Elitler Sınıfı - Cilt 24 - Bölüm 9
Cilt 24 — Bölüm 9 — İmzalanmamış Sözleşme
Kafe tezgahında içeceklerimizi sipariş ettik.
Transfer nedeniyle Kişisel Puanım kalmadığından, mayıs ayındaki ödemeyi aldıktan sonra geri vermek üzere Hashimoto’dan yirmi bin Kişisel Puan ödünç almıştım. Dolayısıyla ödeme konusunda bir sorun yoktu.
Kahvemi beklerken fişimi aldım ve kafedeki yarı zamanlı iş ilanının yer aldığı bir afişe göz gezdirdim.
Sadece bu kafede değil, çeşitli mağazalarda da benzer duyurular asılmıştı.
Öğrenciler yaş şartını sağlasalar da çalışmaları yasak olduğu için işe giremiyorlardı.
Öğretmenlerin yarı zamanlı işlerde çalışması da uygun olmazdı.
Belki de bu afişler, halihazırda Keyaki Alışveriş Merkezi bünyesinde çalışan kişilere yönelik iş değişikliği çağrılarıydı.
Böyle anlamsız şeyler üzerine düşünürken zaman akıp geçti ve sipariş ettiklerimiz hazır oldu.
Hashimoto arka tarafta genişçe bir yer kapmıştı. İçecekleri alıp yanına gittim.
Birkaç dakika bekledikten sonra Ichinose göründü ve geldiğini belli etmek için hafifçe el salladı. Kasadaki görevlilerle kısa bir konuşmanın ardından, elinde bir bardakla bize doğru yaklaştı.
“Beklettiğim için kusura bakma, Ayanokouji-kun. Hashimoto-kun ve Morishita-san da buradaymış.”
Ichinose, Morishita’yı da nazikçe selamladı. Buna karşılık Morishita sadece hafifçe başını sallamakla yetinip sessiz kaldı. Onun bu tavrı, aralarında bu tür etkileşimlerin pek sık olmadığını açıkça belli ediyordu.
“İkisinin burada olması uygun mu?”
“Endişelenme. Hiçbir sorun yok.”
Kısa konuşmamızı dinleyen Hashimoto hafifçe gülümsedi.
“Şaşırmış görünmüyorsun. Yoksa çoktan biliyor muydun? Demek istediğim… Ayanokouji’nin transfer meselesini.”
Eğer Ichinose, transfer haberini o sabah okuldan yeni öğrenmiş ve hazırlıksız yakalanmış olsaydı, şaşkınlığı belli olurdu. Ancak Ichinose’de böyle bir belirti yoktu. Üstelik, sınıf değişikliğimi sorgulayacakmış gibi de durmuyordu.
Hashimoto’nun böyle bir sonuca varması şaşırtıcı değildi.
“Kısa bir süre önce öğrendim.”
“Morishita, sen de Ichinose’nin önceden bildiğini biliyordun, değil mi?”
“Ben ne bildiğimi biliyorum. Bilmeyenler de bunu aklında tutsun, tamam mı? Oldukça ilginç bir ifade olduğunu söylemeliyim.” (çn= çeviri hatası yok kraliçe böyle konuşuyor. Anlamadıysanız eğer, aklınızda tutun.)
“Ne demek istiyorsun? Saçma sapan laflarla sorudan kaçmaya mı çalışıyorsun?”
“Hiç de bile. Elbette biliyordum. Burada haberi olmayan tek kişi—”
Yavaşça, işaret parmağını tam Hashimoto’nun gözlerinin önüne doğrulttu.
Hashimoto eliyle parmağı hafifçe itti ve ona ters ters baktı.
“Demek sadece benmişim, ha? Birbirinize duyduğunuz bu büyük güven duygusu gözlerimi yaşartıyor doğrusu.”
“Bu aramızda kalsın. Başka hiçbir sınıf arkadaşıma söylemedim.”
