Elitler Sınıfı - Cilt 23 - Bölüm 23
Mola için verilen on dakikalık süre başlamıştı.
Ekrandaki dijital sayaç saniyeleri geriye doğru sayıyordu.
Hamaguchi’yi yenip mücadeleden yara almadan ayrılan Horikita, sandalyesinde oturmuş rakip sınıfın merkezindeki isim olan Kanzaki’yi bekliyordu.
Kanzaki on dakikalık süre dolmadan içeri girse bile, geri sayım sıfıra ulaşana kadar geçen bu süre aslında bir mola niteliğindeydi.
Kanzaki’yi beklediği sırada Horikita, özel sınavın kurallarını zihninde bir kez daha gözden geçirdi.
Merkezler mücadeleye yedi Can Puanı ile başlıyordu.
Rakibin yaptığı hatalar hariç tutulursa, tek bir hamlede en fazla üç puan hasar verilebiliyordu.
İlk hamleyi yapmayı istemek son derece doğal olsa da erken bir aşamada hamle yapmanın beraberinde getirdiği riskler de vardı. Bununla birlikte, art arda pas geçmenin geride kalmak anlamına geldiği de bir gerçekti.
Hirata’nın yenilgisine yol açan şey de savunma odaklı bir duruşu korumaya çalışması olmuştu.
Horikita, Kanzaki Ryuuji’nin nasıl biri olduğunu düşündü. Görünüşe bakılırsa o da tıpkı Hirata ve Hamaguchi gibi savunmaya önem veren biriydi. Ancak…
“Gidişatı tersine çevirmek için bir hamle yapma ihtimali yüksek.”
Bu sözler farkında olmadan dudaklarından döküldü.
Eğer rakip uğrayacağı zararı göze alarak aday göstermeye devam etmeye kararlıysa, puan kaybını önlemek zor olurdu. Böyle bir durumda Horikita’nın, rakip generalle yapacağı mücadele daha da çetin bir hal alırdı.
Horikita zihnini çalıştırarak, Kanzaki’yi yara almadan yenmenin yollarını aramaya koyuldu. Ancak ne kadar kafa yorarsa yorsun, elindeki seçenekler sınırlıydı.
Nihayetinde, yaklaşan tartışmada kimin hangi role büründüğünü fark etmenin tamamen gözlem yeteneğine bağlı olduğu söylenebilirdi. Ya da Horikita, rakibini ustaca yönlendirip sürekli pas geçmesini sağlayabilirse…
Horikita bir sonraki mücadeleye dair planlarını henüz tam olarak netleştirememişken sınıfın kapısı açıldı ve sürenin dolmasına dört dakikadan daha az bir zaman kala Kanzaki içeri girdi.
Kazanki tek kelime etmeden sınıfa şöyle bir göz attı, boş sandalyeye oturdu ve derin bir nefes aldı.
“Merhaba. Elimizden gelenin en iyisini yapalım.”
Horikita’nın onu selamlama sebebi, bir nevi bunu yapması gerektiği düşünmesindendi ancak Kanzaki, yüzünde sert bir ifadeyle Horikita’ya baktı.
“Ayanokouji’nin general olması fikri kimden çıktı?
“Çok ani bir soru bu.”
“Senin fikrin miydi, Horikita? Yoksa Ayanokouji’nin mi? Ayanokouji neden kabul etti? Ne zaman kararlaştırıldı?”
Kanzaki, sanki onu bir lokmada yiyecekmişçesine yoğun bir bakışla süzerek ve soru sorma sınırlarını aşan bir tavırla Horikita’yı sıkıştırıyordu.
“Sınıfımız herhangi bir sebeple ve dilediği zaman istediği kişiyi general olarak belirlemekte özgürdür, öyle değil mi?”
“Benim tanıdığım Ayanokouji, kendi isteğiyle öne çıkıp kendini gösterecek türden biri değil. Bu, onun karakterine aykırı. Biri onu buna ikna etmiş olmalı. Haksız mıyım?”
“Bundan pek de emin değilim. Sanırım yavaş yavaş değişiyor.”
Horikita bunu dile getirmeyecek olsa da aslında Ayanokouji’nin general olarak sahneye çıkmasını istemiş, onun teklifini kabul ettiği için de sınıfın merkezindeki isim olmuştu.
