Elitler Sınıfı - Cilt 24 - Bölüm 15
Cilt 24 — Bölüm 15 — Kapsamlı Akademik Yetenek Sınavı
Üçüncü yılımız başladığından beri bir hafta geçmişti.
Ders saati başlamadan önce tek başıma oturmuş, etrafımdaki sesleri dinliyordum.
Bir kişinin eksikliğiyle birlikte manzara değişmişti.
Yine de o hüzünlü değişim, sanki hiçbir şey olmamışçasına gündelik hayata uyum sağlamaya başlamıştı.
Ayanokouji-kun ile yüzeysel bir ilişkisi olan öğrenciler, yavaş yavaş onun adını daha az anar olmuştu.
Bunların hepsi zamanın akıp gitmesiyle ilgiliydi. Zamanın; hüznü, öfkeyi ve zorlukları nasıl çözdüğüne dair güzel bir örnekti.
İstemeyerek de olsa, bu gerçeği kabullenmek zorunda kalıyordum.
Ayanokouji-kun ile geçirdikleri o iki yılı, sanki hiç yaşanmamış gibi değiştirmeye çalışıyorlardı.
Tıpkı Yamauchi-kun, Sakura-san ve Maezono-san da olduğu gibi.
Hiç kimse, sınıftan ayrılan bu isimleri anmıyordu.
Ne var ki, ben de dahil olmak üzere ona yakın olanlarımız henüz o noktaya gelmemiştik. Aksine, bizim için durum tam tersiydi.
Zamanın acımasızlığını ve insafsızlığını derinden hissediyorduk.
Onun artık aramızda olmadığı gerçeği, günden güne daha da belirginleşiyordu.
Matsushita-san gülümsemeyi ve konuşmayı azaltırken, Sudou-kun da tıpkı çok eskiden olduğu gibi ufak tefek meselelere sinirlenmeye başlamıştı.
Benim nasıl etkilendiğimi merak ediyordum.
Artık kendime bile objektif bir gözle bakamıyordum.
Sakin davranarak, çaresizce A Sınıfının imajını korumaya çabalıyordum.
Hayır, bunun ne kadar etkili olduğunu bile bilmiyordum.
Gerçek olanla olmayanı ayırt etmeyi zorlaştıran o kaygıyla boğuşurken, derslerime odaklanıp masama sıkı sıkıya tutunarak günlerimi sürdürdüm.
Her şey ağır ve boğucu hissettiriyordu.
Kalbim acı içindeydi.
Vücudumun önemli bir parçasını kaybetmişim gibi hissediyordum.
Bu neden oldu?
Bu sınıf yeterince iyi değil miydi?
Bu ortam Ayanokouji-kun için rahat değil miydi?
Bilmiyordum.
Bunun hakkında ne kadar düşünürsem düşüneyim, cevaba ulaşamıyordum.
Kuşkusuz, diğer sınıf liderlerine kıyasla hala deneyimsizdim.
İşte bu yüzden, kendi kendine iç çekerek beni gözetip nazikçe yanımda kalacağını düşünmüştüm.
Yoksa bebek bakıcılığı yapmaktan mı sıkılmıştı?
Daha güvenilir biri olsaydım, bu sınıfta kalır mıydı?
Ona ulaşmayan sözlerim—
‘Senden her konuda bana yardım etmeni istemeyeceğim, sadece beni kollamaya devam etmeni istiyorum.’
Şimdi geriye dönüp bakınca, belki de kutlama partisindeki o duyguların ona ulaşmamış olması iyi olmuştur.
Bu, asla gerçekleşmeyecek bir istekti.
Ya da belki de…
Eğer bu duygular ona ulaşsaydı, acaba kalır mıydı?
“…”
Kimsenin duymadığından emin olarak, neredeyse kendiliğinden ağzımdan çıkacak olan o iç çekişi güçbela bastırdım.
Katlanılması güç bir gerçeklikti.
Ayaklarım hiçbir zaman yere sağlam basmamıştı.
Denge duygumu yitirmişken, amansızca akıp giden şey sadece zamandı.
Ardından, sabahki ders saatinin zili çaldı.
Chabashira-sensei sınıfa geldi.
Transfer meselesini geride bıraktığından ya da belki de bu konuyu düşünmemeye çalıştığından olsa gerek, yeniden sıradan bir öğretmene dönüşmüştü.
Okulun ilk günündeki haliyle kıyaslandığında, bu durum hayal bile edilemezdi.
Çok da uzak olmayan bir gelecekte, Sudou-kun ve diğerleri de geleceğe yönelmeye başlayacaklardı.
