Elitler Sınıfı - Cilt 24 - Bölüm 3
Cilt 24 — Bölüm 3 — Beklenmedik Transfer
Çok geçmeden zil çaldı.
Horikita’nın fark ettiği ilk şey, sınıf öğretmenleri Chabashira’nın panik içindeki alışılmadık tavrıydı.
Sınıfı şöyle bir süzen Chabashira’nın yüzü hızla soldu.
Tavrındaki bu olağandışı değişim, çevresindeki öğrenciler arasında endişeye yol açtı.
Bakışları belirgin bir şekilde odaklanmaktan uzaktı.
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden kürsünün önünde durup sınıfı baktı. Hayır, aslında bakmıyordu. Bakışları boşluğa dalmıştı. Gözleri cansız, hatta bomboştu.
Sınıftaki en duyarsız kişi bile muhtemelen bu izlenime kapılmıştı.
Horikita, başlangıçta derse gelmeyen Ayanokouji’yi sormayı planlamış olsa da sınıftaki atmosferi göz önüne aldığında, bunun hiç de açılması uygun bir konu olmadığını düşündü ve şüphesiz en önemli önceliğin Chabashira’nın durumunu kontrol etmek olduğuna karar verdi.
“Sensei, iyi misiniz?”
Horikita’dan önce, Chabashira’nın durumunu kontrol eden kişi Hirata oldu.
Ne var ki Chabashira onun sesine yanıt vermedi. Görünüşe göre Hirata’nın sesi ona ulaşmamıştı.
Şu ana dek nispeten sessiz olan öğrenciler, bu tuhaflık karşısında tedirgin olmaya başladılar.
“Şey… Sensei?”
Ön sıralarda, Chabashira’ya yakın bir konumda oturan Kikuchi, çekinerek seslendi.
Bu, neredeyse dibinden gelen bir çağrıydı. Ancak Chabashira tepki vermek yerine öylece hareketsiz kaldı.
Dikkatini çekmeye çalışan Kikuchi ayağa kalktı ve elini onun yüzünün önünde salladı.
Sonunda Kikuchi’nin hareketleri dikkatini çekmiş olacak ki Chabashira onlara doğru bir bakış attı. Ancak bakışları hızla yön değiştirdi ve bu kez Horikita’ya çevrildi. En azından, Horikita öyle hissediyordu.
Ancak gözleri gerçekte buluşmadı. Bu, Horikita’ya doğru atılmış belirsiz bir bakıştı.
Horikita, Hirata’nın ve diğer öğrencilerin seslerinin Chabashira’ya ulaşmadığı sonucuna vardı.
Chabashira’nın durumu belki de hasta olmasından kaynaklıydı.
Açılış töreninden sonrasına kadar herhangi bir sorun belirtisi yoktu, bu yüzden onu öylece bırakamazlardı.
Tıbbi bir acil durum olabilirdi.
Horikita ayağa kalkıp kürsüye doğru ilerlemek için sandalyesini çekerken—
“Ben iyiyim.”
Chabashira öğrencileri başından beri duyuyor muydu yoksa seslerini ancak şimdi mi fark etmişti?
Chabashira, enerjiden yoksun halde kısa bir cümle mırıldandı.
“Öyle diyorsunuz ama belli ki iyi değilsiniz.”
Bir yanıt aldığı için rahatlayan Hirata, durumdan emin olmak istedi.
“…Şey…Hayır, gerçekten iyiyim. Sadece…”
Sözlerine devam etmeye çalışırken, Chabashira kürsüye yaslandı.
Bakışları yeniden Horikita’ya döndü ama aslında ona odaklanmamıştı. Gözleri, Horikita’nın yanındaki tek boş koltuğa, yani Ayanokouji’nin sırasına kilitlenmişti.
“Ayanokouji-kun’a bir şey mi oldu?”
Spor salonundan dönüş yolunda Ayanokouji ciddi bir sakatlık geçirmiş ya da aniden hastalanmış olsaydı, Chabashira’nın tavrındaki bu değişiklik gayet mantıklı olurdu.