Elbette bu anlaşmanın bir parçası olarak Ayanokouji, sınavın ilerleyen aşamalarında bile fiilen yer almak istemiyordu. Yani aslında Ayanokouji, Kanzaki’nin tanıdığı Ayanokouji’den pek de farklı değildi.
“Buradaki işimiz bitti mi? Sınava odaklanmak istiyorum.”
“Sanırım.”
Tartışmanın başladığını bildiren bir duyuru yapıldı ve Horikita bakışlarını tabletine indirdi. Ardından, orada toplananlar arasından yeni bir grup seçti.
Turlar ilerledikçe, katılımcıların rolleri de tartışma sırasında giderek daha doğal bir şekilde açığa çıkıyordu. Ancak öğrenci ne kadar yetenekli ve sohbet konusunda ne kadar becerikliyse, rolünü gizleme konusunda da o denli başarılı olma eğilimindeydi.
Öte yandan, yalan söyleme konusunda beceriksiz olan veya sohbet etmenin pek de güçlü yönleri olmadığını düşünen öğrenciler için durum tam tersiydi.
Temsilciler, ya gerçek kimliklerini açığa çıkarmanın zor olduğu öğrencileri ya da kimliklerini ele vermelerinin kolay olduğu öğrencileri seçebiliyorlardı.
Tercihler, temsilciden temsilciye değişiklik gösteriyordu.
En nihayetinde eşleşme, temsilcilerin yedi kişilik gruplarına kimi dahil edeceklerine karar vermeleriyle belirlenmiş oluyordu.
Tartışma No.1
Katılımcılar:
2-B Sınıfı
Ijuuin Wataru, Sudou Ken, Miyake Akito, Ichihashi Ruri, Onodera Kayano, Nishimura Ryuuko, Matsushita Chiaki
2-D Sınıfı
Watanabe Norihito, Yonezu Haruto, Sumida Makoto, Aragaki Itsuki, Iguchi Mashiro, Himeno Yuki, Ninomiya Yui
Horikita; sakin, cesur ve duygularını belli etmeyen öğrencilerden oluşan, tartışmaya yatkın ve gerektiğinde mücadele edebilecek yedi kişilik bir grup seçmişti.
Monitörden, on dört öğrencinin kendilerine verilen talimatlar doğrultusunda yuvarlak masa etrafındaki yerlerini aldıklarını görebiliyordu.
Katılımcıların önündeki tabletlerde kendilerine atanan roller görüntüleniyordu.
Her iki temsilci de monitörler aracılığıyla her yeri ve herkesi dikkatle inceliyor, şüpheli davranan bir öğrenci olup olmadığını veya katılımcılardan herhangi birinin belirli bir öğrenciyle göz teması kurup kurmadığını anlamak için mevcut bilgileri titizlikle gözden geçiriyordu.
Ancak tek bir öğrenci bile dikkatsiz davranmıyor, ciddi bir yüz ifadesiyle etrafı süzüp duruma uygun ve güvenilir bir tavır sergiliyordu.
Horikita, ekranın diğer tarafındaki Sudou’nun sakinliğini koruduğunu gördüğü anda beklenmedik bir mutluluk hissetti. Eskiden olsa, böyle bir grup için kesinlikle uygun olmayan bir aday olurdu.
Sudou son iki yılda büyük bir gelişim göstermişti. Horikita, adeta sıcak ve ebeveynlik hissi uyandıran bir duyguya kapıldı.
Beş dakikalık süre hızla akıp giderken tüm tartışma grubunu gözlemlemeye devam etse de bakışlarını Sudou’nun üzerinde tutmayı da ihmal etmedi.
Daha ilk tartışma turu olmasına rağmen katılımcıların çoğu temkinli davrandığı için ağızlarından pek bir şey kaçırmadılar. Bu yüzden hem Horikita hem de Kanzaki pas geçmeyi tercih etti.
Ne o tur da ne de sonrakinde kayda değer bir gelişme yaşanmadı. Bunun sonucunda örnek öğrenci tarafından odadan çıkartılan öğrenci sayısı sadece ikide kaldı. Yine de temsilciler sonsuza dek öylece oturup izleyemezlerdi.
Ardından sıra üçüncü tura geldi.
Öne çıkıp rolünün mezun olduğunu belirten Miyake, Watanabe’nin örnek öğrenci olduğunu söyledi.
Bu durum kaçınılmaz olarak, söz konusu iddiayı reddeden Watanabe ile aralarında bir tartışmaya yol açtı. Bu tartışmanın sonuyla beraber üçüncü kez aday gösterme vakti gelmişti.