“Benim sınıfımda da durum aynı. Diğer herkes şaşırmıştı. Belli ki haberleri yoktu.”
Böyle bir güvenceye rağmen, durumu kabullenmek Hashimoto için zordu.
“Tesellin için teşekkürler. Yine de bundan sonra işin derinliklerine ineceğim. Ichinose’nin transferden neden haberdar edildiği de buna dahil.”
Planın bir parçası gibi görünmesinin yanı sıra, Hashimoto’nun Ichinose’ye ters ters bakmasının başka nedenleri de vardı.
“Ama neden Ichinose? Sakın bana Ichinose ile çıkmak için Karuizawa’dan ayrıldığını ve ona transferden bahsetme sebebinin de bu olduğunu söyleme?”
Bizi yakın mı görüyordu yoksa sadece bir tahminde mi bulunuyordu bilmiyordum ama Hashimoto bunu sormaktan çekinmedi.
“Oldukça cüretkâr bir soru. Yine de ne hissettiğini bir nebze olsun anlayabiliyorum.”
İkisi de bakışlarını benimle Ichinose arasında gezdiriyordu.
“Sırf bu sebepten dolayı transfer konusunu konuşacak değiliz.”
“O, transfer olduğun sınıfta bile değil. Peki, Ichinose’nin bunu öğrenmesine neden gerek var? İkna edici bir sebebi olmalı, değil mi?”
“Elbette. C Sınıfı olarak A Sınıfını hedeflediğimiz için, Ichinose ve sınıfının iş birliği şart. Onun iş birliği olmasaydı, C Sınıfına transferim gerçekleşemezdi.”
“Oldukça iddialı bir söz. Ne tür bir iş birliğinden bahsediyorsun?”
“Ichinose Honami’nin sınıfıyla yapılan ittifak… Demek gerçekten ciddiymişsin.”
Önce Morishita mırıldandı, karşılık olarak başımı salladım.
“Ha?”
Doğal olarak Hashimoto, aniden bir ittifaktan bahsedilmesi karşısında şaşkına döndü.
Sırada ne olduğu konusuna gelirsek bu, adım adım açıklamam gereken bir meseleydi.
“Gerçekten ciddiyim. Hatta Ichinose ile tam bir ittifak kurduk. Bu, sadece koşullara bağlı kısa vadeli bir iş birliği planı değil. Aksine, üçüncü yılımızın büyük bir kısmında birlikte mücadele etmeye yönelik bir plan.”
Hashimoto’nun öğrenmek istediği stratejinin özünü olduğu gibi aktardım. Ne var ki Hashimoto buna ikna olmadı. Hatta yüzündeki şaşkın ifade daha da belirginleşti.
“Bu imkânsız, değil mi? İnsanlar ne kadar çabalarsa çabalasın, A Sınıfından yalnızca tek bir sınıf mezun olabilir. Tam kapsamlı bir ittifak oluşturmak imkânsız.”
Söylediklerimi bir şaka ya da saçma bir iddia olarak algılamış olabilir. Bu durum zaten beklenen bir şeydi. Dolayısıyla telaşlanmaya ya da bunu kesin bir dille reddetmeye gerek yoktu.
“Bu her zaman doğru sayılmaz. Elbette bir ittifak koşulsuz şartsız kurulamaz ancak sınıfların net bir şekilde üst ve alt yarılar olarak ayrılmış olması ve hem Ichinose’nin hem de benim tek başımıza kazanmayı hedeflemiyor olmamız önemli birer etken. İşin içine ‘dört sınıf eşit şartlarda rekabet edene kadar’ koşulunu da katarsak, ittifakı sürdürmek zor olmaz.”
Sakin bir dille açıklarsak, samimiyetimiz karşı tarafa geçerdi.