Acaba bir sorun mu vardı?
Bu tahmin, belli ki gerçeğe epey yakındı.
Horikita’nın sorusu, hiç şüphesiz Chabashira’ya ulaşmış olmalıydı.
Yine de gelmeyen yanıtın ardından oluşan sessizlik, meselenin ciddiyetini ortaya koyuyordu.
“Bir sakatlık mı? Yoksa bir hastalık mı?”
Horikita sabırsızlıkla sorusunu yöneltti. Chabashira başını hafifçe iki yana salladı.
Bu hareket, varsayımlarının yanlış olduğunu gösteriyordu.
Eğer mesele bir sakatlık veya hastalık değilse, o halde şimdilik acil bir durum söz konusu değil.
İyi de o zaman, Chabashira-sensei neden bu kadar asık bir surat ifadesi takınıyor?
“Hayır, hayır, ee, o zaman mesele ne? Ayanokouji’nin başına bir şey geldi, değil mi? Lütfen bize söyleyin?”
Ortamın havasını sezmesine rağmen Chabashira’nın belirsiz tavrından bunalan Ike, daha net ve hızlı bir açıklama yapılması için ısrar etti.
Chabashira önce Ike’ye bir bakış attı, ardından bakışlarını tüm sınıfa çevirdi.
Yüzündeki ciddi ifade hiç değişmediği gibi, en ufak bir rahatlama ya da güvence belirtisi bile göstermedi.
“…Söylemem gereken…”
Açıklamasına başlamıştı ki hemen gözlerini kapattı ve dudaklarını yeniden birbirine kenetledi.
Yine de sonsuza dek sessiz kalamazdı. Yavaşça başını kaldırdı.
“Hepinize söylemem gereken bir şey var. Bu sabah…hayır, kısa bir süre önce…belli bir öğrenci, Kişisel Puanlarını kullanarak belli bir hakkı kullandı…ya da en azından durum öyle görünüyor.”
Sözleri tereddütlü ve belirsiz olsa da Chabashira sınıfa gerçeği açıkladı.
“Ha? Tam olarak anlayamadım. Kişisel Puanlarıyla ne yapmış? Belli bir öğrenci. Kişisel Puanlarıyla belli bir hakkı kullanmış.”
Belli bir öğrenci.
Kişisel Puanlarıyla belli bir hakkı kullandı.
Durumu açıklamaya çalışsa da verdiği detaylar o kadar belirsizdi ki herkesin kafası karışmıştı.
Acaba başka bir sınıfın sebep olduğu, üzerinde ayrıntılı konuşamayacağı sıkıntılı bir mesele mi bu?
Öğrencilerin zihnindeki varsayımlar giderek artıyordu.
“Şu an sınıfta olmayan öğrenci…Ayanokouji. Bu hakkı kullanan kişi o.”
Chabashira konuyu ciddiyetle dile getirmişti ancak ifadelerindeki belirsizlik, öğrencilerin kafalarının karışmasına yol açtı.
Ayanokouji ne tür bir hakkı kullanmıştı?
“…Sınıf…transferi.”
Tam da başka bir öğrencinin soru soracağı anda Chabashira, meselenin özü gibi görünen şeyi dile getirdi.
Ayanokouji, başka bir sınıfa transfer olmuştu.
Chabashira bir sınıf değişikliğinden bahsetmişti ancak böyle bir şey imkânsız görünüyordu.
A Sınıfından başka bir sınıfa geçmek, kaçınılmaz olarak daha alt bir sınıfa gitmek anlamına geliyordu.
Fakat bu durum başlı başına bir sorundu.
“Şey, Chabashira-sensei… Eğer bu bir şakaysa hiç komik değil. Üstelik biz konuyu bu denli ciddiyetle dinlerken hislerimizi de göz önünde bulundurmanız gerekmez mi?”
Şayet mesele sadece aklına estiği anda sınıf değiştirmek kadar basit olsaydı, kimse bu konuda zorluk yaşamazdı.