Burada pas geçmek büyük bir risk barındırsa da bir yandan fırsat da sunuyordu.
Göz önünde bulundurulması gereken ilk husus, kendisini mezun olarak tanımlayan Miyake’ye güvenip güvenmemekti.
Kanzaki, Miyake’nin mezun olduğuna kanaat getirerek Watanabe’yi örnek öğrenci olarak aday gösterdi.
Horikita ise Miyake’nin örnek öğrenci, Watanabe’nin ise farklı bir rolde olduğu sonucuna vardı ve bu doğrultuda Miyake’yi örnek öğrenci olarak aday gösterdi.
Her iki temsilci de vardıkları zıt sonuçlar doğrultusunda hareket edebilmek adına pas geçme hakkından vazgeçti.
“Horikita-san, Miyake-kun’un örnek öğrenci olduğunu başarıyla tespit etti. Dolayısıyla Kanzaki-kun üç Can Puanı kaybedecek. Buna ek olarak, Kanzaki-kun hatalı bir aday gösterme işlemi yaptı. Dolayısıyla bir Can Puanı kaybedecek.”
Ulaşılan sonuçlarda yaşanan ufak bir farklılık ani bir değişime yol açtı ve Can Puanı dengesi yediye yedi durumunda yediye üç durumuna dönüştü.
Ortaya çıkan tablo, Miyake’nin örnek öğrenci, Watanabe’nin ise öyle olmadığını gösteriyordu.
Artık geriye yalnızca tek bir örnek öğrenci kalmıştı.
Katılımcılar bu gelişmeyle birlikte bir şeyi fark ettiler. Benzer diğer oyunların aksine, bu tartışma sadece birinin öne çıkıp rolünü açıklamasıyla sınırlı değildi ve olaylar beklendiği gibi gelişmeyebilirdi.
Rol sahibi birinin kendi başına öne çıkmasıyla ilgili tek risk, aday gösterilme riskiydi.
Ayrıca örnek öğrencinin kazanması son derece zor olduğundan, temsilcilerin ya da bizzat kendilerinin rol sahibi birini aday göstermeleri durumunda ödül kazanabilecekleri faklı bir strateji ortaya çıkıyordu. Miyake bu sefer ikincisini tercih etmiş gibi görünüyordu.
Ancak asıl odak noktası sadece ve sadece özel sınavdı.
Asıl amaç katılımcıların kazandığı zaferler sayesinde elde ettikleri Kişisel Puanlardan ziyade, temsilcilerin kazanmasını sağlamaktı.
Rol sahibi kişilerin öne çıkıp kendilerini açıklamaları sayesinde tartışma ortamı canlanmış ve sohbetin tıkanması önlenmişti.
Bu tur da yaşanan olaylar, bir sonraki tur üzerinde muazzam bir etki yarattı.
Miyake’nin elenmesi, Ninomiya’yı açıkça ve gözle görülür biçimde sarsmıştı. Öylesine bariz bir şekilde üzgündü ki kimse bunu bir rol olduğuna ihtimal vermezdi.
Horikita ve Kanzaki hiç tereddüt etmeden onu örnek öğrenci olarak aday gösterdiler. Herkesin beklediği üzere, Ninomiya’nın örnek öğrenci olduğu teyit edildi.
Kısa sürede sona eren ve ortalama öğrencilerin lehine sonuçlanan bir tartışmaydı.
“Seninle bir dakika konuşabilir miyim?”
İlk tartışma da dört puan kaybeden Kanzaki, bir sonraki tartışmaya geçilirken Horikita’ya seslendi.
“Ne oldu?”
Horikita, monitörde görünen on dakikalık geri sayım süresine şöyle bir göz attı ve Kanzaki’nin kendisini zihnen sarsmaya çalışabileceği ihtimaline karşı hazırlıklı olmaya çalıştı.
Yüzünde gizemli ve çekingen bir ifadeyle sandalyesini geriye itip ayağa kalkan Kanzaki, yavaşça yürüyüp Horikita’nın tam önünde durdu.
“Senden bir ricam var. Böyle bir şey istemenin tuhaf olduğunun farkındayım ancak sınıfım artık dış görünüşü ya da itibarı dert edecek bir durumda değil. Lütfen, sana yalvarıyorum, bu Yıl Sonu Özel Sınavını bize, yani D Sınıfına bırakabilir misin?”
