gerçekten gereksiz olsaydı, bu yeni duyguları zorla da olsa bastırabilirdin.”
“Doğru… Belki de haklısındır.”
Sakayanagi başkalarına asla güvenmemiş, sadece onları kullanmıştı.
Benimkine benzer bir zihniyete sahipti ama artık değişimi kabullenmeye başlıyordu.
“Şimdiye kadar bununla yüzleşmedin, bu yüzden ilerde daha fazla yüzleş. Böyle yaparak daha önce hiç bilmediğin beklenmedik yönleri görebileceksin.”
O noktada Sakayanagi muhakkak yeni seçenekler bulacaktı.
Bunların bir güç mü yoksa bir zayıflık mı sayılacağı ise şimdilik meçhuldü.
“Karuizawa-san ve Ichinose-san seni seviyor çünkü insanların kalbine cüretkâr bir şekilde adım atıyor, orayı darmadağın ediyor ve sonra da büyümelerini sağlıyorsun. Ama senin özün benimkinden bile daha inatçı ve kolay kolay değişmeyecek. Hehe, seni büyüleyici kılan da bu zaten.”
“Bunu bir iltifat olarak kabul ediyorum. Konuyu değiştirmek gibi olmasın ama sana söylemem gereken bir şey var Sakayanagi. Issız ada sınavından kalma sana bir borcum olduğunu hatırlıyorsun, değil mi?”
Bu aramaya vakit ayırmamın sebeplerinden biri de buydu.
“Ah, hatırlamaz mıyım.”
“Yarınki maçı senin mi yoksa Ryūen’in mi kazanacağı konusunda bir tahminde bulunmuyorum. İkinize de eşit, yüzde elli şans vererek izliyorum.”
“Yani kaybedersem o borcun ödenmesi fırsatını kaçıracağım.”
“Evet. Bu yüzden durumu teyit etmek istedim. Gerekirse borcumu şimdi ödeyebilirim.”
Doğrudan konuşmaktan kaçınmıştım ama Sakayanagi ne demek istediğimi anında kavramış olmalıydı.
Tabii ki bunu talep etmeyeceğini biliyordum.
“Cevabımı zaten biliyorsun.”
“Öyle görünüyor.”
Sakayanagi özel sınavda Ryūen’i alt etmek için benim yardımıma sığınacak biri değildi.
Bunu bile bile sormuştum.
“Borcunu ben üçüncü sınıftayken ödersin.”
“Pekâlâ. Bunu aklımda tutacağım.”
“Lütfen öyle yap.”
Sakayanagi yine esneyerek cevap verdi.
“Kapatma vakti geldi galiba.”
“Bitti mi hemen? Ben hâlâ sohbetimize devam etmek istiyordum oysa…”
“Bugünlük bu kadar yeter. Her sınıfın liderinin ne âlemde olduğunu yeterince anladım.”
“Öyle mi? O zaman yıl sonu özel sınavı bittikten sonra keyifle bir çay içeriz. Onu yendikten sonra üçüncü sınıfta seninle yapacağımız maç beni bekliyor olacak.”
Kelimelerine esnemeler karışmaya başlayınca lafı toparlamaya karar verdim.
“Aramayı sen sonlandırabilir misin lütfen Ayanokōji-kun? Sakin bir zihinle uykuya dalmak istiyorum… İyi geceler.”
Sakayanagi baştan sona sakin ve kendinden emindi.
Dahası, yavaş yavaş gün yüzüne çıkarmaya başladığı o duygulara kendini teslim eden bir yanını göstermeye başlamıştı.
Bu da gelişimin başka bir biçimi olmalıydı.
Aramayı sonlandırdıktan sonra ben de soyunup pijama takımlarımı giymeye koyuldum.
Ryūen ve Sakayanagi.
İkisi de yıl sonu özel sınavı için zihnen tamamen hazır görünüyordu.
Yarın içlerinden biri mağlup olacak… ve okula veda edecek.
Ben sadece bir seyirci olarak sonucu izlemeliyim.
Doğru olan cevap buydu.
Fakat gerçek hislerimi açıkça dile getirecek olsaydım, nasıl bir sonuç dilerdim?
Bunu düşünmemeye çalıştım ama içimde kesinlikle çok net bir cevap vardı.
Kimin kazanmasını istediğim.
Bu cevap, ikisiyle de henüz tanışmadan çok önce bile oradaydı—
çevirmen:emiyaayniben(ayanokojiayniben)
Kim olm söylesene
Sinav sonucunu biliyorum ama yine de cok heyecanli