“Hayır…bekle. Bu hala imkânsız. Alt sınıflar el ele verse bile, hangi sınavların yapılacağına ve kimin kiminle eşleşeceğine okul karar veriyor. Eğer bir sonraki mücadelemiz Ichinose’nin sınıfıyla olursa, o noktada tüm ittifaklar çöpe gider. Belki okuldan atılmaları önlemek adına centilmenlik anlaşması yapılabilir. İki tarafın da kaybetme lüksü yok, bu yüzden iş birliği—”
Şayet mesele sadece kimin kazanıp kimin kaybedeceğine dayalı bir ittifak olsaydı, çelişkiler ortaya çıkabilirdi.
Ancak ‘ittifak’ kelimesi bundan çok daha fazlasını ifade ediyordu.
Ben karşılık veremeden, Ichinose başını salladı ve durumu açıkladı.
“Elbette, eşleşmelerin nasıl olacağı çoğu zaman kontrol edilemez bir durum. Bunu, son iki yılda defalarca kez gördük ve bence okulun sistemi böyle kurgulaması da gayet doğal.”
Okul, sınıflarımızı dengeli bir şekilde rekabete sokuyordu. Kimi zaman rakibimizi kendisi belirliyor, kimi zaman ise seçimi bize bırakıyordu.
Okul hayatımız boyunca tekrarladığımız özel sınavların kuralı buydu.
“Bu durumu öngörerek şimdiden ayrıntılı düzenlemeler yaptık. Eğer benim sınıfım ile Ayanokouji-kun’un sınıfı bire bir rekabet etmek zorunda kalırsa, ‘Sınıf Puanı bakımından bir puan bile geride olan sınıfa zaferi bırakma’ konusunda anlaştık. Aslında daha detaylı düzenlemeler de mevcut ancak asıl söylemek istediğim, eğer kazanan ve kaybeden sınıflar bu koşulla önceden belirlenirse, herhangi bir anlaşmazlık yaşanmayacaktır.”
Morishita, Ichinose’nin açıklamasını dinledi ve hafifçe iç çekti.
“Ciddi misin? Yani, düzenlemenin mantığı gayet açık ancak vurgulamak istediğim, zaferin karşı tarafa bırakıldığı bir ittifakın hiçbir anlamı yok. Sırf bir puan geride diye zaferi diğer sınıfa bırakmak mı? Bu demek oluyor ki karşı taraf, Sınıf Puanı kazanmak adına çok değerli bir fırsatı elinden kaçırıyor. Bu, her yıl düzenlenen sınırlı sayıdaki özel sınavdan birini çöpe atmak gibi bir şey.”
“Sanki tüm bu özel sınavlar, Hashimoto-kun ve sınıfındaki diğerlerinin avantajına olacak şekilde kurgulanmış gibi konuşuyorsun.”
“Bunca zamandır A Sınıfı statüsünü koruduk.”
“Kısa bir süre öncesine kadar. Sakayanagi-san yenilip kendi isteğiyle çekildiğine göre, sınıfın gücü önemli ölçüde zayıflamış olmadı mı?”
“İşte bu yüzden Ayanokouji’yi kendi tarafımıza çektik.”
“Ichinose’nin sınıfıyla kurulan ittifak… Transferimin nedenlerinden biri de bu.”
“…Yani ittifak kaçınılmaz bir durum, öyle mi?”
Ichinose ve ben neredeyse aynı anda başımızı sallarken, Hashimoto abartılı bir şekilde başını iki yana salladı.
“İttifak kurmak şart olsa bile… Her şeyden önce, kazanması planlanan sınıfın bir sonraki seferde zaferi rakibine bırakacağının garantisi yok. Eğer bir sonraki özel sınavda karşı karşıya gelirsek—”
Mevcut durumda, bir nebze daha üstün olan C Sınıfı yenilgiyi kabullenmek zorunda kalacaktı.
“Ichinose son iki yıldır güvenilirliğini inşa ediyor. İttifakı kurmanın anahtarı da bu.”
Hashimoto gözlerini fal taşı gibi açtı. Sanki söyleyecek söz bulamıyordu.