Peki ya ben?
Benim de bu duruma alıştığım bir gün gelecek mi?
Hayal etmesi zordu.
Burada, bu yerde ne yapıyorum?
Bundan sonra ne yapmalıyım?
Önceden, Ayanokouji-kun’un sınıftan ayrılmasını hayal bile edemediğim o zamanlarda, ileriye dönüp mücadeleye devam edecek güce sahip olduğumu sanıyordum.
Ayanokouji-kun’un olmadığı bu yerde, bir yıl daha…
Ben—
“Beni duydun mu, Horikita?”
“—Ne?”
Ben farkına bile varmadan, Chabashira-sensei bu tarafa bakarak konuşmaya başlamıştı.
Yanımdaki bazı öğrencilerde bana doğru bakıyordu.
“Şimdi özel sınavı açıklayacağım. Bu yüzden dalıp gitme ve dikkatle dinlediğinden emin ol.”
“Üzgünüm, evet. Sorun yok. Dinliyorum.”
Yalandı.
Hiçbir şey duymamıştım.
Birinin konuştuğunun farkında bile değildim.
Öğretmenimin söylediklerine odaklanmam gerek.
Ne kadar acı çekersem çekeyim ne kadar duraksarsam duraksayayım, etrafımdaki dünya beni beklemiyordu.
Öğretmenimizin az önce bahsettiği şey, bir özel sınavdı.
Daha hislerimi bile toparlayamadan, üçüncü yılımın ilk özel sınavı gelip çatmıştı.
Başımı iki yana salladım ve ekrana baktım.
Özel Sınava Genel Bakış
‘Kapsamlı Akademik Yetenek Sınavı: Tüm Sınıf ve Küçük Grup Mücadeleleri’
7 Ders kapsamındaki 21 konudan rastgele seçilen sorulardan oluşan yazılı bir sınav (toplam 100 soru, 100 puan üzerinden değerlendirilir.)
Sınıflar arası rekabet iki kategoriye ayrılacaktır: Tüm Sınıf Mücadeleleri ve Küçük Grup Mücadeleleri.
Tüm Sınıf Mücadelesi
-Tüm sınıf üyelerinin yazılı sınava katılması gerekecektir.
-Toplam puanı en yüksek olan sınıf kazanır ve bu zafer iki galibiyet yerine geçer.
-Puanların eşit olması durumunda her sınıf bir galibiyet almış sayılır ve sonuç berabere kabul edilir.
-Sınıflardaki öğrenci sayılarında farklılık olması halinde eksik öğrenciler için, o sınıftaki en düşük puanı alan öğrencinin puanı esas alınır.
-Sınav günü devamsızlık yapan veya hastalık nedeniyle sınavdan erken ayrılan öğrenciler için de yukarıda açıklanan yöntem uygulanır.
Küçük Grup Mücadelesi
-Her sınıf, katılmak üzere beş temsilci seçecektir.
-Her sınıf, temsilcilerine birinciden beşinciye kadar birer numara verecek ve bu temsilciler puan kazanmak için bireysel olarak yarışacaklardır.
-Daha yüksek puan alan öğrenci kazanır ve sınıfına bir galibiyet kazandırır.
-Puanların eşit olması durumunda sonuç berabere sayılır ve söz konusu bireysel karşılaşma için herhangi bir galibiyet verilmez.
Küçük Grup Mücadelesi Özel Kuralları
-Rakip sınıftaki herhangi bir öğrenciye ceza puanı verilebilir.
-Her sınıf 100 ceza puanıyla başlar.
-Her bir ceza puanı, öğrencinin sınav puanından bir puan düşürür.
-Ceza puanlarının verilebileceği öğrenci sayısında bir sınırlama yoktur. (Bir öğrenciye en fazla 100 ceza puanı verilebilir.)
(Sınavdan bir önceki güne kadar, tanesi 50.000 Kişisel Puan karşılığında ek ceza puanları satın alınabilir.)
-Ceza puanları, sınavın yapılacağı günden bir gün öncesine kadar sınıf öğretmenine bildirilmelidir.
-Yalnızca küçük grup mücadelelerine katılan öğrencilere verilen ceza puanları açıklanacaktır.
*Ceza puanları, tüm sınıfın mücadele puanlarını veya sonraki ÖYD değerlendirmelerini etkilemeyecektir.
Zafer Koşulları
-Tüm Sınıf Mücadelesinden iki, Küçük Grup Mücadelelerinden beş olmak üzere toplam yedi galibiyetten, en çok galibiyet alan sınıf kazanacaktır.