Ne var ki, bir öğrencinin başka bir sınıfa geçebilmesi için 20 milyon Kişisel Puan hazırlaması gerekiyordu. Bu hem herkesçe bilinen bir gerçek hem de kulağa gerçek dışı gelen bir söylentiydi.
İşte bu yüzden bazı öğrenciler durumu bir şaka olarak görmeye başladı.
“Ben de Horikita-san’ın görüşüne katılıyorum. Daha da önemlisi, gerçekten iyi misiniz?”
Chabashira, inandırıcılıktan uzak olmasının yanı sıra neredeyse çelişkili sayılabilecek iddialar öne sürmeye devam ediyordu.
Belki de hastalanmıştır ya da…
“Acaba özel bir sınav mı başladı?”
Sudou, neredeyse Horikita ile aynı anda kollarını kavuşturdu ve düşüncelerini sakin bir şekilde dile getirdi.
Evet, Chabashira’nın tavırları ve söyledikleri göz önüne alındığında, sıra dışı bir sınavın başladığını düşünmek gerçekten de mantıklı görünüyordu.
“Söylediklerimi kavramanın zor olduğunu anlıyorum. Ancak…gerçek bu.”
“Gerçek olduğunu söyleseniz bile—”
“Telefonunu çıkar ve ÖYD’den sınıfın listesine bak.”(çn= Öğrenci Yetenek Değerlendirmesi ya da onun gibi bir şeydi işte unuttum şimdi.)
Yalan söylediğini kabul etmeyen Chabashira, bakışlarını aşağıya indirerek talimat verdi.
“Sanırım bu şakayı biraz fazla ileri götürdünüz—”
Yine de Horikita’nın zihninden bir huzursuzluk esintisi geçti.
Artık hafif bir tedirginlik hissetmeye başlamıştı.
Şüpheci olsalar da birçok sınıf arkadaşı talimatlara uyup telefonlarını açtı.
Ekranlarda 3-A Sınıfı listesi belirdi.
Elbette bu listenin, otuz yedi öğrencinin tamamının ÖYD değerlerini göstermesi gerekiyordu.
Hayır, eğer listede yer almıyorsa, bu bir yalan olmalı.
Ancak…
Gözden kaçırmış olabileceğini düşünerek, Horikita parmağıyla ekranı defalarca yukarı aşağı kaydırdı.
Ne var ki Ayanokouji’nin ismi orada yoktu.
Sanki hiç bu sınıfta bulunmamışçasına listeden silinip gitmişti.
ÖYD’deki bir güncelleme…
Bu senaryoya daha önce birkaç kez şahit olmuştu.
Katsuragi Kouhei başka sınıfa transfer olduğunda ya da bir öğrenci okuldan ayrıldığında da durum aynıydı.
“Az önce, görünüşe göre Ayanokouji’nin verileri başka bir sınıfa aktarıldı.”
“N-Ne demek istiyorsunuz, Sensei? Bu… Bu doğru olamaz!”
Horikita’nın sesi farkında olmadan titredi.
“Ayanokouji, bugün bu sınıftan C Sınıfı’na transfer edildi.”
Chabashira, durumun daha önce belirsiz olan ayrıntılarına açıklık getirdi.
Ayanokouji, bu sınıftan ayrıldığı için açılış töreninden beri ortalıkta görünmüyordu.
“…Ha?”
Chabashira’nın sözlerini ve açıklamasını anlamasına rağmen, Horikita’nın vücudu sanki anlamak istemiyormuşçasına titremeye başladı.
“Neyden bahsediyorsunuz? Ayanokouji-kun’un C sınıfına geçmesi gibi bir şey…”
“Bu komik değil, Sensei. Bugün 1 Nisan değil.”
Öğrencilerin çoğu hala tam olarak ikna olmamıştı. Yalan olduğunu varsayarak şüphe duyuyorlardı.
“Ben de…böyle şakalardan hoşlanmıyorum.”
Güm. Güm. Güm.
“Sanırım bugün Chabashira-sensei’de tuhaf bir şeyler var.”
Güm. Güm. Güm. Güm. Güm. Güm.
Lütfen dur…
Kalbim neden bu kadar hızlı ve gürültülü atıyor?