Anlama kapasitesini aşan bir sohbeti sürdürmek istemiyor gibiydi.
“Sen, yani her daim ihanet eden Hashimoto Masayoshi… Bunu hayal bile edemezsin, değil mi?”
“Bu çok kaba. Peki, sen onların ne dediğini anlıyor musun?”
“Bunun her zaman saçma olduğunu düşünmüşümdür.”
“Tam da Ayanokouji’ye yakışır bir tavır. Morishita, sen de bana katılıyorsun, değil mi?”
“Aslında katılmıyorum.”
“Sadece bana hak ver işte… Her neyse, Ichinose’nin benim gibi birinden çok daha güvenilir biri olduğunu anlıyorum ama mesele bu değil. İhanet… Bu risk hala korkutucu, değil mi?”
“Bir varsayımda bulunalım. Diyelim ki bir sonraki özel sınavda, şu anda D Sınıfı olan Ichinose’nin sınıfıyla karşılaştık ve zaferi onlara bıraktık. Sence Ichinose sonrasında bize ihanet edip ittifak sözünü bozar mıydı?”
Ondan durumu gözünde canlandırmasını istedim. Hashimoto kollarını kavuşturdu ve Ichinose’ye baktı.
Bakışlarını hafifçe başka yöne çevirirken, zihninde hayal gücünün devreye girmesine izin verdi.
Bir anlık sessizliğin ardından, doğrudan kendisine bakan Ichinose’ye döndü.
“Şey… Sanırım, onun güvenilmez biri olduğu söylenemez.”
“İçinde hâlâ biraz şüphe olsa da bunu duymak beni mutlu etti.”
Ichinose gözlerini kısarak neşeyle gülümseyince, Hashimoto yanağını kaşıyarak bakışlarını utangaç bir tavırla başka yöne çevirdi.
“Erkekler basit yaratıklardır. Gerçekten de aptal varlıklar.”
Morishita’nın bıkkınlık dolu sözlerini duyan Hashimoto hemen toparlanıp itirazını sürdürdü. Ancak sanırım konuya ilgisini kaybetmiş olacak ki iki elini de içeceğinin üzerine koydu ve kendi kendine mırıldanmaya başladı.
“Biliyor musun? Bu, üçüncü yılımızın daha sadece başlangıcı. Önümüzdeki aylarda mücadele edip ortam gerginleştiğinde neler olacak? Ichinose güvenilir biri olsa bile, sınıfındaki insanlar onu bize ihanet etmeye itebilir. Aynı şey bizim başımıza da gelebilir. İşler sıkıntıya girdiğinde, mesele artık güven meselesi olmaktan çıkar.”
“Elbette, vakti geldiğinde ittifak bozulacak. Tıpkı senin endişelendiğin gibi Hashimoto-kun, bu ittifakı tüm yıl boyunca sürdüremeyiz. Ancak o an gelmeden, uygunsuz bir zamanda bağları tek taraflı olarak koparmanın hiçbir yararı yok. Tam da bir sonraki şansın olmadığı bir durumda bulunduğumuz için, Ayanokouji-kun ile olan iş birliği ilişkisini mümkün olan son ana kadar sürdürmek istiyorum.”
İhanetten kaçınmanın faydaları, ihanet etmeninkinden daha fazlaydı.
Tıpkı bizim geçmişte Ichinose’nin güvenilirliğini değerlendirdiğimiz gibi, o da şu anda benim yeteneklerimi anbean değerlendiriyordu.
Hassas bir denge kurulmuştu.
“…Ayanokouji hakkında epey olumlu düşünüyorsun.”
“Evet, tıpkı senin düşündüğün gibi, Hashimoto-kun.”
