Elitler Sınıfı - Cilt 24 - Bölüm 8
Cilt 24 — Bölüm 8 — Toplantı Öncesi
Hashimoto ile C Sınıfından çıkıp koridora yöneldik.
Okuldan ilk ayrılanlar biz olduğumuza göre, diğer sınıflar hâlâ sınıf öğretmenlerini dinliyor olmalıydı.
“Transferden sonraki ilk okul günümüzün sonunda, dikkat çekmeden ayrılabileceğiz gibi görünüyor.”
“Bu sadece an meselesi.”
Transfer konusu sadece, bir zamanlar parçası olduğum Horikita’nın sınıfındaki öğrenciler tarafından gündeme getirilmeyecekti. İchinose’nin ve Ryuuen’in sınıfındaki öğrenciler de işin içindeydi.
Zaman geçtikçe daha fazla dikkat çekmeye başladık ki bu da meraklarına yenik düşen öğrencilerin bize doğru yönelmesine sebep oldu.
“Eğer buna katlanmak istemiyorsan karaoke yapmaya gidebiliriz ama sadece iki erkeğin olduğu küçük bir oda biraz tuhaf kaçabilir.”
“Haklısın. Bu fikri pas geçelim.”
Hashimoto hoş geldin partisi konusunda ciddi görünüyordu.
Üzerimizdeki bakışlardan sıyrılarak çıkışa doğru ilerlemeye devam ettik.
“Vay be, cesaretine diyecek yok doğrusu. Bizim sınıfa geçmeyi planlayacağını hiç tahmin etmezdim. Üstelik bunun için benim paramı kullandığını düşünmek…”
“Bu konuda kaç kez daha şikâyet edeceksin? Gerçekten hoşnutsuz görünüyorsun.”
Transferle ilgili konuşma Hashimoto’nun zihninde hâlâ tazeydi. Fırsat bulduğu her an konuyu açıp duruyordu.
“Elbette bu konuda kendime has düşüncelerim var. Para benim için değerli bir güvence.”
Hashimoto türlü türlü yollara başvurarak, hatta bizzat Sakayanagi’ye ihanet ederek yüklü miktarda para elde etmişti.
Bu paranın büyük bir kısmını elinden çıkarmak zorunda kaldığından, hüsrana uğraması şaşırtıcı değildi.
“Transferimle ilgili kararı vermeden önceki ana dönebilseydin, bunu iptal etmek ister miydin, Hashimoto?”
“Şey… Dürüst olmak gerekirse, tereddüt etmeyeceğimi söylersem yalan söylemiş olurum.”
“Doğru. Kendi başına yirmi milyon Kişisel Puan biriktirebileceğin bir gelecek var olabilirdi.”
Hashimoto bu sözler üzerine hafifçe kıkırdadı ve inkâr etmeden başını salladı.
Tek başına bu miktarı biriktirmek zorlu bir iş olsa da bunu başarmak, A Sınıfından mezun olmayı neredeyse garantilerdi.
İşte bu yüzden, bu hayalden vazgeçmek cesaret ve kararlılık gerektiriyordu.
“A Sınıfından mezun olmak için, gereken riskleri alman gerekir.”
“Bir de bana sor. Son iki yıl içinde, Sakayanagi ile Katsuragi arasındaki çatışmaya dahil olmak, ıssız adada Ryuuen ile Katsuragi’yi bir araya getirmek ve en son olarak da Sakayanagi’ye karşı tavır almak gibi pek çok tehlikeli hamleyi tek başıma gerçekleştirdim. Tarif edilemez çabalar ortaya koydum ve sürekli olarak sonuçlar elde ettim.”
Hashimoto, kendi inisiyatifiyle gerçekleştirdiği eylemlerden sanki başkasının işiymiş gibi bahsediyordu.
Ancak bu hamleler, kesinlikle riskler barındırıyordu.