Horikita, Kanzaki’nin ağzından çıkacak her kelimeyi sakinlikle karşılamayı planlıyordu. Ancak söyledikleri pek beklenmedik bir şeydi. Bu, aklının ucundan bile geçirmediği bir istekti.
“Ciddi misin? Üzgünüm ama az önce söylediğin şey bana inandırıcı gelmiyor.”
Ortaya atılan fikir, anlaşılması kolay olsa da sindirilmesi zaman alacak bir talepti.
Acaba bu, kabul edilmesinin imkânsız olduğu bilinciyle yapılmış kasıtlı bir açıklama mıydı?
İçinden böyle bir şüphe geçince, Horikita’nın yüzüne sert bir ifade yerleşti.
“Evet, söylediklerimin kulağa tutarsız geldiğinin farkındayım. Ama ciddiyim. D Sınıfı olarak yolun sonuna geldik. Eğer bu Yıl Sonu Özel Sınavını kaybedersek, en üst sınıfla aramızdaki fark kapanamayacak şekilde açılacak. Kaybetmemiz durumunda geri dönüşü olmayan bir noktayı geçmiş olacağız.”
Eğer Sakayanagi’nin sınıfı kazanır ve Ichinose’nin sınıfı kaybederse, iki sınıf arasındaki fark Kanzaki’nin düşünmek bile istemeyeceği kadar umutsuz bir boyuta ulaşırdı.
Bu fark öylesine büyük olurdu ki Ichinose’nin sınıfı, bir veya iki özel sınavda muazzam zaferler elde etse bile aradaki açığı kapatamazdı.
“Bu özel sınavla ilgili minnettar olduğum bir husus da kaybeden sınıftan Sınıf Puanı düşülmeyecek olması. Bu da demek oluyor ki Horikita, sınıfının gelecek yıl hala bir şansı olacak. Sakayanagi makul bir fakla kazansa bile önümüzdeki bir yıl, farkı kapatman için fazlasıyla yeterli bir süre.”
Artık dış görünüşü veya itibarını düşünemeyecek halde olan Kanzaki, ikisinin de içinde bulunduğu bu son derece gizli durumdan yararlanarak, gururdan tamamen arınmış bir istekte bulundu.
Samimiyetini kanıtlamak için Horikita’nın önünde derin bir saygıyla eğildi.
“Sırf bana saygıyla eğildin diye öylece ‘Evet, tamam, anlıyorum, bunu sana devredeceğim’ diyebileceğim bir durum değil bu. Varsayalım ki bu kişisel bir takas olsaydı, o zaman elbette bir orta yol bulma ihtimalimiz olabilirdi. Ancak bu, sınıflar arası bir mücadele. Tıpkı senin kendi sınıfın için savaştığın gibi, ben de kendi sınıfım için savaşıyorum.”
“Evet, anlıyorum.”
“Anlamış olsaydın, en başından beri kabul edilmesi imkânsız bir iyilik isteyerek söze başlamazdın.”
“Anlıyorum ama başka çarem yok. Elbette, zaferini karşılıksız bir şekilde bana devretmeni isteyecek değilim. Bunu telafi etmek için elimden geleni kesinlikle yapacağım. Üçüncü sınıftaki mücadelelerimizde sınıfına sürekli destek ve arka çıkma konusunda yardımcı olabilirim, Horikita. Normalde bu konuda birine güvenmeyebileceğini biliyorum ancak söz konusu Ichinose olduğunda, bize güvenebileceğinden eminim.”
Kanzaki, sanki bir güvenceymişçesine kendi sınıf liderinin adını öne sürdü.
“Evet, Ichinose-san’ın bize kolay kolay ihanet edecek türden biri olmadığı doğru. Ancak böyle bir argüman, zafere giden yolda pazarlık yapmak için onun güvenilirliğini senin kullanmanla değil, bizzat onun bunu dile getirip doğrudan bana başvurmasıyla bir anlam ifade ederdi, öyle değil mi? Üstelik, bu teklifi yapmadan önce onun iznini aldın mı ki?”
“Bu—”
“Burada kaybedersen Kanzaki-kun, Ichinose-san kaçınılmaz olarak öne çıkacak. Eğer bu konuşma o zaman yapılsaydı çok daha makul olurdu. Ancak durumun böyle gerçekleşmemesi, bu konuşmanın tamamen senin keyfi bir hamlen olduğunu gösteriyor, değil mi Kanzaki-kun?”