Ichinose doğrudan Hashimoto’nun gözlerinin içine baktı ve hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
“Anlıyorum… Pekâlâ, ne demeye çalıştığını anladım, Ichinose. Doğrusu, bize ihanet etmenin senin açından bir getirisi olmayabilir ama bizim sana ihanet etmeyeceğimizin bir garantisi yok, değil mi? Yoksa bu durumu da bir sözleşme ya da benzeri bir şeyle sağlama mı aldın? Eğer öyleyse—”
Hashimoto aklındaki soruyu dile getirdiğinde, Ichinose gülümseyerek reddetti.
“Ortada bir sözleşme yok. Sadece sözlü olarak, karşılıklı anlaştık.”
“Nerden bakarsan bak, bu fazlasıyla zayıf bir güvence.”
“Hayır, benim için bu kadarı yeterli. Tıpkı Ayanokouji-kun’un bana güvendiği gibi, ben de ona güveniyorum.”
Ichinose hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
Durumu anlamaktan çok uzak görünen Hashimoto ise yine ellerini başına götürdü.
“Anlamıyorum. Hiç bana göre değil böyle şeyler.”
“İhaneti olağan bir durum olarak görenler bunu anlayamaz, değil mi? Gerçi, ben de anlamıyorum.”
Başından beri Hashimoto ile alay eden Morishita, Ichinose ile aramdaki anlaşmadan memnuniyetsiz görünüyordu.
“Şimdilik güven meselesini bir kenara bırakalım. Bu ittifak gerçekten kayda değer bir anlam ifade ediyor mu? Tamamen etkisiz olduğunu söylemiyorum ama A Sınıfı mücadelesinde rekabet edebilmek için bunun gerçekten yeterli olduğunu düşünüyor musun?”
Morishita, fazlasıyla gerçek dışı bulduğu bu argümana şüpheyle yaklaşıyordu.
“Evet katılıyorum. Daha güven meselesine bile gelmeden, bu ittifak gerçekten de kilit rol oynayabilir mi? Sonuçta mesele karşı karşıya geldiğimizde birbirimize yol vermekten ibaret. Tek başına bu ittifakın bizi Horikita’nın ya da Ryuuen’in sınıfının seviyesine nasıl taşıyacağını anlayamıyorum.”
Hashimoto’ya göre bu, Sınıf Puanı kazanma şansını artırmaktan ziyade azaltacak bir şey gibi görünüyordu.
İttifakı bu şekilde gördüğü açıktı.
“Bir ittifak kurmak, yalnızca birbirine boyun eğmek ve çatışmaktan kaçınmakla ilgili değildir. Eğer tam anlamıyla müttefik olursak, gündelik etkileşimler sayesinde elde edebileceğimiz bilgi miktarı kelimenin tam anlamıyla ikiye katlanır. Bu durum, yalnızca akademik ve fiziksel sınavlarda değil, diğer pek çok farklı koşulda da etkili olur.”
Bir kişi hiç kimsenin olmamasından, iki kişi bir kişiden ve üç kişi iki kişiden iyidir. Yetenekli insanları bir araya getirip yetenekli olmayanları desteklemek mümkün hale gelir. Bu da bizi motive eder ve bir sinerji yaratır.
Son iki yılda gerçekleştirilen ıssız ada sınavları gibi tüm sınıfı kapsayan sınavlarda, iş birliği yapma fırsatları doğacaktır.
“Sınıflar güçlerini birleştirdiğinde, Kişisel Puanları gerektiği gibi koordine edebiliriz. Eğer büyük miktarda kaynağa ihtiyaç duyarsanız, bunu karşılayabiliriz. Bu durum, özel sınavlarda da işe yarayabilir.”
Elbette, tüm bunların gerekli olacağına dair bir garanti yoktu. Muhtemelen böyle bir durum, on seferde sadece iki ya da üç kez yaşanırdı.
Ancak bir sınıfın tek başına başaramayacağı şeyleri gerçekleştirme seçeneğine sahip olmak, fazladan bir silahtı.