Gerçek şu ki işin aslını çoktan anlamıştı. Sorun, bunu kabul etmek istememesindeydi.
Chabashira’nın o kötü şakası yüzünden huzursuz olmuş, zihni allak bullak olmuştu.
“Ben de aynı şeyi hissediyorum, inanılır gibi değil. Ama… bu şüphesiz gerçek.”
Güm. Güm. Güm. Güm. Güm. Güm. Güm.
“Bu doğru olamaz. Bir yanlışlık olmalı.”
Horikita bu cümleleri kurduğu sırada 3-C Sınıfının ÖYD listesini açtı.
Eğer transfer olduğu doğruysa, Ayanokouji-kun’un isminin burada görünmemesi tuhaf olur.
Böyle bir şeyin olması imkansızdı.
Ancak ekrandaki ÖYD listesine baktığında, Ayanokouji Kiyotaka’nın isminin eklendiğini gördü.
İsmi gördüğü anda zihni allak bullak oldu ve düşünceleri durma noktasına geldi.
“B-Bu bir yalan, değil mi Sensei? Ayanokouji-kun’un C Sınıfına transfer olduğu…”
Açıkça telaşlanmış olan Matsushita, hiç de kendisine yakışmayacak bir şekilde sesini yükseltti. Öyle ki bazı öğrenciler bu alışılmadık davranış karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi.
“Hayır, doğru… Bir hata yok.”
Chabashira sürekli tablete göz atıp duruyordu.
Eğer bu gerçekse, okuldan bir bildirim gelmiş olması şaşırtıcı olmazdı.
Bu durum, onda zamanın akışına karşı gelip onu durdurma isteği uyandırıyordu.
Horikita henüz durumu tam olarak kavrayamamıştı.
Ayanokouji sınıf değiştirmişti.
Üzerinde ne kadar düşünürse düşünsün, bu durum akıl almazdı.
İmkânı yok.
Horikita ve diğerleri, büyük bir emek ve zaman harcayarak nihayet D Sınıfından yükselmiş ve A Sınıfına ulaşmışlardı. O andan itibaren bir yıl boyunca herkes, bu konumu korumak için birlik olacaktı. C Sınıfına geçmenin hiçbir kazancı yoktu.

“A-Ama ya Kişisel Puanlar? Yirmi milyon, onun için bile muazzam bir miktar…”
“Henüz ayrıntıları bilmiyoruz. Ancak okul bunu resmen onayladığına göre, gerekli puanı kesinlikle hazırlamıştır.”
“Ne? Eğer bu doğruysa, o zaman Ayanokouji… Şey, neden?”
“Hayır, hiç mantıklı değil, haksız mıyım? Sonunda A Sınıfına yükselmeyi başardık, öyle değil mi? Üstelik A Sınıfı olarak geçirdiğimiz ilk günde o, çöküşteki C Sınıfına geçiyor.”
“Ayanokouji ne düşünüyor böyle? Hiçbir şey anlamıyorum. Önceden bir şey duydun mu Akito?”
“Hayır, tek kelime bile duymadım. Son zamanlarda aramız biraz mesafeliydi. Eğer Horikita ve diğerleri bile bilmiyorsa, muhtemelen kimse bilmiyordur.”
Yukimura ve Miyake gibi Ayanokouji’nin yakın olduğu gruptaki öğrenciler bile bu transfer işleminden haberdar edilmemişti.
“Yoksa mesele bu mu? Karuizawa tarafından terk edildiği için sınıfta kalmaktan utanç mı duydu?”
“Hayır, sebep bu olamaz, değil mi? Utanmış olsa bile, transferi yapacak yeterli puanı yok ki.”
“Belki de insanlara yalvarıp sonunda borç almıştır…? Hayır, pek olası değil.”
“Acaba bize ihanet etmiş olabilir mi?”