-Sonuçların eşit olması durumunda (örneğin üç galibiyet, üç mağlubiyet ve bir beraberlik gibi), ödüller eşit şekilde paylaşılacaktır.
Ödüller
-En çok galibiyeti elde eden sınıf 100 Sınıf Puanı kazanır. (Beraberlik durumunda her bir sınıfa 50 Sınıf Puanı verilir.)
-Tam bir zafer (yedi galibiyetin tamamını) elde eden sınıf, ek 50 Sınıf Puanı kazanır.
-Tam bir yenilgiyle (yedi mağlubiyetin tamamını) kaybeden sınıf, 50 Sınıf Puanı kaybeder.
Çözebildiğim kadarıyla, bu klasik bir yazılı sınavdı.
Anlaşılacağı üzere, saf akademik yetenek gerektiriyordu. Ancak, eklenen özel kurallar sonucu önemli ölçüde değiştirebilirdi.
“Bu kez 3-D Sınıfı ile yarışmamıza karar verildi ve sınav iki hafta sonra yapılacak. Hazırlanmak için pek fazla zaman olmayacak fakat durum herkes için aynı olduğundan, lütfen şikâyet etmekten kaçının.”
3-D Sınıfı.
Ichinose-san’ın liderliğindeki sınıftı.
Olaylara bu açıdan bakmak hiç de iyi bir şey değil.
Bunun farkında olmama rağmen, Ayanokouji-kun ile karşı karşıya gelmek zorunda kalmadığım için rahatlamıştım.
Normalde, akademik mücadelelerde pek de başarılı olmadıkları için Ryuuen-kun’un sınıfıyla karşılaşamamış olmamıza hayıflanırdım.
Ama artık durumun ne kadar iyi ya da kötü olduğunu, yalnızca rakibimizin Ayanokouji-kun olup olmadığına bakarak değerlendiriyordum.
Gerçi, böyle düşünen tek kişi ben değildim.
En azından Matsushita-san ve Sudou-kun da rahatlamış görünüyordu.
Kendimden nefret etme duygusuna gömülmüş bir haldeyken, yüz ifademde hiçbir değişiklik olmadan monitördeki kurallara tekrar baktım.
Ichinose-san’ın sınıfında hem dengeli hem de akademik açıdan üstün pek çok öğrenci vardı.
Üstelik, sınıflarının 40 kişilik tam bir mevcuda sahip olması da sıkıntı yaratıyordu.
Rakip sınıftaki öğrenci sayısı ne kadar farklıysa, mücadele daha başlamadan bir sürü avantaj ve dezavantaj ortaya çıkıyordu.
Eksik öğrenciler için puanlar garantiymiş gibi görünse de sınıfın en düşük puanını alan kişiyle aynı puana sahip olmak önemli bir dezavantajdı.
Onun ayrılmasıyla birlikte sınıfımız zaten 36 kişiye düşmüştü.
Bu, sınıfın en düşük puan alan öğrencisine denk gelen beş öğrenciyi adeta zorla üstüme yük olarak alırken savaşmak zorunda kalacağım anlamına geliyordu.
“Bu sadece bir kılavuz niteliğinde olsa da ÖYD değerlendirmelerine dayalı tahmini puanlar bu şekilde. Sınıfınızın ne kadar puan alabileceğini kestirmek adına bunu bir referans olarak kullanmak yerinde olacaktır.”
Öğretmenimiz bunu açıkladıktan sonra, ekran yeni bir görüntüye geçti.
ÖYD Akademik Yetenek
A derece: 76~85 puan
B derece: 66~75 puan
C derece: 56~65 puan
D derece: 51~55 puan
E derece: 45~50 puan
Yazılı sınav epey zorlu görünüyor, tam puan almak neredeyse imkânsız.
İnsanda uyandırdığı izlenim bu yöndeydi.
“Zorlu bir mücadele olacak gibi…”
Yakınlarda oturan Sudou-kun, sert bir ifadeyle kendi kendine mırıldandı.
Evet, bu mücadele şüphesiz bizim için zorlu geçecekti.
Doğrudan karşı karşıya gelirsek, kazanma ihtimalimiz yüzde ellinin azıcık altındaydı.
Akademik durumumuzu bir nebze olsun iyileştirmeyi başarmıştık. Ancak önceki yazılı sınavların sonuçlarına dönüp baktığımızda, akademik bir sınavda Ichinose-san’ın sınıfına karşı kıl payı bir zafer kazanmış olsak da sayıca az olmamızdan kaynaklanan dezavantaj göz önüne alındığında genel tabloda hâlâ hafif bir dezavantaj içindeydik.