“Normalde sahip olmadığın bir gücü ödünç almanın daha iyi olduğunu anlıyorum ama ittifak kurduğumuz gerçeği yakında ortaya çıkacak, değil mi? Ya biz böyle yaptık diye en üstteki iki sınıf da güçlerini birleştirirse? Az önce saydığın tüm avantajlar bir anda yok olup gider.”
“Şimdilik endişelenmeye gerek yok. Zirvedeki iki sınıf da birbirine boyun eğecek durumda değil. Her iki tarafın da çıkarına olmayacak şekilde Sınıf Puanlarının el değiştirmesine izin vermek, yalnızca dezavantaj yaratır. Ayrıca Horikita bir yana, Ryuuen güvenilir biri değil. Aralarında, onun kayıtsız şartsız zaferden vazgeçen ilk taraf olacağı ya da istendiğinde Kişisel Puan ödünç vereceği türden bir ilişki yok. Horikita’nın da teslimiyetçi bir tavır takınması pek olası görünmüyor.”
Kendilerine bir miktar esneklik tanınsa bile, Ryuuen söz konusu olduğunda bu kadarı asla yeterli olmazdı.
Üstelik, gösterişli hamleler yapmayı tercih eden Ryuuen’i işin içine katmak, ona ciddi dezavantajlar getirirdi.
“…Şey, bu doğru. İşte tam da bu yüzden sözleşmeler yapıyoruz. Eğer ortada bir sözleşme varsa, kurallara uymak zorunda kalırlar. Tıpkı Ryuuen ve Katsuragi’nin takım olması gibi.”
“Elbette, eğer bir sözleşme öne sürüp okulu da işin içine katarlarsa bu mümkün. Ancak bu, bizim açımızdan memnuniyet verici bir gelişme olur.”
“İttifak kurmaları işimize mi yarar?”
“Evet. Eğer üst seviyedeki sınıflar güçlerini birleştirirse, doğal olarak birbirlerini boğmaya başlarlar. Birbirlerine zaferleri bırakmak gibi şartlarla kendilerini bağlarlarsa, kazanmaları gereken durumlarda kayıp yaşamaya katlanmak zorunda kalırlar.”
Üstelik bu bağlayıcı koşullar sayesinde, anlaşma asla geçersiz kılınamazdı.
“Sıkı şartlara bağlı bir anlaşma, bazen ölümcül olabilir.”
Morishita elinde bir fincan tutarken kendi kendine mırıldandı.
“Öte yandan bizim, bağlayıcı olabilecek sözleşmelerimiz yok. Mesele, birbirimize ihanet edip etmemek değil, stratejimizi esnek ve kazançlı bir şekilde ayarlayabilmek. Sınıf Puanları arasında bir fark oluşursa, o fark kapanana kadar diğer tarafa kayda değer bir destek sağlayabiliriz.”
Normalde imzalanmış olması gereken sözleşme.
Sözleşmenin imzalanmamasından kaynaklı ortaya çıkan çok çeşitli stratejik seçenekler.
“Bu beklenmedik bir durum. Ortada bir sözleşme olmaması aslında işimize yarıyor, öyle mi? Hiç bu açıdan düşünmemiştim ama günün sonunda bu ittifak sona erecek ve normal bir şekilde rekabet edeceğiz, değil mi?”
“Ichinose de bundan bahsetmişti. C ve D Sınıfları yükselip Horikita ile Ryuuen’in sınıflarıyla aynı seviyeye geldiklerinde, iş birliğimiz doğal olarak sona erecek.”
Bu, elbette Ichinose’nin onayıyla yapılmıştı.
Ichinose, Hashimoto ve Morishita’nın bu noktayı net bir şekilde anlamasını sağlamak için başını sallayarak karşılık verdi.