“Ama bir yandan da üst bir sınıfa değil, daha alt bir sınıfa geçti, değil mi? Bu hiç normal değil… Özellikle de Sakayanagi gitmişken, sanki kazanan tarafın safına geçiyormuş gibi bir durum da yok ortada. Üstelik Katsuragi’ninki gibi, kendine yer bulamayıp dışlandığı bir olay da değil bu, öyle değil mi?”
Shinohara şüphelerini dile getirdi. Hondou da benzer bir kuşkuyla karşılık verdi.
Hayal bile edemeyecekleri şeyler vardı.
Ya da daha doğrusu, öğrencilerin büyük çoğunluğunun aklına bile gelmeyecek bir şey.
Ayanokouji’nin tek başına, sahip olduğu yetenekleriyle sınıflar arası mücadelenin sonucunu etkileyebileceği gerçeği.
Ayanokouji işi ağırdan almak istemiş olabilirdi. Yine de Sakayanagi’nin ayrılışıyla batışa sürüklenen bir sınıfa geçmektense, mevcut sınıfta kalıp hiçbir şey yapmamanın çok daha güvenli bir seçenek olduğu da bir gerçekti.
“Bilmiyorum. Kendi isteğiyle alt bir sınıfa geçmek tuhaf bir durum ama işin içinde Kişisel Puanlar olabilir. Sadece transfer bedeli değil, aynı zamanda karşılığında gelecek yılki yaşam masraflarının da ödenmesi söz konusu olabilir—”
“Bu da tuhaf olur. Bu, onun Sakayanagi’nin yerine getirildiği, daha doğrusu C Sınıfının zaferini garantilemek uğruna kendisine büyük bir meblağ ödenmeye değer görülen biri olduğu anlamına geliyor. Peki, neden Ayanokouji? Tamam, son zamanlarda dikkat çekici hamleler yapmış olabilir ama…”
Bunu duyan Horikita, şaşkınlıkla nefesini tuttu.
Ayanokouji’nin niyetini tam olarak anlamasa da eski Sakayanagi sınıfının Ayanokouji’yi kendi saflarına katmak amacıyla hareket etmiş olabileceği ihtimalini göz ardı edemezdi.
Hatta bu, gidişatı tersine çevirmek adına atabilecekleri en mantıklı adım bile olabilirdi.
Ancak bu durum akla başka bir soruyu getiriyordu.
Ayanokouji böyle bir teklifi kabul eder mi?
“Bir ihtimal.”
Herkesin yaşadığı huzursuzluk ve kafa karışıklığının ortasında, Kushida sakince fikrini dile getirdi.
“Ama biliyorsun—”
“Şey, doğru olsa bile bu…üzerinde bu kadar yaygara koparılacak bir mesele gibi gelmiyor, değil mi? Sonuçta, Horikita ya da Hirata gitmiş değil.”
“Kanji… Ayanokouji’nin gitmesi o kadar basit bir mesele değil.”
“Basit bir mesele olmadığını mı söylüyorsun? Ayanokouji-kun gitse bile, bu o kadar da büyük bir—”
Bazı öğrenciler, bu transferin getirdiği durumu pek de önemli bir mesele olarak görmüyordu.
Kushida onlara üzgün bir ifadeyle baktı.
“Ike-kun, Shinohara-san, kusura bakmayın ama Ayanokouji-kun ikinizin sandığından çok daha önemli biri.”
“Önemli mi dedin…”
“Henüz gün yüzüne çıkmamış olması, sınıfa sayısız kez görünmez yolla katkıda bulunmadığı anlamına gelmez. Öyle değil mi, Horikita-san?”
Ortamdaki kargaşaya rağmen sakinliğini koruyan Kushida, soruyu Horikita’ya yöneltti, o da bunu başıyla onayladı.
“Evet… Ayanokouji-kun’un niyetlerini bir kenara bırakırsak, C Sınıfının geri dönüşü için ideal bir kazanç olduğu yadsınamaz bir gerçek. Eğer gerçekten de kaybetmeyi göze alabileceğimiz biri olsaydı, Chabashira-sensei böyle bir durumda olmazdı.”
Chabashira, öğrencilerini dinlemek yerine şok içinde kalakalmıştı.