Sınava iki hafta kala onlar da en az bizim kadar sıkı çalışıyor olacaklardı ve aradaki farkı verimli bir şekilde kapatabileceğimizin hiçbir garantisi yoktu.
Yine de sıradan bir sınav olmadığı için, zafer kazanmaya yönelik farklı fırsatlar da vardı.
Şayet mesele yalnızca toplam puana dayalı basit bir mücadele olsaydı, çok daha düşük ihtimallerle yarışmak zorunda kalırdık.
Ancak bu kez, küçük grup mücadeleleri için özel bir kural belirlenmişti.
Sınıflar arası genel mücadeleyi kaybetsek bile, küçük grup mücadelelerinde alınacak dört galibiyetle durumu tersine çevirebilme imkânı büyük önem taşıyordu.
Her iki sınıfta da ÖYD’deki akademik yetenek bakımından A seviyesinde olan öğrenci sayısı neredeyse aynı olduğundan, eğer en iyi beş öğrenciyi karşı karşıya getirebilirsek, eşit şartlarda rekabet edebilirdik.
Elbette, o dezavantajlı durumu bizzat ortadan kaldıramazdık.
Eğer onlar sınıf bazındaki mücadeleyi kazanırlarsa, iki küçük grup mücadelesini kazanarak zafere ulaşabilirlerdi. Bizimse dört tanesini kazanmamız gerekirdi.
Sınıf mücadelesi berabere biterse üç galibiyet yeterli olurdu ancak toplam puanda berabere kalma ihtimalimiz çok düşüktü. Bu yüzden bunu hesaba katmamak daha iyiydi.
“Dört galibiyet…”
Gerçekçi olup olmadığı bir yana, Ichinose-san’ın sınıfının katıldığı küçük grup mücadelelerinde yer alan beş öğrencinin tamamı ÖYD’de A derece olarak kabul edilen 85 puan alsa bile, ceza puanları doğru bir şekilde kullanıldığı sürece kazanma şansımız hâlâ yüksekti.
Katılan beş öğrencinin her birine yirmi ceza puanı vermekle bile puanlarını altmış beşe düşürebilirdik
Ancak aynı durum rakibimiz için de geçerliydi.
Eğer sadece en yetenekli öğrencilerimizi sahaya sürüp çok sayıda ceza puanı almalarına neden olursak, puanlarda ciddi bir düşüşü engelleyemezdik ve sonuç da değişmezdi.
Ve eğer ÖYD’de B veya C notu almış öğrencileri seçersek, kazanmaya yetecek kadar puan da alamayabilirlerdi.
Bu yüzeysel düşünce tarzı, her dört sınıfın da aklına gelebilecek ve kavrayabileceği türdendi.
Ayrıca varılması muhtemel sonuç, ek ceza puanı satın almaktı.
Kazanma şansını artırmanın basit bir yolu, cezaları kullanmak amacıyla puan satın almaktı.
Kısacası, rakiple aradaki farkı kapatmayı garantilemenin tek yolu buydu.
Buradaki problem, ceza puanlarının fiyatıydı.
Tek sorun, sadece tek bir puanı sildirmek için bile elli bin özel puan gerekmesiydi.
Elbette bunun, düşünülmesi gereken noktalardan sadece birisi olduğunun farkındaydım.
Ancak…
Dikkatli olmam gerekiyordu. Ne de olsa Kişisel Puan harcamak, kesin bir kazanç sağlamanın garantisi değildi.
Eğer belirli bir öğrencinin katılımını bekleyip onu çok sayıda ceza puanıyla hedef alacak olursak ve o öğrencinin küçük grup mücadelesine katılmadığını görürsek, bu katlanılmaz bir durum olurdu.
Her şeyden önemlisi, on binlerce hatta yüz binlerce Kişisel Puanı özel bir sınava yatırıp kaybetmenin yol açacağı zarar…
Bu, düşünmek bile istemediğim bir şeydi.
“…Offf.”
Ellerimi birleştirdim ve gözlerimi kapattım.
Bu seferki özel sınav, elbette derslerimize odaklanmamızı gerektirse de aynı zamanda küçük grup mücadelelerine kimlerin gönderileceğine ve ceza puanlarını doğru rakiplere yöneltip yöneltemeyeceğimize de bağlıydı.
Başka bir strateji yoktu.