“Bir nebze ikna oldum sayılır. Ancak bu durum aklımda yeni sorular uyandırdı. Daha derinlemesine bir soru sorayım. Neden Ayanokouji ile iş birliği yapmaya karar verdin? Morishita ve ben, Ayanokouji’yi kesinlikle üst düzey bir konuma getirmeyi planlıyoruz. Ancak sınıf arkadaşlarımızın çoğu buna ikna olmuş değil. Şayet Ayanokouji liderliğe uygun olmayan biri olarak damgalanırsa, böyle bir ittifakın hiçbir anlamı kalmayacağı gibi, senin için de bir engel teşkil etmesi söz konusu olabilir. Bu riskleri doğru bir şekilde yönetiyor musun?”
Hashimoto sorusunu kasıtlı olarak bana değil, Ichinose’ye yöneltti.
Keskin sezgileriyle Ichinose’nin gerçek yüzünü tamamen ortaya çıkarabileceğine inanıyor olsa da işler o kadar basit değildi.
Rakibi, eskiye kıyasla açıkça değişmiş ve gelişmişti.
“D Sınıfına düştüğümüz için artık köşeye sıkışmış durumdayız. Bunu anlıyorsun, değil mi?”
“Evet, elbette. İşte bu yüzden, bu ittifak gibi zayıf bir yaklaşım, tam adımlar atmak yerine her seferinde sadece yarım adım ilerlemeni sağlar. Hatta bu teklifi duymak bile bende öyle bir endişe yaratıyor, neredeyse paniğe kapılıyorum.”
“Senin tabirinle, belirsiz bir tam adımdansa, belli bir yarım adım daha iyidir. İki yıldır yürüyoruz ama hiç ilerleyemedik, aksine sadece geride kaldık. Bizim durumumuz senin sınıfınınkinden farklı, Hashimoto-kun. İşte bu yüzden, en başından beri bunu kabullenebildik.”
Onun bu olumlu tavrını gören Hashimoto, başını bir kez salladı.
“O halde soruyu değiştireyim. Ya Ayanokouji lider olamazsa? Ya da lider olsa bile, sınıfın onu kabul etmesinin şartı D Sınıfı ile iş birliği yapmaktan kaçınmak olursa? O zaman iş birliği ilişkisinden öylece çekilir miydin?”
Hashimoto’nun korktuğu şey, yarım yamalak bir iş birliği bağlantısıydı.
Ya da Ichinose’nin sınıfının bağımlı hale gelip çöküşe sürüklenmesinden endişe ediyordu.
“Bunu yanlış anlamazsın umarım ama dürüst olmak gerekirse, bana yük oluyormuşsun gibi hissediyorum. Bizim sınıfımızla sizinki arasında, ipleri kimin elinde tuttuğu gayet açık. Eğer bir ittifak kuracağımızı söylüyorsan, eşit şartlarda olabilmek adına karşılığında bir şeyler isterim.”
“Ne tür bir karşılık bekliyorsun?”
Ichinose, teklifi doğrudan reddetmek yerine önce Hashimoto’nun bir öneri sunmasını sağlamaya çalıştı.
“Utanmazın tekisin. Ichinose Honami’ye ne yaptırmayı amaçlıyorsun?”
“Meselenin ne olduğu konusunda hemen yargıya varma.”
“Peki ya her şeye rağmen kabul ederse?”
“Bu… Hayır, demek istediğim bu değil.”
“Az önceki duraksama çok şey anlatıyordu.”
Hashimoto, sert bir hareketle ellerini sallayarak Morishita’ya konuşmayı bölmeyi bırakmasını işaret etti.
“Kişisel Puan ödemek ya da buna benzer bir yöntem olmalı—”
“Üzgünüm Hashimoto ama benim kazanç elde etmek istediğim ittifak boyun eğmeye değil, eşitliğe dayanıyor. Dezavantajlı bir hiyerarşi oluşturmak aslında daha çok dezavantaj yaratır.”
Görüş ayrılıkları yaşandığında, C Sınıfının üstün konumunu kullanarak diğerlerini boyun eğmeye zorlaması gayet doğaldı.