“O halde olumlu düşünmelisin. Riskleri göze alma çabaların meyvesini verdi ve beni başarıyla kendi sınıfına çektin. Bu şüphesiz bir başarı.”
“Şey, evet.”
Yine de Hashimoto’nun tam anlamıyla sevinememesi ya da iyimser olamaması anlaşılabilir bir durumdu. Hashimoto bana ne kadar değer verirse versin, şu anki sınıfı C Sınıfıydı.
Madem en başından bir sınıf değişikliği yapmaya karar vermişti, bizzat Horikita’nın sınıfına geçseydi kazanma şansı daha yüksek olurdu.
Ya da benimle birlikte Ryuuen’in sınıfına geçebilirdi.
Bu seçeneklerin her ikisi de daha anlaşılır olurdu.
Elbette, Hashimoto’ya iki seçenek sunmamın nedeni, tam da bu düşünce sürecini görebilmiş olmamdı.
Puanlarından vazgeçip beni kabul etmek ya da beni kabul etmekten tamamen vazgeçmek.
Eğer reddetseydi, mezuniyete kadar aramızda hiçbir iş birliği olmayacaktı.
Bir yıl boyunca benimle düşmanca bir ilişki sürdürmenin yanı sıra, bir de kendi sınıfının ona cephe almasıyla uğraşmak zorunda kalırsa, güvenliğini garanti altına alacak hiçbir şey kalmazdı.
Ryuuen bile her an ona cephe alabilirdi.
Hangi seçeneğin kazanma şansını artıracağı üzerine iyice kafa yormuştu.
“Bu konuda sana güvenebilirim, değil mi Ayanokouji? Yani bundan böyle ciddi bir şekilde A Sınıfını hedefleyeceksin. İstemesen bile seni ön plana çıkarmayı planlıyorum, tamam mı?”
Hashimoto kendi beklentisini dile getirdi.
Böyle bir iddiada bulunmaya tamamen hakkı olduğunu düşünmüş olmalıydı.
Nitekim Hashimoto’nun katkıları, transferin önündeki engeli önemli ölçüde hafifletmişti. Ancak bu, onun isteklerini kolayca yerine getireceğim anlamına gelmiyordu.
“Transfer konusunu konuştuğumuzda sana söylemiştim. Karar verirken hiçbir şeyin garantisini vermem. Tek yapman gereken, bana inanıp inanmamaya karar vermek.”
A Sınıfına yükselmeyi hedefleyip hedeflemediğim meselesi…
Bu doğrultuda çaba göstermeye istekli olsam bile, A Sınıfına nasıl ulaşacağımıza dair stratejiler veya geleceğe dair planlar bir yana, izleyeceğimiz yola dair hiçbir şeyi onunla paylaşmamıştım.
İşte bu yüzden, nasıl hareket edeceğine dair karar verme aşamasına gelindiğinde Hashimoto hemen bir yanıt verememişti. Aklında hâlâ soru işaretleri vardı.
Sakayanagi’yi karşısına alan ve nihayetinde onun kendi isteğiyle geri çekilmesine katkıda bulunan kişi Hashimoto’ydu.
C Sınıfı öğrencileri her şeyi bilmiyor olsa da Hashimoto’ya karşı temkinli davranan ve ondan hoşlanmayanlar da kesinlikle vardı.
Hiç de rahat bir sınıf ortamı sayılmazdı.
Bir sorun çıkacak olursa, gözden çıkarılacak ilk kişi oydu.
Sınıfta kalmaya devam etmek ve işe yarayacağıma dair hiçbir garanti olmamasına rağmen beni de bu sınıfa davet etmek, büyük bir riskti.
“Doğru… Ah, bunu gayet iyi biliyorum.”
Birçok belirsizlik bulunmasına rağmen, Hashimoto sonunda beni kabul etmeye karar verdi.