Kanzaki, böylesine bariz bir tespit karşısında yalnızca boğazını temizlemekle yetindi.
“Üstelik daha kendi sınıfının lideri bile değilsin. Buna rağmen, gelecek yıl bizi sonuna kadar destekleyeceğine dair kendi kafana göre, gelişi güzel bir güvence mi veriyorsun? Bu saçmalık. Şayet öyle olmasaydı bile, bu konuda sana güvenmemin hiçbir yolu yoktu.”
“Ichinose… içten içe ne hissederse hissetsin, birinden kendisine galibiyeti vermesini isteyecek türden biri değil. Ama benimle aynı şeyleri hissettiğine eminim. Sadece bunu dile getiremiyor. Ayrıca bu durumda, ileride bizi bekleyen Ayanokouji varken kazanma şansımız milyonda bir bile değil!”
Kanzaki galibiyete ulaşmak istiyorsa, yalnızca Horikita’yı yenmekle kalmamalı, aynı zamanda Ayanokouji’nin Can Puanlarını da mümkün olduğunca düşürmeliydi. Ne var ki şu anda için Horikita’yı yaralamayı bile başaramamıştı. Bu da onu zor bir duruma sokuyordu.
“Ayanokouji-kun’a gerçekten büyük saygı duyuyorsun.”
“Evet. Ayanokouji oldukça dişli bir rakip. İşte bu yüzden, sonucun ne olacağı şimdiden belli sayılır.”
“Bundan hoşlanmadım.”
“Hoşlanmadım derken? Ne? Sana sadece gerçekleri söylüyorum.”
“Yalan söylüyorsun demedim. Sadece, bundan hoşlanmadım.”
Kanzaki’nin yenilgiyi bu denli çabuk kabullenişi Horikita’yı hem hayal kırıklığına uğratmış hem de öfkelendirmişti.
Evet, arkasında güçlü bir müttefik olduğu şüphesiz bir gerçekti.
Normalde, rakiplerinin o kişiden duyduğu korku ve hayranlık karışımı çekinceye minnettar olurdu.
Her şeye rağmen Horikita, kendini Ichinose’nin yerine koymaya ve bir sınıf arkadaşının bakış açısıyla düşünmeye çalıştı.
“Sınıf lideriniz Ichinose-san’ı hafife alıyorsun. Özel sınavın ayrıntıları açıklandığı anda, onun herkesten daha zorlu bir rakip olacağını düşünmüştüm. Arkadaşlık ilişkileri ve algılama yeteneği asla küçümsenmemeli. Hatta Sakayanagi-san ve Ryuuen-kun’dan bile daha zorlu bir rakip olabilir.”
Kanzaki, sınıfının danışmanı rolünü üstlenmiş olmasına rağmen Ichinose’ye herkesten daha az güveniyordu. Oysa Ichinose kesinlikle Kanzaki’ye güveniyordu. Bu sebeple merkez temsilci görevini ona emanet etmişti. Horikita’nın, onun tavrından hoşlanmamasının sebebi de buydu.
“Bana sorarsan, bu durumda şartlar hala eşit.”
“Eşit. Eşit mi? Bundan şüpheliyim.”
Görünüşe göre Kanzaki, Horikita’nın söylediklerine rağmen düşünce yapısını zerre kadar değiştirmeyecekti.
“Bunu burada noktalayalım. Bu konuşmayı daha fazla uzatmak beni rahatsız eder.”
Horikita, Kanzaki’ye “Çabuk yerine dön” der gibi bir bakış attı.
Ancak Kanzaki yerinden kımıldamadı.
“Yapamam… Eğer burada kaybedersem, bu gerçekten bizim sonumuz olur!”
“Yani o anlamsız sızlanmalarına devam mı edeceksin?”
Ses tonu sakin olsa da içten içe, kalbinin yüzeyinde bir dalgalanma hissetmişti.

(ÇN[ayanokojiayniben]:beter ol köpek. biat et horikitaya)
“Hakkımda ne düşündüğün umurumda değil. Ama A Sınıfına yükselme hayalimin burada sona ermesine izin veremem.”
Diğer sınıflardan öğrenciler onun bu yalvarışları karşısında dehşete düşse ya da öfkelense de Kanzaki ısrarından vazgeçmemişti.
Bunun saçma bir talep olduğunun farkındaydı. Ancak sınıfının içinde bulunduğu durumun ağırlığı öylesine üzerindeydi ki üst üste utanç verici durumlara düşmek pahasına bile olsa geri adım atamazdı.