Olduğu yerde donup kalmış halini izleyen Shinohara ve Hondou birbirlerine baktılar.
“Ciddi mi? Bu gerçekten doğru mu?”
“Horikita’nın da dediği gibi, Ayanokouji’nin varlığı büyük önem taşıyor. Eğer sınıfımızda olmasaydı, büyük ihtimalle şu an A Sınıfında olmazdık. Elbette A Sınıfına yükselmemizin tek sebebi o değil ama yine de… geride bıraktığı boşluk tahmin edilenden çok daha büyük. Ama yine de…neden…”
Hiçkimse bunun cevabını bilmiyordu.
Şayet, bu durumda her şeyi bilen bir öğrenci varsa…
Sadece Horikita’nın değil, pek çok öğrencinin bakışları doğal olarak tek kelime etmemiş olan Karuizawa’ya çevrildi.
Kız arkadaşı olarak, onunla herkesten daha fazla vakit geçirdi. Belki de bir şeyler biliyordur…
Muhtemelen herkesin aklından böyle düşünceler geçiyordu.
“Karuizawa-san, sana herhangi bir şey söyledi mi?”
“…Bilmiyorum. Gerçekten hiçbir şey bilmiyorum. Bir şeyler sakladığımdan değil. Gerçekten bilmiyorum.”
Karuizawa, onlara bakmadan kayıtsız bir tavırla cevap verdi.
Horikita’ya göre Karuizawa’nın bu bulanık ifadesi, yalnızca Ayanokouji’nin sınıf değişikliğinden değil, aynı zamanda kız arkadaşı olarak ayrılık kararını kendisinin vermiş olması nedeniyle bu durumun sorumlusunun bizzat kendisi olduğuna inanmasından da kaynaklanıyor gibiydi.
Hayır, şu an mesele bu değil.
Horikita bu tür düşünceleri zihninden uzaklaştırdı.
Eğer Ayanokouji gerçekten sınıf değiştirmişse, bu onların en son düşüneceği şeydi.
“Eğer bu bir tür hataysa, söz konusu transfer iptal edilebilir mi?”
“Şayet yasa dışı bir transfer söz konusuysa, iptal edilme ihtimali var… Ancak bu durumda, dolandırıcılığı gerçekleştiren kişi ağır bir cezayla karşı karşıya kalır. Ayrıca oklar da Ayanokouji’ye döner.”
Ayanokouji tarafından başlatılan yasa dışı bir transfer işlemi.
Bu, akla mantığa sığmayan bir ihtimaldi.
“Yine de bunun bir hile olma ihtimali düşük. Sonuçta okul bunu resmen kabul etti…”
“Yine de bilemeyiz, değil mi? Belki de tehdit edilmek gibi, sonradan ortaya çıkabilecek beklenmedik sebepleri vardır.”
Aksi takdirde Horikita bunu açıklayamazdı.
Hiçbir uyarı olmaksızın başka bir sınıfa transfer…bunun olması imkânsız.
“Hayır, bu…”
“Horikita-san.”
Hirata’nın sakin sesi, telaş içindeki Horikita’ya ulaştı.
“Bence işe gerçekleri kabullenerek başlamalıyız.”
“Gerçekler… Bununla ne demek istiyorsun?”
“Ne anlama geliyorsa onu. Ayanokouji-kun başka bir sınıfa geçti. Bu, inkâr edilemez bir gerçek. Okul bunu çoktan kabul etti. Burada olmayışı da bunun kanıtı.”
“Ama bu…bu bir kanıt sayılmaz ki. Sadece hastalanmış olabilir ya da bir tür yanlışlık söz konusu olabilir…”
“Sensei’nin açıkladığı gibi, Ayanokouji-kun’un transfer işlemi ÖYD üzerinde onaylandı. Buna inanmak istemesek de işe bunu kabullenerek başlamalıyız.”
Hirata sakin bir şekilde konuşmaya devam ederken, Horikita söyleyecek söz bulamıyordu.