Mezuniyetten hemen önce 20 milyon Kişisel Puan kullanarak A Sınıfına yükselme idealini bir kenara bırakıp başka bir ideali seçti: Benimle iş birliği yaparak A Sınıfı olmak.
Hayır, bunun bir ideal değil bir gerçeklik olduğu sonucuna vardı.
“Elbette, şartları kabul ettim. Ama geleceğe dair planların varsa, benimle biraz paylaşabilirsin. Yoldaşlık dediğin şey de budur zaten.” diye ekledi.
Onu kendimden uzaklaştırıyormuşum gibi konuşmama rağmen, Hashimoto cesurca devam etti.
“Ne yapsam ki… Sakayanagi gibi ihanete uğramaktan endişeleniyorum.”
“Hey, şu kötü şakaları bırak artık, Ayanokouji. Tüm varımı yoğumu sana bağladım, resmen beş parasız kaldım. Sana ihanet etmenin ne anlamı var ki!”
Telaşlanan Hashimoto, elleriyle hareketler yaparak ve önüme geçip masumiyetinde ısrar ederek konuştu.
“Yine de seni tanıyorum Hashimoto. Ufak tefek de olsa bir şeyler çevirmiyorsun, değil mi?”
“Hayır, hayır, hayır; kesinlikle hayır. Başkalarının benden şüphelenmesi sorun değil ama lütfen, beni kendi şüphelerinden ayrı tut.”
Elbette, Hashimoto’nun gelecekte bize ihanet edip etmeyeceği umurumda değildi.
Ortada biraz gerilim olması, muhtemelen Hashimoto için tam da olması gereken şeydi.
“Sanırım biraz fazla konuştum. Senin iş birliğin olmasaydı, C Sınıfına geçiş kolay olmazdı. Gel, gelecekle ilgili planları ve stratejileri detaylıca konuşalım.”
“Cidden, en başından beri açık sözlü olmalıydın.”
Telefonumu çıkardım ve bir mesaj geldiğini gördüm.
Yaklaşan toplantıya Hashimoto’yu da götürmek iyi olabilir.
“Şimdi Keyaki Alışveriş Merkezi’ne gidiyorum.”
“Bir hoş geldin partisi talep etmekten ziyade, gelecek planlarını paylaşacağın için, değil mi?”
Onaylarcasına başımı salladığımda, Hashimoto da memnun bir ifadeyle başını salladı.
“Bu arada…ya sen, Morishita?”
Arkamı döndüm ve muhtemelen bizi gölgelerin arasından izlemekte olan Morishita’ya seslendim.
Sınıftan daha önce çıkmış olması gereken kız, arkadan kendini belli etti.
“Demek bunu yapabiliyorsun, Ayanokouji Kiyotaka. Pek dikkat çeken bir varlığın yok ama insanların varlığına karşı duyarlısın.”
Belki de bu, (‘popülerlik’ ve ‘insan varlığı’ anlamlarına gelen) aynı kanji karakterinin kullanıldığı bir kelime oyunuydu. (çn= normalde morishita cümle içinde popüler bir varlık kavramını kullanıyor ama ben dikkat çeken diye çevirdim. Hem varlık kelimesine vurgu yapmak hem de okumayı kolaylaştırmak için.)
Bu sefer, yüz arkadaşa sahip olmakla ilgili o önceki şakanın aksine, ne demek istediğini anladığımı hissettim.
“Demek sonunda ilgini çekti. Peki, bahsettiğin o maceraya ne oldu?”
“Şu an açığa çıkan gerçek… İşte macera bu. Sevilmeyen biri olmanın vücut bulmuş hali Ayanokouji Kiyotaka ile ihanetin vücut bulmuş hali Hashimoto Masayoshi’nin aniden ortaya çıkışı. Bu ikisiyle muhatap olmak macera değilse, nedir ki?”
“Dediğim gibi, ben… Ah, boş ver. Seni düzeltmeye çalışmak zaman kaybı.”