“En azından kararlılığını ortaya koymuş oldun. Böyle boyun eğip içtenlikle yardım istemek normalde yapacağın bir şey değildir herhalde. Yine de pazarlık yapmaya hiç niyetim yok.”
Horikita bile, onun böyle bir şeyi yapmasının ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiğini tahmin edebiliyordu. Bu, yürek burkan bir yakarıştı.
Horikita’nın ilk tepkisi öfke olsa da ona karşı içten içe acıma duygusu hissetmekten kendini alamadı. Yine de bu, onun hatırı için tereddüt edeceği, taviz vereceği ya da müsamaha göstereceği anlamına gelmiyordu.
Hayır, doğrusu bunu yapamayacağıydı.
“Bu hiç hoş bir durum değil. Ne olursa olsun, bir isteği geri çevirmek zorunda kalmaktan hoşlanmam.”
“Bunun seni rahatsız ettiğini anlıyorum.”
Kanzaki başını öne eğmiş, o halde kalmış ve yerinden bir milim bile kıpırdamamıştı.
Bir reform gerçekleştirmeye çalışıyordu ve Ichinose’nin hayranı olmayan öğrencileri bir araya getirme işine henüz yeni başlamıştı. Yine de planlarının meyve vermesi zaman alacaktı.
Eğer bu planlar kök salmadan önce ağır bir yenilgiye uğrarsa, o zaman söz konusu reformun artık hiçbir anlamı kalmazdı.
Kanzaki, Ayanokouji Yıl Sonu Özel Sınavında öne çıkmadığı sürece hâlâ bir şeyler yapabileceğini düşünüyordu. Ancak Ayanokouji, bugün general olarak sınava katılmıştı.
“Lütfen!”
Kanzaki o kelimeyi boğazından zorlukla çıkarırken sesi gergindi.
Ne kadar yalvarırsa yalvarsın isteklerinin veya sunduğu tekliflerin, Horikita’nın fikrini değiştirmesini sağlaması mümkün değildi.
Durumun farkında olmasına rağmen başka çaresi kalmadığından, talebini dile getirmeye devam etti.
“Kendimi hiç tutmayacağım. Kanzaki-kun, senin yeteneklerinin de Ichinose-san’ınkilerin de farkındayım. Ancak şu anki rolüm, rakibim kim olursa olsun tüm gücümle savaşmak.”
Hiç kimse bir başkasının önünde boyun eğme fikrinden hoşlanmazdı. Yine de Horikita, sınıfı uğruna boyun eğen Kanzaki’ye büyük bir incelik gösterdi. Bu yüzden tüm gücüyle savaşacak ve bunun karşılığında somut sonuçlar elde edecekti.
“Anlıyorum…”
Kanzaki başı hâlâ öne eğik bir şekilde yerine döndüğünde, verilen aradan geriye çok az bir zaman kalmıştı.
Kısa bir süre sonra ekranlar açıldı. Yeni bir tartışma başlamak üzereydi.
Horikita, bakışlarını Kanzaki’den ayırıp dikkatini yeniden ekrana çevirdi. Artık tüm dikkatini yalnızca Kanzaki üzerinde tutamazdı.
Şu an yapması gereken şey, ekranın diğer ucunda gelişecek konuşmalardan yola çıkarak katılımcıların üstlendikleri rolleri tespit etmekti.
Yeni bir tartışma turu başlamak üzereydi.
Kanzaki’nin yüzü monitöre dönük, gözleri ekrana yönelmiş olsa da sadece bakıyor, dikkatle izlemiyordu.
Turun sonunda Horikita pas geçmeyi tercih etmişti. Kanzaki de yavaş ve hiç acele etmeden pas geçmeyi tercih etti.
Tartışma yeniden başlamış olsa da Kanzaki sürece ciddi bir şekilde dahil olmuyordu.
Sanki kaybetmeyi bekliyor gibiydi.
“Pes mi ettin?”
“Burada ne başarırsam başarayım, sonucun ne olacağını çoktan gördüm.”
Bu, Kanzaki’nin daha en başından ciddi bir şekilde mücadele etme fikrinden vazgeçtiği anlamına geliyordu.
Rakip tarafın lideri konumundaki Horikita’yı yense bile, müzakere etmek zorunda kalacağı kişinin yalnızca Horikita’dan Ayanokouji’ye dönüşeceğini fark etmişti.