Bu kaçınmak istediğimiz bir şeydi.
“İçinin rahat olmasını istediğim bir konu var: Eğer Ayanokouji-kun ya da C Sınıfından herhangi biri buna karşı çıkarsa, bunu kabullenmeye hazırım.”
“Öyle mi? Bir kişi bile reddederse, ittifak teklifinden vazgeçmeye razı mısın?”
“Evet. Ama bu konuda endişelenmeye gerek olduğunu sanmıyorum.”
“Neden peki?”
“Çünkü bu, Ayanokouji-kun’un teklifi.”
Ichinose’nin doğrudan bakışları, Hashimoto’nun içine işledi.
“Benim inancım bu yönde. Bu yüzden tartışmanın çıkmaza gireceğini sanmıyorum.”
“…Anlıyorum.”
“Kusura bakma ama bu tartışmayı şimdilik noktalayalım.”
“Neden?”
Bakışlarımı bilerek belli bir yöne çevirdiğimde, Hashimoto ve Morishita da bakışlarımı takip etti.
Baktığımız noktada, durumu henüz tam olarak kavrayamamış olan Horikita ve Matsushita vardı.
“Ah, bu hiç de şaşırtıcı değil. Ben hallederim.”
“İttifakı gizli tuttuğumuzdan emin olalım. Şu an için o ikisinin, böyle bir ittifak kuruyor olabileceğimizi tahmin etmeleri imkânsız. Bu aşamada onlara söylemeye gerek yok.”
“Anladım. Durumu bu kadar erken açığa vurmaya gerek yok.”
Hashimoto’nun yorumuyla benim niyetlerim muhtemelen örtüşmüyordu.
“Aslında, ittifakı bugün ya da yarın açıklamakta bir sakınca olmaz.”
“Ne? Nasıl yani”
“İttifakın sonsuza dek gizli tutulmasına gerek yok. Varlığını duyurduğumuzda daha çok etkili olacak. Ancak şu an, sırf sınıf değiştirmem yüzünden Horikita ve diğerleri zaten ciddi bir darbe almış durumdalar. Onların kafasını karıştırmak için şimdiden ittifaktan bahsetmek gereksiz bir israf olur. Bunu, transferin yarattığı yara biraz iyileştikten sonra öğrenmeleri daha iyi. O zaman canlarını çok daha derinden yakacaktır.”
“… Pekâlâ. Hiçbir şekilde merhamet göstermeyi düşünmüyorsun.”
Bu, yalnızca Hashimoto, Morishita ve Ichinose’ye yönelik, laf olsun diye söylenmiş sözlerdi.
Horikita’nın sınıfının çöküşüyle hem rahatlayacak hem de gözleri korkacak olanlar, bunu makul karşılayacaklardı.
Ne var ki benim amacım Horikita’yı alaşağı etmek değildi.
Onun gelişmesini sağlamam gerekiyordu.
Sınıf değişikliğinin yanı sıra, bu ittifak meselesi gibi ona beklenmedik bir tehdit sunmak, psikolojisi üzerinde ciddi bir baskı yaratacaktı.
Elbette, sonrasında Horikita’nın ruh hali çok daha derin yaralar alabilirdi.
Ama endişelenmeye gerek yoktu.
Aradan iki yıl geçmişti.
Horikita bu süre zarfında sınıf arkadaşlarıyla ilişkilerini geliştirmeyi başarmıştı.
Bu süreçte, onun toparlanmasına yardımcı olacaklarına inanıyordum.
Çevirmen: Mesela Kek 2
İyi okumalar.
İnstagram: @turkcelightnovels
Discord sunucumuza gelmeyi ve aktif hale gelen yorumlar kısmından bölüm hakkında yorum yazmayı unutmayın.
Ayrıca diğer serilerimiz olan Fate/Zero, Tavşan Kostümlü Senpai’m ve Eczacı Günceleri’ni de okuyabilirsiniz.
İttifak işi sarmadı