“Görünüşe göre sonunda bir hain olduğunu kabul ediyorsun.”
“Evet, evet. Böylesine bir hainle görüşmende bir sakınca var mı? Hani şu hoş geldin partisini reddetmiştin ya.”
“Partiye katılacak değilim ki. Bir sınıf arkadaşı olarak C Sınıfının geleceğini şimdiden konuşmak gayet doğal bir durum. Muhtemelen bundan sonra Ichinose Honami ile görüşeceksin, değil mi?”
Morishita, bundan sonraki planlarımız konusuna değinirken hafifçe gülümsedi.
“Ichinose mi? Onun adı neden burada geçiyor ki?”
“Hehe, demek hainin lafına yine de güvenilmiyor. Görünüşe göre, gelecekteki planlara dair en temel bilgilerden bile haberin yok.”
Hashimoto’nun gülümsemesi, sanki kışkırtılmışçasına hafifçe donuklaştı.
“Sakın bana Morishita’yla çoktan konuştuğunu söyleme?”
‘En çok iş birliğini ben yapıyorum ama sen beni bir kenara itmeyi mi düşünüyorsun?’
İçinden tam da böyle bir soru geçirdiği belliydi.
“Bu transfer için C Sınıfının oybirliği şarttı. Sana ve sorunlu meselelerine emanet edemeyeceğim şeyler vardı. Bana güvenen senin aksine, Morishita’nın ciddi şüpheleri vardı, bu yüzden ona uygun bilgileri sunmam gerekti.”
“Ne demek istediğini aşağı yukarı anlıyorum ama Morishita’ya yenildiğimi kabullenmek zor. Gerçi, işin aslını sonradan öğrenebilirsem kabullenebilirim.”
Hashimoto iç çekti. Ayakta durup konuşmanın boşa zaman kaybı olduğunu düşünmüş olacak ki öne geçerek yürümeye başladı.
Ben kısa bir süre sonra yürümeye başladım. Morishita da yanıma geldi.
“Ne planlıyorsun?” diye sordum.
“Ne demek istiyorsun?”
“Planı zaten biliyorsun. Bugün burada olmana hiç gerek yoktu.”
Bizi gizlice takip etmiş olmasından, en başından beri işe dahil olmayı düşündüğü anlaşılıyordu.
“Senin için Ayanokouji Kiyotaka, bu doğru olabilir. Ancak Ichinose Honami farklı. İyi niyetli D Sınıfının herhangi bir işe yarayıp yaramayacağına bizzat kendi gözlerimle görmeden karar veremem. En azından, tanıdığım o lider profilini koruduğu sürece, ondan pek bir beklentim yok.”
Ichinose’nin yeteneklerine duyulan belli bir güven olsa da bu, ona tamamen bel bağlamaya yetecek düzeyde değildi.
Onun gücü, aynı zamanda zayıflığını da içinde barındırıyordu.
Morishita’nın düşündüğü de buydu. Basit bir ifadeyle, Ichinose güvenilmez bir liderdi.
Bu yüzden iş birliği yapmanın mantıklı olup olmadığını bizzat görüp teyit etmek için bir nedeni vardı.
“O halde, tıpkı büyük bir dedektif gibi keskin bir gözlem yap. Herhangi bir kısıtlama olmadan.”
“Söylemeye gerek bile yok.”
Ardından üçümüz, Ichinose ile önceden kararlaştırdığımız buluşma yeri olan kafeye doğru yola koyulduk.
Çevirmen: Mesela Kek 2
İyi okumalar.
İnstagram: @turkcelightnovels
Discord sunucumuza gelmeyi ve aktif hale gelen yorumlar kısmından bölüm hakkında yorum yazmayı unutmayın.
Ayrıca diğer serilerimiz olan Fate/Zero, Tavşan Kostümlü Senpai’m ve Eczacı Günceleri’ni de okuyabilirsiniz.
Morishita mal gibi görünse de zeki baya