Bu korkakça davranış karşısında sabrı tükenen Horikita, sürmekte olan tartışma sırasında oturduğu yerden kalktı ve gidip onun tam karşısında durdu.
“Sınıfın temsilcisi olarak seçilmiştin, değil mi? O halde bu özel sınava dik bir duruşla, beni ve Ayanokouji-kun’u bizzat yenme kararlılığıyla çıkmalısın. Sınıf arkadaşlarına göstermen minimum nezaket budur.”
“Burada tuhaf davranan sensin. Bana bir can simidi atma zahmetine falan girme. Beni kendi halime bırakman yeterli.”
“Sanırım. Haklısın.”
Karşılaşmanın sonucu belli olmuştu.
Tartışma ve aday gösterme turları, başından beri herhangi bir gerilim hissedilmeksizin, duygulardan arınmış bir şekilde ilerledi.
Zaten pes etmiş olan Kanzaki, hiçbir aday gösterme işlemi yapmadan pas geçmeye devam etti.
Horikita, onun adına üzülmemesi gerektiği konusunda kendini telkin etti ve temkinli bir tavırla ikinci bir aday gösterme işlemi yapmaya karar verdi.
“Horikita-san, Mine-kun’un örnek öğrenci olduğunu başarıyla tespit etti. Dolayısıyla Kanzaki-kun üç Can Puanı kaybedecek. Bununla birlikte, Kanzaki-kun’un tüm Can Puanları tükendi. Kanzaki-kun, lütfen odadan çık.”
Sonuçlar açıklandıktan sonra bile, Kanzaki öylece hareketsiz kaldı. Sanki duyuruyu hiç duymamış gibiydi.
“Kanzaki-kun.”
Kısa bir duraksamanın ardından Kanzaki’nin bakışları aniden netleşti ve Horikita’ya baktı.
“Ah, anlıyorum. Sanırım kaybettim.”
Sanki başka birinden bahsediyormuşçasına mırıldanan Kanzaki, sandalyesini geriye itip ayağa kalktı.
Horikita, uzaklaşmakta olan Kanzaki ile biraz daha konuşmayı denese mi diye düşündü ama bundan vazgeçti.
Bir kazanan ve bir kaybeden.
En azından, artık karşılaşmanın sonucu belli olduğuna göre, Horikita’nın şu anda söyleyeceği sözlerin Kanzaki üzerinde muhtemelen olumlu bir etkisi olmayacaktı.
O ana dek Horikita, yalnızca sınıfıyla birlikte kazanma düşüncesine odaklanmıştı. Ne var ki her kazananın bir de kaybedeni vardı.
Temsilci odasında tek başına kalan Horikita, monitörde görüntülenen ve şu an boş olan katılımcı odasını izledi.
“A Sınıfına yükseleceğim. Bu hedef uğruna mücadele edeceğim ama…”
Horikita için A Sınıfından mezun olma fikri büyük bir anlam taşıyordu.
Bu hedef yalnızca geleceği için değildi.
Bu hedef ayrıca abisi tarafından takdir edilmek içindi.
D Sınıfından A Sınıfına giden yola öncülük ettiği için övülmek istiyordu.
Onu en çok motive eden şey buydu.
Peki ya Kanzaki?
Acaba amacı daha iyi bir üniversiteye veya iş yerine girme şansını elde etmek miydi?
Yoksa bu imkânları sınıf arkadaşlarına da sağlamak mı istiyordu?
Kanzaki ile pek bir bağı bulunmayan Horikita, A Sınıfına ulaşmayı arzulayan bu kaybedenin gerçek niyetini anlayamıyordu.
Ancak Horikita’nın emin olduğu bir şey varsa o da Kanzaki’nin, tıpkı kendisi gibi güçlü bir amacı olduğuydu.
Horikita bu düşüncelerle zihnini meşgul ederken, Ichinose odaya girdi.
Çevirmen: Mesela Kek 2
İyi okumalar.
İnstagram: @turkcelightnovels
Discord sunucumuza gelmeyi ve aktif hale gelen yorumlar kısmından bölüm hakkında yorum yazmayı unutmayın.
Ayrıca diğer serilerimiz olan Fate/Zero, Tavşan Kostümlü Senpai’m ve Eczacı Günceleri’ni de okuyabilirsiniz.
ah be kanzaki bu duruma düşmeseydin keşke