Yine de başka hiçbir şey yapmadan böylesine basit bir yaklaşımla kazanabileceğimizi düşünmüyordum.
Anlamıyorum.
Eğer sen burada olsaydın…
Eğer sen burada olsaydın, kesinlikle kazanmanın garanti bir yolunu bulurdun.
Gözlerimi kapadım.
Zihnimde beliren sırtının görüntüsü, yeniden nefes almamı zorlaştırdı.
“Suzune.”
Ichinose-san’ın sınıfıyla direkt yüzleşmek doğru mu?
Biz, kanabilir miyiz?
Akademik yeteneklerimiz neredeyse eşit olduğuna göre, mevcut durumla mı devam etmeliyiz?
Rakibimizin ceza puanı satın alıp almayacağını öğrenmemiz mümkün mü?
Yoksa bir şekilde durumu idare edebilmek için Ryuuen-kun gibi sinsi taktiklere mi başvurmalıyız?
Rakibimiz kimi sahaya sürecek?
Ichinose-san küçük grup savaşlarına katılmayacak, değil mi?
Yoksa cesurca bir katılımla bizi şaşırtmaya mı çalışacak?
İçimdeki şüphelerin yanı sıra, zihnimin bir köşesinde Ayanokouji-kun’un imgesi yer alıyordu.
Acaba o nasıl savaşırdı?
Bu özel sınava nasıl bakardı?
Artık bunu sormama bile izin verilmiyordu.
“Suzune.”
Riski azaltmak için birkaç ceza puanı satın alıp bunları en başarılı öğrencilerin hepsine uygulamalı mıyım?
Bazen, vahim bir durumdan kurtulmak için acı verici bir fedakârlık gerekir ve o acıya katlanmak zorunda kalırsınız.
“Suzune!”
“…?”
Omzuma bir şeyin dokunduğunu hissedince irkildim ve o yöne baktım.
Bu, Sudou-kun’un iri eliydi.
“İyi misin?”
“…Bir sorun yok. Sadece sınavda nasıl mücadele edeceğimizi düşünüyordum.”
“Bu doğru ama…hala Ayanokouji hakkında endişeleniyorsun, değil mi?”
“Bu—”
“Endişelenmemek imkânsız ama her şeyi içine atma.”
“Evet, deneyeceğim.”
Sudou-kun’a bu acınası halimi daha fazla gösteremezdim.
En azından bu durumda cesurca davranmam gerekiyordu.
Durumu idare edebildiğimi sanıyordum ama görünüşe göre bu yeterli olmamıştı.
“Ceza puanlarını nasıl kullanacağımız önemli. Yüksek puan alma ihtimali olan öğrencileri hedef alıp hata yapma riski korkutucu.”
Farkına bile varmadan, Hirata-kun sınıf arkadaşlarımızla bu konuyu konuşma işini üstlenmişti.
Daha önce nelerden bahsettikleri hakkında hiçbir fikrim yoktu.
“Daha yeni başladı.”
“…Teşekkür ederim.”
Sudou-kun, düşüncelere dalmış olduğumu anlamıştı.
Daha fazla endişeye yol açmamak için kendimi toparlamam gerekiyordu.
Hirata-kun’un sözlerine karşılık olarak Yukimura-kun, oturduğu yerden elini kaldırdı.
“Küçük grup mücadeleleri için yalnızca ÖYD değerlendirmelerine bel bağlamamanın daha iyi olacağını düşünüyorum. Sonuçta, akademik yetenek puanımız tüm derslerimizdeki ortalamayı yansıtıyor. Bir derste son derece zayıf, diğerlerinde ise başarılı olan bir öğrenci yine de yüksek bir puan alabilir. Ayrıca kendi sınıfımız hakkında, kimin neyde ne kadar iyi olduğu gibi, bizim bile bilmediğimiz pek çok şey var. Geçmişteki sınavların hepsi ayrıntılı sonuçları ortaya koymadı.”
Sadece sınıfımızda bilinen ayrıntılı bilgilerden yararlanmayı önerdi.
Sınava daha iki hafta vardı.
Acaba kazanmanın bir yolunu bulabilecek miyim?
Çevirmen: Mesela Kek 2
İyi okumalar.
İnstagram: @turkcelightnovels
Discord sunucumuza gelmeyi ve aktif hale gelen yorumlar kısmından bölüm hakkında yorum yazmayı unutmayın.
Ayrıca diğer serilerimiz olan Fate/Zero, Tavşan Kostümlü Senpai’m ve Eczacı Günceleri’ni de okuyabilirsiniz.