Bu durumu gözlemleyen Kushida, hafif bir ilgiyle karşılık verdi
“Oldukça sakin görünüyorsun, Hirata-kun. İster transfer ister okuldan atılma olsun, sınıfımızdan bir öğrenci gitmiş olabilir. Buna rağmen hiç rahatsız olmuş gibi durmuyorsun.”
Hirata, okuldan atılma riski doğduğunda her zaman büyük bir huzursuzluk yaşardı.
Birisi ayrıldığında, giden öğrenci için diğerlerine kıyasla çok daha fazla endişelenirdi.
“Başka bir sınıfa geçmekle okuldan atılmak farklı şeyler. Hele ki bu onun kendi kararıysa. Üstelik panik yapmanın da bir faydası yok. Ne kadar inkâr edersek edelim, Ayanokouji-kun geri gelmeyecek.”
“Sence de bu yanlış değil mi? Horikita-san, bunun bir hata olma ihtimalinden henüz vazgeçmiş değil. Tanıdığımız Hirata-kun gibi ona destek olman gerekmez mi?”
Sınıftaki birkaç öğrenci sakinliğini korusa da en soğukkanlı olanları Hirata’ydı. Sınıfın tepkisini dikkatle gözlemlemesi, alışılagelmişin dışında bir davranıştı.
“Ee, ne demeye çalışıyorsun Kushida?”
Sudou sandalyesini geriye iterek ayağa kalktı. Kushida’nın yine sınıfta huzursuzluk çıkardığından şüpheleniyordu.
“Elimizde net bir bilgi olmadan konuyu sadece ders saati sırasında tartışmak bizi bir sonuca götürmeyecek. Öyle değil mi, Chabashira-sensei?”
Kushida, başını hafifçe yana eğerek koridora doğru bir bakış attı.
Koridordan gelen seslere bakılırsa, diğer sınıflar kendi derslerini tamamlamıştı.
“…E-Evet, doğru.”
Sınıfın ses yalıtımı oldukça iyiydi, bu yüzden normal bir konuşma sesi koridora ulaşmazdı. Yine de biri duvara ve kapıya iyice yaklaşırsa, içerideki sesleri duyabilirdi. Kötü niyetli öğrenciler dışarıda gizlice dinliyor olabilirlerdi.
Sudou takdir edercesine başını salladı ve tekrar yerine oturdu.
“Dersi burada noktalayalım. Ancak, Ayanokouji’yi suçlamak ya da eleştirmek amacıyla ona karşı herhangi bir harekette bulunmamanızı rica ediyorum. Şu ana kadar kurallara aykırı hiçbir şey yapmadı.”
Tıpkı öğrenciler gibi onun da kafasında pek çok soru işareti vardı. Yine de bir öğretmen olarak, onları sorun yaratacak davranışlardan kaçınmaya yönlendirmesi gerekiyordu. Bir yetişkin sıfatıyla, gerektiğinde uyarılarda bulunmayı da ihmal etmemeliydi.
“Chabashira-sensei’ye katılıyorum. Sadece kurallar açısından değil, aynı zamanda durumu tam olarak kavramadan kalabalık bir grupla ona yaklaşmak kolayca başınızı derde sokabilir. Önce ben bir durumu kontrol edeceğim, o zamana kadar lütfen sakin kalın.”
“Aynen öyle. Ayanokouji ile gereksiz temastan kaçının ve diğer sınıflarla sorun yaşamamaya dikkat edin. Herhangi bir durum olursa mutlaka benimle veya okulla iletişime geçin, tamam mı?”
Bir öğretmen olarak Chabashira, öğrenciler karşısında daha fazla sessiz kalmanın bir yararı olmayacağını düşündü.
Ellerini kürsüye sıkıca bastırarak kendini toparladı.
Çevirmen: Mesela Kek 2
İyi okumalar.
İnstagram: @turkcelightnovels
Discord sunucumuza gelmeyi ve aktif hale gelen yorumlar kısmından bölüm hakkında yorum yazmayı unutmayın.
Ayrıca diğer serilerimiz olan Fate/Zero, Tavşan Kostümlü Senpai’m ve Eczacı Günceleri’ni de okuyabilirsiniz.